Doğanın cömertliğini sergilediği topraklar; Mordoğan

 Karaburun Yarımadası’nda dağların eteklerinden kıvrıla kıvrıla inen yollar önce Balıklıova’ya sonra Mordoğan’a götürür yolcularını. Denizin hayranlık uyandıran tonlarından, yeşilin huzur veren renklerine kadar doğanın bütün cömertliğini sergilediği bu topraklarda bahar bir başka güzeldir

 

Fotoğraflar: Derya Şahin / Süleyman Duman

Her mevsimi güzeldir de baharı bir başkadır İzmir’in. Temiz havası, berrak denizi, bereketli toprağıyla doğanın hiçbir nimetini esirgemediği bu coğrafya için bahar, kendisine sunulan cömertliğin hakkını verme zamanıdır adeta. Birer birer gün yüzüne çıkan baharın müjdecileri İzmir’i bir bayram yerine çevirir. Doğanın bu ritmi bir davettir aslında.

Davete kulak verip yola düşünce İzmir’in girintili çıkıntılı sahil şeridinde ilerlerken bulursunuz kendinizi. Doğanın şenliğine konuk olmak için doğru güzergâh ise Karaburun Yarımadası’dır.

Şehir merkezinden çıkıp İzmir-Çeşme otobanının Karaburun kavşağından dönünce önünüze çıkan kıvrımlı yola saparsanız ilk ulaşacağınız yerleşim yeri Balıklıova’dır. Karaburun Yarımadası’nın en güney kısmında yer alan Balıklıova, Urla’ya bağlı küçük bir balıkçı köyüdür. Rivayete göre köyün yerleşim yerindeki büyük ova bundan uzun yıllar evvel denizle kaplıymış. Ancak yaşanan yer sarsıntılarından sonra deniz geri çekilmiş ve kocaman bir ova oluşmuş. İşte Balıklıova da, ovanın üzerinde kalan balık ölülerinden esinlenerek bu adı almış. Bir diğer söylenceye göre ise koylarda ve açıkta her cins balık avlanabildiği için yöreye bu isim verilmiş. Ancak köyün karşısındaki Adatepe ve Sarp tepelerinden hala deniz kabukları çıkarılması, ilk söylenceyi daha inanılır kılıyor. Köyün geçmişi ile ilgili çok fazla yazılı belge yok. Çevresinde Erythrai ve Klazomenai gibi iki önemli antik kent bulunmasına rağmen bu bölgede ilkçağa ait yerleşim izine rastlanmamış.

Karaburun Yarımadası'nın Çeşme yöresine tek elverişli bağlantısı olan Balıklıova, temiz denizi ve berrak koyları ile ünlü. Öyle ki, İzmir Körfezi’nin en temiz bölgelerinden biri olan köyün içinde bile denize girilebiliyor. Denizin temizliği canlı çeşitliliğine de etki ediyor elbette. Balıkçılar bölgede kefal, çipura, isparoz, hanoz, mığrı, lüfer, levrek, karagöz, mercan avlanabildiğini söylüyor. Bunu öğrenince ‘Balıklıova’da balık yenir” denmesinin ve köydeki balık restoranların dolup dolup taşmasının sebebini daha iyi anlıyor insan. Akıllarda kalan lezzetlerinden bir diğeri ise un kurabiyesi. Köy bozulmamış yapısıyla doğa yürüyüşlerine de oldukça elverişli. Özellikle Adatepe ve Sarp tepeleri keyifli birer yürüyüş güzergahı.

Balıklıova’nın sahil beldelerine has küçük meydanında dolaşırken her köşede bir enginar tezgâhı görürseniz şaşırmayın. Köydeki her evin bahçesinde enginar yetişiyor çünkü. Dalından sofraya sunulan bu tazecik enginarlardan, yöreye has otlardan, bir de kokusu bütün köyü saran sümbüllerden almanız tavsiye olunur. Köyün güler yüzlü ve sıcak insanlarıyla muhabbet etmek istiyorsanız eğer meydandaki gezinize bir süreliğine ara verip balıkçı kahvesinde soluklanabilirsiniz.

