İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

Küçük Menderes’in Büyük Mirası; Ödemiş Müzesi

 Ödemiş Müzesi, kronolojik ve tematik düzende sergilenen 16 bini aşkın eserle Küçük Menderes Havzası’nın büyük kültür mirasına ışık tutmaktadır

 Yazı: Feride KAT/ Ödemiş Müze Müdürü

 

 

Kuzeyde Bozdağlar (Tmolos) ile güneyde Aydın (Messogis) Dağları arasında uzanan ve Küçük Menderes Irmağı’nın suladığı bereketli ovada konuşlanan Ödemiş’te müze kurulması,  kentin eski belediye başkanlarından, koleksiyoner Mutahhar Başoğlu’nun 2772 m²’lik arsasını ve koleksiyonundaki eserleri hazineye bağışlamasıyla gerçekleşti. İnşaatı 1983 yılında tamamlanan ve bodrum kat üzerine zemin kattan oluşan müze, 1987 yılında ziyarete açıldı. 2014 yılında restore edilen müze binası, yeni bir anlayışla düzenlenerek, 16 Ekim 2015 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanı Yalçın Topçu’nun katıldığı bir törenle tekrar kapılarını açtı.

Deposu ve sergi salonunda toplam 16.253 eser bulunan yeni Ödemiş Müzesi’nin, bahçe dışında tek bir salonda toplanan eserleri, kronolojik ve tematik bir düzende sergilenmektedir. İzmir’e bağlı Ödemiş, Beydağ ve Kiraz ilçelerini kapsayan Doğu Küçük Menderes havzasının zengin kültür mirasını tanıtmayı amaçlayan sergi, yerel ve bölgesel bir anlayışla hazırlanmıştır.

Anadolu uygarlıkları ve Küçük Menderes havzası kronolojisinin tanıtıldığı büyük açıklama panolarından sonra gelen ilk vitrinlerde, tarih öncesi, özellikle İlk Tunç Çağ (İÖ. 3200-2000) kültür kalıntıları sergilenmektedir. Çoğu bölge höyüklerinde ele geçen el yapımı, kimileri beyaz renkli bir macunla dekore edilmiş gaga ağızlı testiler, hayvan figürinleri ve dokuma aletleri Troia-Yortan kültürünün güney sınırındaki son temsilcileri olarak dikkat çekicidir.

Anadolu’nun yazı ile tanıştığı, okuryazar olma adımları attığı Orta Tunç (İÖ. 1900-1600) ve Hitit İmparatorluğu’nun (İÖ. 1600-1200) yükseldiği Son Tunç çağları, Batı Anadolu’nun en az bilinen dönemleridir. Bölgemiz höyüklerinde Orta Tunç Çağı’nın zengin örneklerle temsil edildiği, müzemiz elemanları tarafından yapılan yüzey araştırmalarıyla saptanmıştır. Hitit İmparatorluğu döneminde önce Apasa (Ephesos) merkezli Arzawa Krallığı’na bağlı olan bölge durumundaydı. Hitit kralı II. Murşili (yakl. İÖ. 1318-1290) Arzawa’yı fethederek Mira, Hapalla ve Seha Nehri Ülkesi adıyla kendine bağlı üç beylik haline getirdi. Küçük Menderes ve Büyük Menderes havzaları Mira Beyliği’nin içine alındı. Bölgemizde henüz kapsamlı bir arkeolojik yüzey araştırması yapılmadığı için bu dönem hakkında fazla bilgi yoktur.

Lydia-Mermnad Krallığında en parlak günler

Küçük Menderes havzası en parlak günlerini, başkenti Sardeis’te (Sart) bulunan Lydia-Mermnad Krallığı döneminde (İÖ. 687-546) yaşadı. Bu zengin ve güçlü devletin sınırları, batıda Ege Denizi kıyılarından doğuda Kızılırmak’a kadar yayılıyordu. Bugün Yukarı Küçük Menderes havzası, Lydialı yönetici ve toprak sahibi zengin sınıfın tümülüs türü mezar anıtlarıyla doludur. Ödemiş Müzesi’nin Lydia uygarlığını yansıtan vitrininde, içlerinde bölgenin ünlü krem ve parfümlerinin konulduğu lydion, aryballos ve alabastron türü vazolar, yağ kandilleri, hayvan figürinleri ve bazı elektron sikkeler sergilenmektedir. Bu vitrinin arka yüzünde Lydia Krallığı’na son veren Pers-Akhaimenid egemenliği (İÖ. 546-334) dönemine ait tunç ve pişmiş toprak çanaklar, kurşun sapan taşı taneleri, akik damga mühürler ve kimi Pers sikkelerine yer verilmiştir.

