İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

Çifte Kiliseler

Antik dünyanın en önemli kentlerinden biri olan Efes, bugün olduğu gibi geçmişte de Hristiyanlığın önemli hac merkezlerinden biriydi. Hristiyanlığın ilk dönemlerinde birçok toplantının gerçekleştiği Efes, Hz. Meryem’in konumunu dogmatik açıdan açıklığa kavuşturma amacıyla toplanan Üçüncü Ekümenlik Konsil’e de ev sahipliği yaptı

 

Yazı: Andreas Kulzer / Avusturya Bilimler Akademisi

Fotoğraflar: Onur Şan - Efes Müze Müdürlüğü Arşivi

  

Efes’te ilk Hristiyan topluluklarının varlığı, 55 sonbaharından 58 ilkbaharına kadar kentte bulunduğu sanılan Havari Paulus zamanına kadar uzanır. Paulus, 61 yaşında Roma’dan Efeslilere bir mektup yazmıştır. 70 yılından sonra Aziz İoannes Teologos, ölümüne kadar burada kalmak üzere Efes’e yerleşmiştir. Daha sonraki mitlere göre, Efes aynı zamanda Theotoks’un ve Magdalalı Azize Maria’nın kaldıkları ve öldükleri yerdir. Magdalalı Azize Maria’nın Theotokos’un ölümünden sonra Efes’e gelmiş olduğu söylenmektedir. Yine Havari Philippos’un kızı Azize Hermione’nin de Efes’te etkin olduğu düşünülmektedir. Bahsi geçen son iki kişi, anlatıma göre, Panayırdağı’nda veya yakınında gömülmüşlerdir. 96 yılından önce Paulus tarafından kentin ilk piskoposu görevine atanan Timotheos, kentin ana caddesi Embolos’ta dini uğruna öldürülmüştür. Bunun üzerine Panayırdağ’da şerefine bir martyrium yapılmıştır. Asya Eyaleti’nin başkenti olan Efes, İonnes’in Apokalypsis’inde (imparator Domitianus’un yönetiminin sonlarında yazılmıştır, 81-96) bahsedilen yedi kent arasında en önemlisidir. Öyle ki Smyrna, Pergamon, Thyateia, Sardes, Philadelpheia ve Laodikeia’dan önce, ilk bahsedileni de Efes’tir. Olasılıkla pagan çevreyle uzlaşma için ağırlığını koyan dindışı Nikolaitoslar grubuna karşı yerel topluluğun tutumu, dönmeleri için yapılan uyarıya rağmen belirgin biçimde övülmüştür. 106 civarında Antiokheialı İgnatios, Efes’teki Hristiyan topluluğuna, onları din dışı düşüncelerden korumak için bir mektup yazar. 190 yılı civarında Efes ile Roma arasında Paskalya tarihinin hesaplanması konusunda görüş ayrılıkları tespit edilmektedir.

İmparator Decius zamanındaki (149-251) Hristiyan takibatı, Yedi Uyurlar Efsanesi’ne tarihsel bir temel teşkil etmiştir. O zamanlar, Efes kökenli olan Aziz Myrope de dini için öldürülmüştür. Aziz Porphyrios, Aurelianus’un yönetimi altında (270-275) ölmüştür. İmparator Diocletianus ile Maximianus’un (286-305) yönetimi sırasında 303 Şubat’ından itibaren tüm imparatorluk çapında gerçekleşen son Hristiyan takibatında Aziz Androkinos, Aziz Adauktos ve kızı Kallisthena ölmüşlerdir. Kaisareialı Eusebios 4’üncü yüzyılın birinci çeyreğinde kaleme aldığı kilise tarihinde, Papianos’a gönderme yaparak, Efes’te İncil yazarı ve havarisi İoannes (Theologos) ile Apokalypsis’in yazarı ikinci bir İoannes için bir mezar bulunması geleneğinden bahseder; burada bu iki kişi birbirlerinden kesin olarak ayrı tutulmaktadır. Bu kişiler ayrımı, Bizans tarihi boyunca yeniden ortadan kaldırılacaktır.

