Huzurun Adresi Foça

Dillerde dolanan bir efsanedir belki de İzmir’in güzel ilçesi Foça’yı vazgeçilmez kılan. İlçede var olduğuna inanılan Karataş, ayak basanı bir daha kopartamazmış Foça’dan. Kim bilir belki de Foça’nın her yeri Karataş’tır

Uzun bir sahil şeridinin, eşsiz manzaraların eski ve yeni dokuyu ayırdığı Foça, huzur verir insana. Uzun, güzel kumlu sahilleri, tarihe tanıklık etmiş mimari yapıları, yel değirmenleri, fotoğraf makinenizi elinizden düşürmeyeceğiniz eski sokakları, taş evleri, sıra sıra dizilen balıkçı tekneleri, öyküsüyle meşhur Siren kayalıkları ve ev sahipleri sevimli fokları… Tüm bunlar İzmir’in güzel ilçesi Foça’yı tatil tercihlerinde ilk sıralara taşımaya yetmez mi?

İzmir’e 70 kilometre uzaklıkta yer alan Foça, daha çok Akdeniz foklarının korunduğu bölge olarak bilinse de 12 İon kentinden biri olan Phokaia’nın kalıntıları üzerine kurulmuş sevimli bir ilçe. Bu nedenle Foça’nın sokaklarında, tabelalarında, öykülerinde Phokaia’nın izlerine rastlamak mümkün. Gelişen dünyaya inat bakir yapısını büyük oranda koruyan Foça, her sokağında farklı tarihi ve kültürel tatlar barındırıyor.

Athena Tapınağı: Batı Anadolu’nun 12 İyon kentinden biri olan Phokaia kentinin ana tanrıçası olan Athena adına M.Ö. 590–580 yıllarında yapımına başlanan tapınak, İyon düzenindeki tapınak türünün erken örneklerinden biri. Tüf taşından yapılmış sütunları, beşik çatı sistemini taşır. Athena tapınağının kazısı 1998–1999 kazı sezonunda başlamış ve halen devam etmektedir. Tapınak, Phokaia’nın merkezinde ve şehre hakim bir konumdadır. Ana girişi doğuya bakmaktadır. Athena Kutsal Alanı 17 ve 18. yüzyıllarda yaşam mekanı olarak da kullanıldığından, bu döneme ait pek çok mimari ve seramik buluntular da ele geçirilmiştir.

Kybele Açıkhava Tapınağı: M.Ö. 580 yılına tarihlenen yapıda, çeşitli büyüklüklerdeki beş nişte tanrıça Kybele’nin heykelleri ve kabartmaları yer alıyordu. Kayaya oyulmuş adak havuzuyla denizci fenerlerinin konulması için yapılan küçük nişler; denizden gelenlerin burada tapındıklarını gösteriyor. Athena’nın kökeni Babilli Kraliçe Izdar’a kadar gider. Kybele Anadolu’nun tanrıçasıdır. Kybele, Arkaik dönemden itibaren çok saygı görmüştür.

Tiyatro: M.Ö.340-330 yıllarına tarihlenen tiyatro son dönem kazılarda bulunmuştur. Anadolu’nun en eski tiyatrosudur. Kazı iki ayrı bölümde yapılmıştır. Birinci bölümde Analemna Duvarı iyi korunmuş bir halde ortaya çıkarılmış; ikinci bölümde ise dört ayrı basamak bulunmuştur. M.S. 1. yüzyılda seramik çöplüğü, 2. yüzyılda Nekropolis (mezarlık) olarak kullanılmıştır. Tiyatro dayanıklı bir taş türü olmayan ve yörede Foça Taşı olarak anılan tufadan yapılmıştır.

Arkaik Duvar - Heredot Duvarı: Son dönemdeki kazılarda Foça’nın arkaik dönemde 5 kilometre uzunluğunda surlara sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Maltepe Tümülüsü tepesinde yapılan kazılarda M.Ö.590-580 yıllarına tarihlenen sur duvarları bulunmuştur. Tarihçi Heredot bu duvarlardan sıkça bahsettiği için adı Heredot Duvarı olarak anılmaktadır. Payanda duvarın yanında yer alan 4 metre genişliğindeki boşluğun kent kapısı olduğu saptanmıştır. Kazılarda çıkarılan Pers ok ve mızrak uçları, kırık amphoralar eski mancınık gülleleri, M.Ö.546’da büyük bir savaş olduğunu göstermiştir. Pers Komutanı Harpagos’un ordusuyla Phokaialılar arasındaki savaş, Harpagos’un zaferi ile sonuçlanmıştır.