Gizli cennet Mordoğan

Çayınızı, kahvenizi yudumladıktan sonra gezinize kaldığınız yerden devam etmelisiniz. Köyün yanı başında bir başka gizli cennet, Mordoğan sizi bekler çünkü. 80 çeşit mor çiçeğin açtığı söylenen bu diyar, kışın nergislerle baharda ise tıpkı Balıklıova gibi mor sümbüllerle karşılar misafirlerini.

Yılın her günü eksik olmayan rüzgârını, denizin ve bu çiçeklerin büyüleyici kokusuyla harmanlayan Mordoğan, tarih öncesinden Narcissus ve Echo’dan aşkın kokusunu getirir.

Karaburun Yarımadası’nın kuzey-güney yönünde uzanan dağların eteklerinden kıvrılarak giden yol, eşsiz bir manzara ziyafetiyle çıkarır sizi gizli cennet Mordoğan’a. Denizin hayranlık uyandıran tonlarından, yeşilin huzur veren renklerine kadar bütün cömertliğini sunar doğa bu topraklarda. Sırtını funda, çam ve zeytin ağaçlarına yaslamış, önünü ise Ege denizinin göz alıcı maviliğine dönmüş bu şirin belde, adını güneşin ilk ışıklarıyla birlikte dağlarındaki kır çiçeklerine, sümbüllerine ve nergislerine sinen morluktan alır.

Karaburun ilçesine bağlı Mordoğan beldesi, İzmir il sınırları içinde İzmir- Karaburun yolu üzerinde İzmir’e 80 kilometre mesafede yer alır. Kuzey ve batı yönünde uzanan kıyıları ve göz alıcı koy manzaralarıyla izlemeye değer bir görsellik keyfi yaşatır.

Mimas’tan Mordoğan’a

Karaburun Yarımadası’nın ve Mordoğan’ın tarihi, Prehistorik döneme kadar uzanır. Bölgede yapılan çalışmalarda M.Ö 4 bin (Kalkolitik dönem) yıllarına ait olduğu saptanan bir takım buluntular gün yüzüne çıkarılmıştır. En bilinen yönüyle asıl yerleşim M.Ö 12. ve 11. yüzyıllarda, Anadolu’da Hitit uygarlığının sona ermesinin ardından Aka göçleri “Aiolya” ve “Ionia” bölgelerinin kurulması ile daha da belirginleşmektedir.

Mordoğan M.Ö 4. yüzyılda, “Mimas” ismi ile kurulmuştur. İdari bakımdan Erythrai Krallığı’na bağlı olan Mimas, ticari ilişkileri bakımından Klazomenai Kenti ile alışveriş içerisinde olmuştur. M.Ö 5. yüzyılın sonlarına doğru Pers İmparatorluğunun egemenliği altına giren kent, M.Ö. 334 yılında Büyük İskender’in Pers’leri yenmesiyle tekrar bağımsızlığına kavuşmuştur. Bergama Krallığı’nın Roma İmparatorluğu’na bağlanmasının ardından Erythrai’de Roma topraklarına katılmış, daha sonrada Doğu Roma kenti olmuştur. Mimas ismi, eski haritalarda Romalı şair Ovidişun’nun Truva Savaşlarını anlatan dizelerinde geçmektedir. O dönemlerde Erythrai Krallığı’nda ölüme mahkum edilen tutuklular son zamanlarını geçirmeleri için Mimas’a (Karaburun Yarımadası) gönderilirmiş. Akdağ civarında 4. yüzyıldan kalma, siyah granitten yapılmış Mimaslılara ait bir mabet bulunmaktadır. Mimas halkı bu mabette toplanır, ayinler düzenler, bereket tanrısından yağmur ve bol ürün vermesi için dua ederlermiş. Yarımada, Doğu Roma’dan sonra kurulan Bizans yönetimine geçmiş, 1086-1095 yılları arasındaki sürede Çaka Bey tarafından Türklerin yönetimine alınmış, sonra tekrar Bizans yönetimine girmiştir.