Efes Hristiyanlaşıyor

İmparator Büyük Constantinus’in din politikası, kilise yapılarının inşasının başlamasına ve mevcut profan yapılarla tapınakların Hristiyan dini mekanlarına dönüştürülmesine bağlı olarak kent görünümünde adım adım bir Hristiyanlaşmayı beraberinde getirmiştr. Böylece olasılıkla Roma pazar bazalikasından kentin tanrının anasına adalı katedrali; 2’nci yüzyılda inşa edilen Serapis Tapınağı ile bir İmparatorluk Dönemi yuvarlak yapısından (ki burası Lukas Mezarı adıyla anılmaktadır) küçük kiliseler meydana çıkmıştır. İoannes Mezarı üzerine bir bazalika inşa edilmiş, ayrıca kente dağılmış halde küçük şapeller ortaya çıkmıştır. 4’üncü yüzyıldan 5’inci yüzyıla geçişte kilise, en büyük arazi sahibiydi. İmparator İulianus’un annesi Basilina mülklerini kiliseye bırakmıştı. Ruhbanların temsilcileri, yönetici olarak bile Efes’te ikamet etmeyen yüksek aristokrasi üyeleriydi. 400’de Konstantinopolis’te yardımcı piskoposlarından biri tarafından sadakatsizlik, çıkar sağlamak ve cinsel suçlar işlemekle suçlanan, yerleşimin piskoposu Antonios da bunlardan biriydi. Bunun üzerine, olasılıkla 401’de imparatorluğun başkentinin başpiskoposu olarak Aziz İoannes Khrysostomos, Antonios’un durumunu görüşmek için Konstantinopolis’ten Efes’e gelmiş ve burada Asya, Lydia ve Karia piskoposlarını bir araya çağırmıştır. Antonios tarafından haksız olarak, yani para karşılığı göreve getirilen ruhaniler görevlerinden uzaklaştırılmış, ancak 404’te Khrysostomos’un görevden azlinden sonra, tekrar eski pozisyonlarına geri dönmüşlerdir. İoannes Khrysostomos Efes’i ziyareti sırasında, Got akınlarından sonra 262’de sadece kısmen restore edilen, hala kullanımda olan olan Artemis Tapınağı’nı yıktırmıştır. Pelusiumlu İsidoros’un aktarımına göre, tapınaktan geriye kalanlar bile, paganlar tarafından tapınma amacıyla kullanılmaya devam edilmiştir. 5’inci yüzyılda kaleme alınmış olması gereken Prokhoros’un Acta İohannis’i, Aziz İoannes’in Patmos’dan geri döndükten sonra tapınağı yıkıntı halinde bulduğunu anlatmaktadır, burada hiç kuşkusuz çağdaş bir olay tarif edilmektedir.

Kilise politikası açısından önemli bir merkez

Kilise idaresi, devlet idaresini esas alıyordu. 325’te Nikaia Konsili’nun (Birinci Ökumenik Konsil; 381’de Konstantinopolis’teki İkinci Ekümenlik Konsil, ikinci kanonla bunu onaylamıştır) altıncı kanonuna göre, Kilise Eyaleti Asia, Efes’ten yönetiliyordu; buradaki piskopos Metropolit unvanını taşıyordu ve çevre yerleşimler üzerinde hukuki hüküm vardı. Efes’in geniş çevresi içerisinde manastır sisteminin ortaya çıkışının tarihlenmesi zordur; keramet sahibi Aziz Onesimos’un, henüz Diocletianus’un yönetimi sırasında buradaki manastırlardan birine yerleşebildiği bilgisi hiç kuşkusuz efsanedir. Ancak 5’inci yüzyılın ilk yarısında, sonradan Konstantinopolis’teki Akoimetos Manastırı başrahibi olan Aziz Markellos’un yaşamından anlaşıldığı üzere, ilgili kurumlar mevcut gibidir.