Mozaikler: Son dönemdeki kazılarda arkaik, klasik, Helennistik ve Roma dönemine ait yerleşim katları ortaya çıkarılmıştır. 1993’teki kazılarda çıkarılan M.S.5. yüzyıla tarihlenen Roma dönemi villasının taban mozaiklerinden biri hasarsızdır. Diğeri biraz ileride kısmen hasarlı olarak bulunmuştur. Sağlam kısmı restore edilip İzmir Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

Şeytan Hamamı: Antik Çağ’da kayalar oyularak yapılmış bir aile mezarıdır. Mezar uzun bir yol ve iki mezar odasından oluşmuştur. Yapılan kazılar sırasında bulunan seramik, mezarın M.Ö. 4. yüzyıla ait olduğunu ortaya koymuştur.

Sur ve Beşkapılar: Beşkapılar, Osmanlı dönemi kalesinin kayıkhane bölümüdür. Buradaki yazıta göre Kanuni Sultan Süleyman zamanında 1538–1539 yıllarında onarım görmüştür. Beşkapılar, 1983 ve 1994 yıllarında restore edilmiştir. Şehrin etrafını çevreleyen surların en iyi korunmuş bölümleri, yarımada üzerindeki Bizans, Ceneviz ve Osmanlı dönemlerine ait onarımlardır.

Yel Değirmenleri: Foça’ya gelirken indiğiniz yokuşun solunda yer alan Top Dağı ve üzerinde tarihi yel değirmenleri vardır. Artık yıkılmaya yüz tutmuştur ama hem tarihi anımsatır size hem de güzel bir manzara yaşatır. Yakın zamanda yel değirmenlerinin restorasyonu planlanmaktadır.

Fatih Camii: Foça’nın Türk dönemine ait en önemli yapısıdır. Yapıda iki kitabe vardır. Avlu kapısındaki kitabe 1531 tarihlidir. Kitabeye göre Avlu Kapısı Mustafa Ağa adlı bir kişi tarafından yaptırılmıştır. Ana giriş üzerindeki kitabeye göre de Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle yeniden inşa ettirilmiştir. Kitabelerden, caminin Foça’nın fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılarak 1531 yılında bir avlu ile çevrelendiği, daha sonra Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile ancak onun ölümünden sonra 1569-1570 yıllarında yeniden inşa edildiği anlaşılmıştır.

 

Osmanlı Mezarlığı: Mezarlığın,16. yüzyıldan 19.yüzyılın sonuna kadar gömüye açık olduğu anlaşılmaktadır. Mezar taşlarında gül, selvi ağacı, üzüm salkımları, nar, hurma ve stilize edilmiş birçok bitkisel motif yer almaktadır.

Eski ve Yeni Foça diye ayrılan ilçenin korunan kısmı yani Eski Foça, İzmir’e en yakın deniz kasabalarından. Eski Foça, ziyaretçilerine şu manzarayı vaat eder: “Önde rengârenk balıkçı tekneleri, arkada maviliği renkleri kıskandıran bir deniz, ötesinde küçücük adacıklarla dolu bir koy, karaya ayak bastığınızda ise taş sokaklarda dizili yaşanmışlık kokan şirin evler. ”

Siren Kayalıkları

Foça adalar beldesidir. Çevredeki irili ufaklı pek çok ada ve koyu günübirlik tekne turları ile keşfedebilirsiniz. İlk durağınız eski Foça’ya yarım saat uzaklıktaki Orak Adası olacaktır. Adanın ilk bölümünde küçücük bir göl bulunuyor. Göle paralel ilerlemeye devam ederseniz, eşine hiç bir yerde rastlanmayan, hayranlık uyandıran Siren Kayalıkları çıkar karşınıza.

