İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

Nergis ve sakız kokan kıyılar

İzmir bir kadındır, denizi içine çeken. İzmir bir kadındır denizi mavi bir patiska gibi incecik beline giyinen…

Yazı: Fatih M. Aygüneş / Sanat Tarihçisi – Ülkesel Rehber

Kadın bir şehirdir İzmir. Diğer dünya şehirlerinden farklı. Üstelik doğurgan bir anadır da. Yüzyıllardır kız veya oğlan demeden nice evlatlar doğurmuştur, Pergamon ve Efes gibi. Şimdilerde bir kolunu kızı Pergamon diğerini ise oğlu Efes’in omzuna atmış öyle selamlar biz gezginleri. Bir kadındır İzmir, sırt üstü uzanmış ve yüzü gökyüzüne dönük. Ve bu yüzden gözleri her daim mavi bakar. İzmir bir kadındır bacaklarını iki yana açmış ve biri Balçova’ya diğeri ise bol kayıklı Bostanlı’ya uzanmış. İzmir bir kadındır, denizi içine çeken. İzmir bir kadındır denizi mavi bir patiska gibi incecik beline giyinen. 

Küçüklüğümde bazı tatil yerlerinin isimlerine bir türlü anlam veremezdim. Sıcak yaz ayları geldiğinde bu yerlere gitmek için can atan insanlara aklım hiç ermezdi. Nasıl olur da Bodrum’a gitmek için heyecanlanırdı ki insan. O yaşlarda benim için Bodrum sadece karanlık ve soğuk bir yerdi. Çeşme ise ıslak ve nemli. Neyse ki büyüdükçe Bodrum ile Çeşme’nin hiç de isimlerine benzemeyen yerler olduğunun farkına vardım. Artık Bodrum karanlık bir yana, güneşin en kayırdığı kent. Çeşme ise suya en çok hasret tatil yerlerinden biriydi benim için. Bu yazımda İzmir Ana’nın en sevdiği kızlarından biri Çeşme’ye ve onu sarıp sarmalayan yarımadaya doğru keyifli bir yolculuğa çıkacağız. Kah yaylalara ve köylere, kah arı oyası gibi işlenmiş kıyılara düşecek yolumuz.

İki şairli kent: Urla

Çeşme’ye doğru yol alırken Urla’nın rüzgarı şiir tadında sözler fısıldar kulaklarımıza. Biraz iyot, biraz da zeytinyağı kokan bu büyülü sözler ünlü şairler Yorgo Seferis ile Necati Cumalı’nın duygu yüklü dizeleridir. Ne gariptir ki, bu şairlerden Yunan olanı Urla’da doğmuş ve bir gün mübadil olmanın acısı ve ağır yükü ile Anadolu’dan göçüp gitmiştir. Türk olanı ise ailesinin yaşadığı Yunanistan topraklarından Türkiye’ye göç etmek zorunda bırakılmıştır. Bu yüzden her iki şairin şiirinde hala iki ülkenin ortak duygusu ve duruşu hakimdir. Türk ya da Yunan olsun ikisi de şiirlerini Ege’nin köpüklü sularında yıkamış ve Ege’nin aynasında süslemişlerdir. Şair başbakanımız merhum Bülent Ecevit’in şu dizeleri Seferis ile Cumalı’nın ortak özlemini ne güzel dile getirir.

“aramızda bir mavi büyü
bir sıcak deniz
kıyılarında birbirinden güzel 
 iki milletiz

bizimle dirilecek bir gün
Ege'nin altın çağı
yanıp yarının ateşinden
eskinin ocağı”

( Türk – Yunan Şiiri / 1947 ) 

Urla’da Seferis Evi ve Cumalı Evi’ni yakından tanıdıktan sonra Klazomenai’a doğru yol alınır. Bir zamanların cihan hükümdarı İskender’in de ayak bastığı Klazomenai toprakları büyülü bir tarih yolculuğuna davet eder. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güven Bakır’ın başkanlığında yapılan kazılar ile gün ışığına çıkarılan Klazomenai’ın yapıları içerisinde en ilgi çekeni “Zeytinyağı İşliği”dir. Günümüzden yaklaşık 2 bin 600 sene önce hizmet veren bu işlik, aynı zamanda son yılların en güzel restorasyon uygulamalarından birisidir. Antikçağda zeytinyağı çıkarmakta kullanılan sıkma tekniklerinin o günün pres ve bucurgatlarına uygun bir mekanik düzen ile canlandırıldığı bu işlikte tarih içinde bir yolculuğa çıkarsınız. İşliğin deposunda sergilenen amphoralarda sanki eski zaman yağlarının kokusunu solursunuz.