Zengin bağışçı Bassianos’un yaptırdığı 70 yataklı Ptokheion kurumu, 430’larda görev yapan piskopos Memnon’un kıskançlığını uyandırmış ve Bassianos’u Euaza piskoposu görevine atayarak Efes’tan uzaklaştırmıştır. Ancak Bassianos 443 yılında Konstantinopolis patriği Proklos’un emriyle yeniden Efes piskoposu yapıldığında büyük huzursuzluklar baş göstermiş, bölünmeler olmuş ve aynı anda yan yana birçok piskopos ortaya çıkmıştır.

İç kavgalara rağmen Efes o zamanlar kilise politikası açısından önemli bir yerdi. Bu bağlamda 431 yazında burada, Konstantinopolis’ten piskopos Nestorios aleyhine mantıklı olarak bir konsil (Üçüncü Ekümenlik Konsil) toplanmıştır. Bu konsilde Nazarethli İsa’nın annesinin konumu dogmatik açıdan açıklığa kavuşturulacaktı. 449 yazında, Nestorianizmin tamamen bertaraf edilmesi için Meryem Ana Kilisesi’nde bir ruhani meclis toplanmıştır; bu toplantı kargaşalı geçmesinden dolayı sonradan “Latrocinium” adıyla tarihe geçecektir. Kilisenin bu iki toplantısı, hem tarih hem de kilise tarihi ile ilgili literatürde çok fazla ele alınmıştır. Aynı durum, Latrocium’dan iki yıl sonra Nazarethli İsa’nın özelliklerini belirlemek hedefiyle bir araya gelen Khalkedon Konsili için de geçerlidir; ancak bu konsil de tıpkı öncül konsillerde olduğu gibi kilisede birliği sağlamak yerine Batı kilisesinin ayrılmasını teşvik edici bir etkisi olmuştur (Dördüncü Ekümenlik Konsil). Efes piskoposunun, gücünü daha da büyütmek yönündeki ümitleri de yerine gelmemiştir; onun yerine Nikaia Konsili’nin 37’nci kanonunda onaylarnan Küçük Asya üzerindeki hakimiyetinden vazgeçmek ve kilise hiyerarşisinde Kappadokia’daki Kaisareia’nın piskoposuna öncelik vermek, ayrıca o zamana kadar bağımlı olan Smyrna piskoposunu da bağımsız başpiskopos olarak tanımak zorunda kalmıştır. Piskopos Bassianos ile o zamanki rakibi Stephanos yıllık bir emeklilik ücreti karşılığında görevden alınmışlar, onların yerine İoannes adında, yeni bir piskopos geçmiştir. Bu da kentte yeniden huzursuzlukların baş göstermesine neden olmuştur.