Rüzgârın ve dalgaların aşındırarak dantel gibi işlediği kayalıkların sevimli ev sahipleri Akdeniz foklarını eğer şansınız varsa görebilirsiniz bu çevrede. Tarihçi Homeros, Siren Kayalıkları’ndan şöyle söz eder: Siren Kayalıkları’ndan geçen Odyseia ıslığa benzeyen gizemli sesler çıkaran kayalıkların çağrısından çok etkilenmiş. Tayfalarının bu karşı konulmaz davetten etkilenip duraklamamaları için de kulaklarına mum peteği tıkamış. Siren Kayalıkları bugün, nesilleri tükenmek üzere olan Akdeniz foklarının barınma yeri olması nedeniyle koruma bölgesi ilan edilmiştir.

Tekne yolculuğunun diğer durağı ise Foça’nın tam karşısında bulunan ve 15 dakikalık bir yolcululukla ulaşılabilecek olan İncir Adası’dır. İngiliz Burnu’nun karşısındaki adada antik yerleşimden izler bulunur. Mezar odası, kayalara oyulmuş mum yerleri, su kanalları, süzme havuzları, mağaralar, Kybele kabartmaları ve tapınak kalıntıları karşılaşabileceğiniz tarihi öğeler… Adanın çamlarla kaplı bölümü, bahar ve yaz aylarında piknikçilerin de gözdesidir. Burada 20 çadır kapasiteli bir de kamp alanı bulunuyor.

Akdeniz foku

Antik devirlerde yağı ve derisi değişik amaçlarla kullanıldığı için ekonomik bir değere sahip olan Akdeniz fokunun mitolojide de yeri var. Fokların, deniz tanrısı Poseidon ve güneş tanrısı Apollon’un koruması altında olduğuna inanılırdı. 12 kent devletten oluşan İon Birliği’nin en kuzeydeki üyesi olan Phokaia’da yapılan kazılarda, M.Ö. 500’lere tarihlenen fok figürlü sikkelere rastlanır. Eski Yunanlılar, Akdeniz fokunu, tombul hayvan anlamına gelen phoka (foka) sözcüğüyle adlandırıyordu.

Günümüzde, üzerinde bugünkü Foça’nın bulunduğu antik Phokaia kentinin adının, foklardan geldiğine inanılıyor. Akdeniz foku (Monachus monachus ) bir balık değil. Denizi; beslenmek, ulaşım ve zaman zaman da uyumak için kullanan bir memelidir. Foça adalarında, içinde hava olan mağaralar onların yaşam alanları. Bu mağaralarda yavrularını doğurup, nesillerini sürdürme kavgası veriyorlar. Balıkçıların yanı sıra, Foça Belediyesi ve Dünya Doğa Vakfı (WWF) fok koruma çalışmalarını birlikte yürütüyor. Dünyadaki toplam sayıları 400 - 450 olarak tahmin edilen Akdeniz fokları için uzmanlar; “Eğer 2010 yılında denizlerde halen Akdeniz foku görülebilirse, bu insanlığın başarısı olacaktır” diyerek, Akdeniz fokları için yok oluşun ne kadar yakın bir tehlike olduğuna dikkat çekiyorlar.

Güzelliği tescilli plajlar

Üç bin yıldır denizci kimliği taşıyan Foça’nın mavi bayraklı plajları deniz-kum-güneş tatili sevenler için ideal. Mersinaki, Hanedan Plajı, Phokaia Otel, Pollen Tatil Köyü, Foça Belediyesi Karakum Plajı tertemiz plajlarını mavi bayrakla tescillemiş. Doğaya karşı saygısını koruyan Foçalılar da ellerinden geleni yapıyor denizlerini temiz tutmak için. Sandalda veya sahilde ellerinde kancalar, poşetlerle atık toplayanları görürseniz şaşırmamanız gerekiyor.

Karataş efsanesi

Foça’da halk arasında anlatılan bir efsane vardır; ünlü Karataş Efsanesi... Efsaneye göre; “Her kim ki Foça’da nerede olduğu bilinmeyen Karataş’a basar ise basireti bağlanır ve içinde bir yerlerde Foça’ya yerleşme ve hep burada olma isteğini bulur. Yolu nereye giderse gitsin, Karataş’a basan kişi bir gün mutlaka Foça’ya geri dönecektir...” Karataş belki Foçalıların her gün bastığı bir kaldırım taşıdır, belki de bir yamacın tepesindedir, kim bilir… Karataş efsanesi ya da Foça’nın kendi içindeki gizemi midir bilinmez, İzmir’in şirin ilçesi, verdiği huzur hissiyle davetkar bir yapıdadır.