Bu bölgenin tamamen Türklerin eline geçmesi 14. ve 15. yüzyıllarda Aydınoğlu Mehmet Bey’in bölgeyi almasıyla başlamıştır. Cenevizli korsanların saldırılarına zaman zaman maruz kalan Mordoğan, yerleşim yerlerini denizden görülemeyecek kadar iç bölgelere yapmaya zorlanmıştır. Bugün dahi denizden bakıldığında yarımada bölgesindeki çoğu köy görülememektedir. Mordoğan, Cenevizliler, Selçuklular, Aydınoğulları hâkimiyetlerinin ardından, 1426 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Birinci Dünya Savaşı zamanında Karaburun Yarımadası işgalci güçlerin eline geçmiş ve işgal, Büyük Zafer sonrasında 1922 tarihinde sona ermiştir.

Narcissus efsanesinin tanığı

Mordoğan ve Karaburun, Yunan mitolojisinde sıkça yer alır. Kendisi de bu topraklarda doğan Homeros’un ünlü eseri Oddysea’da Rüzgarlı Mimas Dağı, bugün Bozdağ olarak adlandırılan dağdır. Mitolojik tanrılarla savaşan ve Tanrı Zeus’u çok zorlayan Mimas isimli devin, üzerine erimiş demir, çelik ve bakır dökerek öldürüldüğü ve bir daha uyanmamak üzere dağın altına gömüldüğü hikâyesi anlatılır. Hera’nın, çapkınlığı ile bilinen kocası Zeus’u izlemesi için İris’i (tanrıların habercisi olan tanrıça) yüksek tepelere yerleştirdiği ve buradan izlettiği de efsaneler arasında yer alır.

Belki de Mordoğan’a özgü en güzel mitolojik öykülerden birisi, Narcissus efsanesidir. Efsaneye göre, 80 çeşit mor çiçek bulunan, mitolojide Çiçek Tanrıçası Flora’nın bahçesinin de içinde olduğu yerde, Irmak Perisi Nana, pınarda yıkanıp, ağaçların gölgesinde yatarmış. Her zaman güzel bir oğlan çocuğu olmasını isteyen bakire Nana’nın bu isteği, bir gün tanrılar tarafından kabul edilir ve dünyalar güzeli bir erkek doğurur. Adını, Narcissus koyar. Zaman geçer, Narcissus büyür, yakışıklı bir delikanlı olur. O zamanlar Echo adında dünyalar güzeli orman perisi vardır. O kadar güzeldir ki, görenler dönüp bir daha bakar. Bu sırada Zeus’un kendisini bir orman perisiyle aldattığını öğrenen Hera, çok öfkelenir ve hışımla orman perilerinin yaşadığı koruluğa gider. Bunu gören periler korkudan kaçarlar ve sadece zavallı Echo kalır. Hera bu güzel periyi görürü görmez, haksız bir şekilde cezalandırır ve Echo, derdini anlatamaz olur. Sadece kendisinden önce kim konuştuysa, son sözlerini tekrarlayacaktır. Bir gün ormanda gezinirken, yakışıklı Narcissus’u görür ve aşık olur. Onunla konuşmak ister ama üzerindeki lanet nedeniyle yapamaz. Bir gün eline bir fırsat geçer. Echo’yu gören Narcissus, “Kimse var mı burada?” diye seslenir. Echo’da “Burada, burada” diye tekrarlar. Narcissus, çok şaşırarak, ormana kaçıp gider. Bir gün yüreğinden yaraladığı kızlardan biri Narcissus’u tanrılara şikayet eder ve cezalandırılmasını ister. Tanrıların, ‘’Başkalarını sevmeyen, kendini sevsin’’ diye cezalandırdığı Narcissus, bir pınarın yansımasında gördüğü siluetine aşık olur. ‘’Kendime olan sevgimle yanıyorum, yalnız ölüm kurtarır beni der”, pınarın başında sürekli kendini seyrederek eriyip gider ve sonunda ölür. Echo ise pınarın kenarına geldiğinde anlar ki, Narcisus ölmüştür ve onun yerinde güzeller güzeli bir çiçek kalmıştır. Echo, en son çiçeğin başında ağlarken görülür. Acısını alıp mağaralara gizlenen Echo, efsane bu ya, belki hala oradadır ve kim yüksek sesle bir şey söylese tekrarlamaktadır. Mordoğan’ın kırlarında nergis olarak yaşayan Narcissus, tıp biliminde kendini beğenmişlik hastalığı olarak adlandırılan narsizme de ismini vermiştir.