İkonoklaşma kavgaları

 Bu dönemde 5’inci yüzyılın ortasında, Yedi uyurlar Efsanesi’nin ilk yazılı izlerine rastlanmaktadır. 530’lara ait Theodosius’un Latince hac ziyareti raporlarında mağaradan görülmeye değer bir yer olarak bahsedilmektedir; olayın tarihi dayanağı artık sorgulanmamaktadır. Efes piskoposu Hypatios 530’larda monophysitizmin azılı bir karşıtıydı. 536’da İstanbul’daki kilise toplantısına, Khalkedon Konsili piskoposlarının sözcüsü olarak katılmıştır. 100 yıldan fazla süren, kısmen son derece kıyıcı geçen ikona kırıcılığı kavgasında (726-787, 815-843) da azizlerin, özellikle de Nazarethli İsa’nın resimsel tasvirinin, bu (eski kilise adamları tarafından da sürekli dile getirilen Exodus 20, 4’e göre, tanrının her nevi tasvirinin kati şekilde yasaklanmasından bağımsız olarak) onun tanrısal özelliğiyle ikilem yaratacağı anlamına geldiği için, yapılıp yapılmaması gerektiği konusunda Efesli din adamları iddialı biçimde taraftı. Önceki imparator Apsimaros’un (698-705) oğlu Efes metropoliti Theodoros, 754 yılında, on yıllarca sürecek tasvir yasağı olan ikonoklaşmayı imparatorluk kilisesinin resmi doktrini ilan eden Hiereia Ruhbanlar Meclisi’nde başı çeken kilise adamlarından biri olmuştur. Hiereia’daki kararların iptal edilerek ikonoklaşma kavgasının ilk etabına son veren 787’deki Nikeia Konsili’nde (Yedinci Ekümenlik Konsil) onun anısı ile yazıları silinmiştir. Efes civarındaki tasvir taraftarı keşişler, ikonoklaşma kavgaları sırasında, her ne kadar sonraki mitleştirmeden dolayı kesin bir kanıya varmak zor olsa da, ikonoklaşmacı General Mikhael Lakhanodrakon’un takibatı altında ezilmiş olmalıdırlar. Daha önce işkence gören keşişlerin Marmara Denizi kıyısındaki bir manastırdan Efes’teki bir hamama sürgün edilmesi (766 yılından önce), tıpkı 770 yılında rahip ile rahibelerin kentin tzukanistlerinde (polo sahası, stadion) zorla evlendirilmeleri gibi kuşkusuz sadece anlatıdan ibarettir. 787 konsil kararları bağlamında, Efes’teki ruhban sınıfının yüksek temsilcilerinin teolojik yaklaşımlarında değişiklik olmuştur. 815 yılı Konstantinopolis Ruhbanlar Meclisi’nin yeniden tasvir yasağını devreye sokmalarıyla ikono kavgasında ikinci evreye girilmesinden sonra, Beşinci Leon aralarında Efes metropolitinin de bulunduğu pek çok yüksek din adamını sürgüne yollamak durumunda kalmıştır. Bu dönemde, daha sonra tasvirlerden yana tutumuyla değişik suçlamalarla karşı karşıya kalacak olan Atroalı Aziz Petros, İoannes Bazalikası’na hac yürüyüşüyle göç hayatına başlamıştır.

Kilise tarihi ile ilgili 11’inci ve 12’nci yüzyıldan da ilginç veriler vardır. Aziz Lazaros’un Efes’in hemen arkasındaki Galesion Dağı’na yerleşmesi yerel hiyerarşi tarafından hoş karşılanmamış, bir sütunun üzerinde yaşayan bu kişiye karşı, etkileyici konuşmalarıyla giderek daha çok dinleyici kazandıkça ve Efes’teki hac merkezine karşı güç bir rakip haline geldikçe, şüpheyle yaklaşılmış ve Aziz Lazaros dışlanmıştır.

İmparator Yedinci Mikhael Dukas (1071-1078) tahttan indirildikten sonra, olasılıkla istememesine rağmen Efes metropoliti olmuştur. 12’nci yüzyılın ortasında (1155-1156) Metropolit Georgios Tornikes, Efes’teki din dışı davranışlarda bulunanlardan bahseder; kiliseler-kısmen?- öylesine kötü durumdadır ki mozaik parçaları kilise ziyaretçileri üzerine düşer. Bundan birkaç yıl sonra Efes kilisesi ağır bir kayıp daha yaşamıştır. İmparator Birinci Manuel Kommenos 1169 yılında, kentteki en önemli kutsal emanet olan Hazreti İsa’nın öldükten sonra üzerine yatırıldığı söylenen taş levhayı başkent Konstantinopolis’e taşıtmıştır. Tüm bunlara rağmen Efes, Selçukluların kenti istila etmesine kadar Küçük Asya’daki metropollerin en büyüklerinden ve zenginlerinden biri olmuş olmalıdır. 1248’de Nikephoros Blemmydes, Efes’te 1271 yılında ölünceye kadar kaldığı ve çalıştığı Emathia Manastırı’nı bitirebilmiştir. Bu alim son derece zor bir kişilik olmalıydı; daha sonraki başpiskopos Georgios Kyprios 1259 yılında Nikephoros Blemmydes’in yanında eğitim almak için Efes’a geldiğinde Blemmydes hakkında o kadar çok olumsuz şey duymuştur ki, onunla karşılaşmadan Efes’ten ayrılmıştır.