Lidce yazıtı

Müzenin, benzeri Türkiye ve hatta dünya müzelerinde bulunmayan en dikkat çekici eseri 1.84 m yüksekliğinde taştan bir mezar stelidir. Kiraz ilçesi sınırları içinde bulunmuş olan stelin taç kısmı yerel bir anthemion kabartması ile süslüdür. Bunun altında, üstü örtülü tabureye oturmuş, türbanlı bir kadın figürü ile ona hizmet eden daha küçük bir figüre yer verilmiştir. Bir mezar anıtı olduğu anlaşılan eserin en ilginç yönü alttaki 12 satırlık Lidce yazıtıdır. Yazıtta stelin, Pers büyük kralı II. Artaxerxes (İÖ. 404-358) ve Sardeis satrabı Rasakes zamanında yaşamış, Alikres kızı Storsis adlı bir kadına ait olduğu kaydedilmiştir. Sembolik göğüs stilizasyonları nedeniyle yine bir kadına ait olduğunu düşündüğümüz diğer bir anthemionlu stel, özenli taş işçiliği ile İÖ. 6. yüzyılın ortaları ya da sonları arasına, yani Batı Anadolu’nun Pers-Akhaimenid egemenliği altında bulunduğu bir zaman dilimi içine tarihlenebilir.

Anahita Tapınağı

Havzanın en önemli ve kalabalık kenti, Ödemiş ilçe merkezini 4 km. kuzeyinde ve Tmolos Dağı’nın güney etekleri üzerinde konuşlanmış bulunan Hypaipa’dır (Datbey/Günlüce). Hypaipa, İran egemenliği döneminde önce ateşe tapan Pers rahiplerinin, sonra da Pers Artemisi de denen Tanrıça Anahita’nın en önemli kült merkezlerinden biri haline gelmişti. Roma İmparatorluk Çağı’nda Hypaipa’da basılmış olan sikkelerin arka yüzünde çoğu kez tapınağı önünde duran Tanrıça Anahita motifi işlenmiştir. Bu tarihi olay ve Anahita Tapınağı, müzenin bir bölümünde canlandırılmıştır. Bu canlandırmanın önüne ise yine Hypaipa’da bulunmuş, Persepolis’teki sütun başlıklarını andıran sırt sırta vermiş iki arslan protomu ile oluşturulmuş, İÖ. 6. yüzyıl özellikleri taşıyan kireçtaşı ya da mermer bir sütun başlığı ya da kaidesi yerleştirilmiştir. Bu taşın yanında duran ve üzerinde müzik eşliğinde yapılan bir ziyafet sahnesinin betimlendiği kabartma, Doğu’lu temasıyla dikkat çekicidir. İÖ. 5. yüzyılın başları ile ortası arasına tarihlenen kabartmanın alt sahnesinde otlayan dağ keçisine saldırmaya hazırlanan iki arslan motifine yer verilmiştir.

Neikaia ve sikkeler

Havzanın diğer antik merkezlerinden Neikaia (Ayasuluk/Türkönü), Palaiapolis (Beydağ) ve Koloe (Kiraz)’de bulunmuş olan eserler, ayrı ayrı vitrinlere yerleştirilmiştir. İÖ. I. yüzyılın sonlarından İS. III. yüzyılın ilk çeyreğine kadar kendi adına sikke basabilmiş olan Neikaia kenti, zengin civa-zencefre maden kaynakları üzerinde kurulmuştur. Sikkelerinin arka yüzünde çoğu kez sağlık tanrısı Asklepios, kızı hijyen ve temizlik tanrıçası Hygeia ve cüce oğlu, nekahet tanrısı Telesphoros’un kabartmalarına yer verilmiş bulunan bu ilginç kentin,  bir tür sağlık merkezi olabileceği vurgulanmıştır.