Mordoğan’da doğup yetişmiş gazeteci yazar Neşet Öztekin’in uğraşları ile Narkisos pınarının gün yüzüne çıkartılması, bölgeye tarihi ve kültürel bir değer olarak kazandırılması çalışmaları da sürdürülmektedir.

Bölge tarihi doku olarak da zengin bir yapıya sahiptir. Narkisos Pınarı, Ayşe Hatun Camisi, Rum köyleri, çeşmeleri ve yel değirmenleri, Mordoğan’ın artı değerleridir. Alternatif turizm olanaklarını bünyesinde barındıran sahilleri, yürüyüş parkurları ve kırları, olta balıkçılığı, av turizmi, arkeoparkı ile geleceğin sağlık ve doğa turizminde Ege Bölgesi’nin ışıldayan elması olmaya adaydır Mordoğan. Zihinsel ve bedensel açıdan dinlendirici, uygularken eğlendirici, bir o kadar da faydalı bir spor dalı olan olta balıkçılığı, Mordoğan’da bambaşka bir keyiftir. Oltanıza bazen bir isparoz, bazen bir mercan, bazen ise bir çipura ya da bir kalamar takılır kim bilir?

Mordoğan sualtı tutkunları için de eşsiz olanaklar sunar. Mordoğan Belediyesi, Ankara Üniversitesi Arkeoloji Anabilim Dalı Sualtı Arkeolojisi Kürsüsü, İzmir Sualtı Derneği (İZSAD) ve 360 Derece Tarih Araştırmaları Derneği tarafından projelendirilen ve uygulamaya sokulan Sualtı Arkeopark Projesi beldede suyun altında adeta yeni bir pencere açmıştır. Arkeopark’ta, M.Ö 600 yıllarına ait bir kargo gemisinin replikası, bir savaş gemisinin burun kısmı ve Kıbrıs Barış Harekatına katılan C47 Dakota uçağı, su altına batırılmış olarak bulunuyor. Batık gemi ile kazı alanlarının karolajlarının içerisine yerleştirilen, Klazomenia kazı alanından çıkartılan amforaların benzerleri de oldukça dikkat çekiyor. Arkeopark bu alanda Mordoğan’ı dünya merkezleri arasında yerleştirmeye aday.

Mordoğan’da bir tanesi şehir merkezinde olmak üzere Kocakum, Ardıç ve Ayıbalığı plajları bulunmaktadır. Ayıbalığı Plajı, Akdeniz foklarının üreme alanı olduğundan doğal sit alanı ilan edilmiştir. Gelen ziyaretçilerin mutlaka burada denize girmeleri ve doğal oluşum kayalıklarda güneşlenmeleri tavsiye edilir.

Mordoğan ve çevresinin balıkçı kasabası olması nedeniyle hemen her mevsim, her çeşit balığın bulunduğu restoranlarda balık keyfini yaşayabilirsiniz. Ege mutfağından zeytinyağlıların tadına bakabilir, mevsiminde gittiğinizde sadece Mordoğan’da yetişen hurma zeytini dalından koparıldığı gibi yiyebilirsiniz. Bunların yanında Ege’ye özgü ot yemekleri ve salataları, enginar gibi lezzetleri tadabilirsiniz. Mordoğan’a gittiyseniz hurma zeytin, sümbül, nergis ve enginar almayı unutmayın