Aynı yılın sonunda Efes metropoliti Nikephoros, Sardes metropoliti Andronikos ve Selanikli Manuel’in karşı koymalarına rağmen, Nikaia’da Konstantinopolis başpiskoposluğuna getirilmiştir. Ancak bundan kısa bir süre sonra vefat etmiş ve naaşı, İoannes Bazalikası’nda gömülmek üzere Efes’e getirilmiştir.

Aydınoğulları hakimiyeti ile gelen değişiklikler

1304 Ekim’inde, Efes’in Aydınoğulları Beyliği’nin eline geçmesinden sonra, doğal olarak kilise yaşamı da değişmiştir. Kentin metropoliti 1315 (belki de 1304’ten itibaren) ile 1339 yıllarında makam yerinden uzak kalmak ve imparatorluğun hala Bizans yönetimi altında olan topraklarında ikamet etmek zorunda kalmıştır. 1329 yılından itibaren Matthaeus adında bir şahıs, Efes metropoliti olmuştur. Matthaeus zorunlu olarak on yıl boyunca Bizans İmparatorluğu’nun Avrupa’daki bölümünde kalmıştır ve 1329 Aralık, 1330 Şubat, 1330 Nisan ve 1331 Nisan’ı, ayrıca 1337 Haziran’ı ile 1338 Şubat’ı arasında ve Haziran 1339 ile Şubat 1340 arasında Küçük asya’daki yerine gitmek üzere yola çıkabilmiştir. Smyrna’da, önce ona yıla devam etmesini yasaklayan, ancak hediyeler yardımıyla fikrini değiştiren Aydınlı umur Bey ile buluşmuştur. Matthaeus 1351 yılına kadar görevde bulunmuş ve Aydınoğulları’nın çeşitli kötü davranışlarına maruz kalmıştır. İoannes Kilisesi, piskoposluk sarayı ve bazı arazilerin geri verilmesi talebi, Selçuk’ta bulunan Hızır Bey tarafından reddedildiyse de bu din adamına en azından İoannes Kilisesi yakınında küçük bir ev tahsis edilmiş ve onu desteklemek için altı rahibe izin verilmiştir. 1340’larda Matthaeus, geliri artırabilmek için, etki sahasını komşu yerleşimleri de dahil edecek şekilde genişletme çabasında bulunmuştur; bu denemesi, hem 1342 hem de 1343 yıllarında Konstantinopolis’teki başpiskopos tarafından reddedilmiştir. Bununla ilgili kampanya çalışması sırasında 1343 yılında metropolit, Umur Bey’e giderek aynı makamdaki meslektaşına iftira atmaktan da kaçınmamıştır.

1365 Şubat’ında Başpiskopos Philotheos Kokkinos (1364-1376) başkanlığında toplanan Konstantinopolis Ruhani Meclisi, Pyrgion Piskoposluğu’nu Efes metropolisine yardımcı piskopos olarak bağlamıştır. Üç yıl sonra, 1368 Ocak’ında her iki merkez tek bir metropolis olmak üzere birleştirilmiştir. 1387 Eylül’ünde Pergamon, Klazomenai ve Nea Phokaia makamları da, bu kentlere metropolit atamak mümkün olamadığı için, Efes’in idare bölgesine dahil olmuştur. 1402’de Timurlenk’in Moğol askerleri tarafından kentin alınmasından sonra, Efes metropoliti genellikle Magnesia’da ikamet etmiştir.

DERGİ ARŞİVİNDEN