Sanat dolu bir medeniyet

Foça (Phokaia); İon yerleşimlerinin en önemlilerinden biriydi. Bugünkü Batı uygarlığının temelleri, M.Ö. 6. yüzyılda İonya’da atıldı. Dönemin İonya’sı felsefe, mimarlık ve heykeltıraşçılıkta öncü oldu. Phokaia’lı Telephanes (M.Ö. 5.yy) Pers saraylarını yapıtları ile donatmış bir heykeltıraştı. Theodoros (M.Ö. 4.yy) ünlü bir mimardı. M.Ö. 494 yılındaki “Lade Deniz Savaşı”nı yöneten komutan Dionysos, Phokaia’lıydı. Bu komutan da ismini mitolojinin en büyük kahramanlarından “Şarap Tanrısı” Dionysos’tan alıyordu. Adını; kenti çevreleyen adalarında yaşayan foklardan alan Phokaia, M.Ö. 11. yüzyılda Aiollar tarafından kuruldu. İon yerleşimi M.Ö. 9. yüzyılda başladı. Phokaialılar usta denizciydiler; 50 kürekli, 500 yolcu alabilen tekneleri vardı. Mühendislik konusundaki üstün zekâları ve denizcilikteki başarıları ile Ege, Akdeniz ve Karadeniz’e açılarak çok sayıda koloni kurdular. Phokaialılar’ın denizcilikteki ustalığı, ticaret alanında da başarılı olmalarına olanak sağladı. Phokaia, İonya’da, doğal altın-gümüş karışımı elektron sikkeyi ilk bastıran kentlerden biriydi. 

Bunları yapmadan dönmeyin!

- Foça’nın meşhur yoğurtlu kupa balığının tadını keşfetmeden,

- Radika, hardal otu veya turp otu salatası yemeden,

- Siren kayalıkları ve fokların mağaralarını görmeden,

- Kybele Açık Hava Tapınağı’nın önünden Beşkapılar’a doğru yürüyüş ritüelini gerçekleştirmeden,

- Adıyla ilgisi olmayan Şeytan Hamamı’nı ziyaret etmeden,

- Tarihi kalıntılardan uzaklaşıp salı günleri kurulan Foça pazarında iki dolanmadan,

- Foça’ya gelip de faytonla nostaljik bir tur atmadan,

- Eski ve yeni Foça ayrımındaki Kozbeyli Köyü’nde dibek kahvesi içip fal baktırmadan bu şirin ilçeden dönmeyin.

Nasıl gidilir?

İzmir merkez ile Foça arası sadece 70 kilometrelik bir mesafe. Kendi aracınızla gitmek isterseniz İzmir’den çıktıktan sonra Karşıyaka, Çiğli, Menemen’den sonra Buruncuk’u geçince ilk ışıklardan sola döndüğünüzde Foça yolundasınızdır. İzmir Otogarı’ndan Eski Foça otobüsleri ile ilçeye ulaşabilir. İzmir Adnan Menderes Havalimanı’ndan saat başı kalkan Havaş Otobüsleri ile de otogara ulaşabilirsiniz.

Ne yenir?

Foça, balıkların doğal yolla beslenebilmeleri için, kayalık ve geniş bir sahil kesimine sahip. Akdeniz’e oranla daha az tuzlu serin su balıkları, diğer bölgelere göre lezzet farkına sahip. Foça balık halindeki tezgâhlardan balık seçip temizleterek almak başlı başına bir keyif. Liman içinde omuz omuza uzanan restoranlar; yoğurtlu kupa balığı, ahtapot salatası, kalamar tava, tuzda pişmiş sinarit, nar pekmezli sosuyla ızgara mırmır, saragoz, çipura, buğulama levrek, midyeli karidesli börek, limonlu sarımsaklı roka salatası, nar ekşili kaşık salatası, deniz börülcesi, yoğurtlu semizotu gibi mezelerle Ege sofra kültürünü temsil ediyor.