Müzenin bir köşesinde arslan konusu ele alınmıştır. Günümüzde ormanlar kralı olarak nitelenen arslanın tarih boyunca üstlendiği simgesel koruyucu anlayışı ile daha sonraki çağlarda ortaya çıkan mobilya ayağı işlevi örneklerle anlatılmış, Roma Dönemi’ne ait arslanlı mermer ayak çeşitlemeleri sergilenmiştir.

Helenistik (İÖ. 334-30) ve Roma İmparatorluk Dönemleri’ne (İÖ.1. - İS. 15. yüzyıl) ait vitrinlerde pişmiş topraktan yapılmış heykelcikler, seramikler, cam, bronz ve kemikten yapılmış eserlerin yanında, altın ve gümüş takılar ile açık teşhirde Kiraz yöresinde bulunmuş kabartma ve yazıtlı mermer adak stelleri ile pişmiş toprak ve mermer lahitlere yer verilmiştir.

Ayrı bir oda şeklinde düzenlenen nümizmatik seksiyonu vitrinlerinde, Lydia Dönemi’nden başlamak üzere Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı Dönemlerine ait sikke örnekleri kronolojik bir düzende sıralanmış, ayrıca Hypaipa, Neikaia ve Dioshieron gibi yöre kentlerinde basılmış şehir sikkeleri vurgulanmıştır. Bu bölümdeki serginin etkisi LED ekrana yansıtılan özgün sikke fotoğraflarıyla desteklenmiştir.

Etnografik eserler

Ödemiş Müzesi sergi salonunun bir bölümü etnografik eserlere ayrılmıştır. Hayli zengin bir koleksiyon halindeki bu eselerin bir kısmı müzeye Mutahhar Başoğlu tarafından bağışlanmış, koleksiyon sonraki yıllarda bağış ve satın almalar yoluyla genişlemiştir. Etnografik eserler bölümünde, Küçük Menderes havzasında üretilen ve kullanılan eşyalar yer almaktadır. Bunlar arasında silahlar, bakır mutfak eşyaları, aydınlatma araçları, giyim-kuşam ve takılar bulunmaktadır. Özellikle bölgede halen önemini koruyan iğne oyaları, işleme ve nakışlar ile ipek dokumacılığına özel bir yer verilmiştir. Ödemiş’in Osmanlı Dönemi’nde ün salmış ipeklerinin dokunduğu bir tezgâh ile yine bölge kültür tarihinin ayrılmaz parçası olan efeler canlandırma yoluyla sergilenmiştir. Ayrıca tüm bu sergilemeler, bilgi panolarıyla da desteklenerek bölge kültürünün yöresel özellikleri ana hatlarıyla Türkçe ve İngilizce olarak tanıtılmıştır.

Bahçede zeytinyağı atölyesi

Müze bahçesinde, 2010-2012 yılları arasında Ödemiş/Ovakent mahallesi Ödeşe mevkiinde müdürlüğümüzün kazılarıyla ortaya çıkarılan Roma İmparatorluk Dönemi’ne ait küçük bir zeytinyağı atölyesi tüm donanımıyla yeniden kurulmuştur.  Ödeşe atölyesinde, ezme ve sıkma işlemleri 33 metrekarelik bir oda içinde sürdürülmüştür. Bu odadaki tüm donanım, ilk konuldukları yerlerinde bulunmuş ve belgelenmiştir. Yukarı Küçük Menderes havzasının bu ilk antik zeytinyağı atölyesi, yaklaşık iki bin yıllık bir geçmişe sahiptir.

Bahçede ayrıca 16. yüzyıldan başlayarak Osmanlı Dönemi’ne ait seçme mezar taşı örnekleri ile yine kentin eski sakinleri arasında yer almış Ermeniler’e ilişkin mezar taşları sergilenmiş ve bu bağlamda antik çağlardan başlayarak Osmanlı Dönemi sonuna kadar yöre nüfusu hakkında bilgi verilmiştir.

Yepyeni bir anlayışla düzenlenmiş olan Ödemiş Müzesi, Yukarı Küçük Menderes kültürünün özelliklerini tanıtmak üzere hizmet vermeye başlamıştır.

 

 

 

 

DERGİ ARŞİVİNDEN