İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

“Ben bakırla konuşuyorum”

Bakır işlemeciliğini modern zamanlara uyguluyor Hasan Var, yaptığı takılarla zamana direnen sanatını kendi özgün diliyle konuşturuyor

 Yazı: Ceyda Adar

Fotoğraflar: Ceyda Adar / Süleyman Duman

Yok olmaya yüz tutmuş el sanatımız” deyimini sıklıkla duyduğumuz bugünlerde, bu sanatlar arasında anılan bakır işlemeciliği, sayıları 10’u geçmeyen ustalarıyla yaşatılmaya çalışılıyor. Osmanlı’dan günümüze kimi zaman vitrinleri süsleyen kimi zaman da mutfak gereci olarak raflarda yerini alan bakır ürünler, değişen zamanın bir yerinde kalmış olmanın hüznüyle bakıyor şimdiye… Atalarımızdan yadigar bu sanatı yaşatmaya çalışanlardan biri de Hasan Var. Bakırcılık diyarı Erzurum’da başlayan yolculuğunun son durağı olan Kemeraltı’nın Kızlarağası Hanı’ndaki mütevazı dükkanında, bakır işlemeciliğini ustalıkla sergiliyor. Hasan Var, bu sanatın son temsilcilerinden. Hanın ikinci katında, bakırı meraklılarıyla buluşturan Hasan Var, 31 yılını verdiği mesleğinin yok oluşuna tanıklık etmenin hüznünü yaşıyor olsa da, ilk gün heyecanıyla oturuyor tezgahının başına.

Bakır testiler, tabaklar, tepsiler ve süs eşyalarının da beğeniye sunulduğu dükkanında, bakır işlemeciliğini modern zamanlara uygulayan Var, yaptığı takılarla, zamana direnen sanatını kendi özgün diliyle konuşturuyor. Bileklikler, kolyeler, küpeler ve diğer ürünlerin her birine verdiği emek, “Bir oğlum var. Hemen hemen sanatımla eşdeğer tutuyorum” diyecek kadar yoğun bir sevgiyle birleşiyor. Bakırın sanatla buluşmasıyla ortaya çıkan ürünler, el emeğinin en güzel sunumu…

O tezgahının başında bakır bir tabağı işlerken, ben ellerindeki hızlı rötuşları hayranlıkla izliyorum. İzlerken de işin inceliklerini öğrenmek için bakırın sanata dönüşüm sürecindeki aşamaları soruyorum. Küpe örneğini veriyor Hasan Var:“Bakır bize plaka halinde gelir. Önce bu plakayı kostikli suda, sonra benzinde yıkıyorum. Ardından talaşlayıp, verniğini atıyorum. İstenilen boyayı da attıktan sonra işlemesini yapıp, makasla kesiyorum. Kenarlarına kalem atıp, küpe yerlerini deliyorum. Verniğini atıp, halkasını takıyorum ve paketliyorum. Yani en küçük bir küpenin bile elimizden 20 defa geçtiğini söyleyebilirim.”

Yerel yönetimlerden destek bekliyorlar

20 yıl önce büyük objelerde bin 800’e yakın çeşit varken, bugün ilginin azalmasıyla bu rakam 80-100’lere gerilemiş. O yıllarda işlemeci sayısının 300-400’ün üzerinde olduğunu söyleyen Hasan Var, “Bugün Türkiye’de 8-10 kişi kaldık” diyor üzülerek. Gelinen son noktada kaybolmaya yüz tutan mesleğine olan bağlılığını da gözleri dolarak kelimelere döküyor:

“Bakır, annemi, babamı, eşimi, çocuğumu ifade ediyor. Çünkü biz bakırla bütünleşmişiz. Bakır eşittir Hasan Var. Adım Hasan da olsa bakır da olsa aynı şeyi ifade edecekti. Biz bakırla bütünleşmişiz. Dersiniz ki cansız bu. Benim için o kadar çok şey ifade ediyor ki. Şu motifi şuraya yapsam daha güzel duruyor, onu yapmayayım, şunu yapayım diyorum. Yani ben bakırla konuşuyorum.”

Var’a göre Avrupa’da mekânikleşen düzenin aksine Türkiye’de hala el sanatı yapan insanlarımız bulunuyor. Ama ustaların zaman içerisinde yok olup, mekânikleşmenin artmasıyla gelecek nesiller de onlar gibi olacak. “En büyük amacım, ismimizi duyurarak diğer arkadaşlarımın da rahat yaşamalarını sağlamak” diyen Hasan Var, yerelde belediyelerin, demokratik kitle örgütlerinin ve yöneticilerin duyarsız kalmamaları gerektiğini söylüyor ve ekliyor: “Belediyelerin çok ciddi destek vermesi gerekiyor. Yurtdışı fuarlarında bize de yer ayırsınlar örneğin. Ya da kurslar açılabilir. Ben bu sanatın kursunu vermeye de hazırım.”

 

“Pazarlamacılara ihtiyacımız var”

Yabancıların ülkemize özgü el sanatlarına oldukça ilgi duyduklarını anlatan Hasan Var, Guatemala, Bolivya, Almanya, Amerika ve Japonya’da müşterilerinin bulunduğunu, ancak pazarlama konusundaki eksiklerin bu el sanatının yaşamasında olumsuz etkenlerden biri olduğunu söylüyor. “Pazarlama yeteneğim olmadığı için ben bu durumdayım. Ben imalatçıyım. Yeteneğim olsaydı da, pazarlama yaparken burada imalatım duruyor” diyen Hasan Var, bunu pazarlayabilecek insanlara çok ciddi anlamda ihtiyaç olduğu görüşünde.

Mesleğe yıllarını veren bakır işlemeciliği ustası Hasan Var, satır aralarına da sıkıştırsa sitemlerini, yüzündeki hüzünlü gülümseme hem sanatına duyduğu aşkını hem de çaresizliğin sıkıntısını anlamanızda yeterli oluyor. Bir sanatı yaşatmak, modern ile geleneksel arasında köprü kurmaktır aynı zamanda. Bir köprü de siz kurun…

DERGİ ARŞİVİNDEN