Beyaza boyalı bir köy: Barbaros Köyü

Bulutsuz mavilikte güneş yükselirken Urla’dan ayrılarak Barbaros Köyü’ne doğru yol alırsınız. Bu köy aynı zamanda İzmir’in en büyük çocuk yuvalarından birine de ev sahipliği yapar. Bu şirin köyde salatalara lezzet verecek kokulu zeytinyağı ve yörede yetişen sakız koyunlarının sütünden yapılmış hakiki koyun yoğurtları alabilirsiniz. Önceki yıllarda Çeşmeli turizmcilerin köy turlarında rağbet ettiği Barbaros Köyü, beyaz badanalı evleri, daracık taş yolları ve çınarlı kahveleri ile biz gezginler için keyifli bir duraktır.

Tarihini anlatamayan kent: Ildır

Karnınızın acıkmaya başladığı saatlerde balık keyfi yapmak için Ildır’a doğru yola koyulursunuz. Enginar bahçelerinden geçerken balık yanında yenilecek zeytinyağlı enginar mezeleri bir anda aklınıza düşer. Eğer mevsiminde Çeşme’ye giderseniz enginarı balığın yanında da yiyebilirsiniz. Nisan, Mayıs aylarında yolununuz Çeşme’ye düşerse tepside pişen enginarlı kefali mutlaka tatmalısınız. Ildır’da balık eşliğinde yapılan lezzet yolculukları tarih yolculuğu ile son bulur. Siz de bu geleneğe uyarak Ildır’ın çatısındaki Erytrai kentine doğru yürüyüşe çıkın. 

Antik kentin güleryüzlü ve bilge bekçisi Hüseyin Bey eşliğinde yapılan Erythrai gezisinde Erythrai sözcüğünün Yunancada “kırmızı” anlamına gelen Erythros’tan türediğini öğrenirsiniz. Belki de kent toprağının kırmızı renginden dolayı Erythrai’ye “Kızıl Kent” anlamında bu ismin verilmiş olabileceğini düşünür gezgin. Ne var ki mitoloji kitaplarına göz attığımızda kentin adının ilk kurucusu (oikist’i) Giritli Rhadamanthes’in oğlu Erythros’tan geldiğine dair bir bilgiye de rastlarsınız. İsmi her nerden geldiyse de şarabı, keçileri, değirmen taşları ve kadın kahinleri ile ünlü Çeşme yarımadasının baş tacı bu kente aşık olmamak elde değil. Ege Denizi’nin maviliğine bakan bu yemyeşil antik kentte Tiyatro, Athena Tapınağı, Heroon, Roma Villaları ve Şehir Surları yakından tanıyabileceğiniz antikçağ eserleri.

Çeşme, sakız kokar ve de Sakız’a bakar…

Güneş, Çeşme Kalesi’ne değecek kadar alçaldığında Çeşme’ye ayak basarsınız. Çeşme’ye geldiğimizi ilk önce Sakız tipi Rum evleri ve sakız ağaçları haber eder bizlere. Çeşme’nin çarşı caddesinden Kale’ye doğru ilerlerken Hagios Haralambos Kilisesi’ni gezmeyi ve sakızlı kaymak dondurmadan yemeyi ihmal etmeyin. Günün en güzel saatinde ulaştığınız Çeşme’de Kale ve Müze’de yapılan keyifli gezintinin ardından dinlenme vakti gelmiştir. Kale burçlarının seyirdim duvarlarından Sakız Adası ile Çeşme arasında denize ateş topu gibi düşen güneşin son dansını izleyin.  

Çeşme’de akşam bir başkadır. Gün batımına doğru yakılan mangallardaki ateş, yıldızların karanlık gecede parlamasıyla köze dönüşür. Ardından şarkılar eşliğinde buzlu rakılara katık edilir türlü lezzetler. Dalyanköy’deki birkaç balık lokantası bu lezzet ritüeli için en doğru adrestir. Dalyan kanalının serin havasında gecenin tadına balığın ve mezelerin tatları eşlik eder.

Çeşme’de akşam bir başkadır. Aylardan Mayıs ise gül, Eylül ise melisa kokuları rıhtıma çağırır yazlıkçıları. Karanlık denizdeki yakamozların ışığı Sakız’ın solgun ışıklarına karışır. Gece yarısına doğru bülbüller ötmeye başlar ve denizden esen sert rüzgar bile artık yetemez olur aşıkları, Çeşme’li rüyalarından alı koymaya…

 

Damla damlaya “damla sakızı

Sakız Adası ve Çeşme yöresinde doğal olarak yaşayan ve özütünden birçok alanda yararlanılan sakız ağacı her dem yeşil kalan bir bitkidir. Bu yanı ile aşk tanrıçası Aphrodithe’nin simgesi mersin ağacına benzer. 4 ile 5 metreye kadar boylanabilen sakız ağacı, dekoratif görünümü ve hoş kokusu sayesinde bahçe düzenlemelerinin vazgeçilmez ağacıdır. Çeşme yöresinde sakız ağaçları sakız almak için Mayıs ayından itibaren çizilmeye başlanır. Genç ve ince kabuklu gövde; ucu inceltilmiş tornavida ile fazla derine inmeden çizilir. Derin ve zarar verici çizimler, sakız ağacının erken yaşlanmasına sebep olur. Beş yaşından itibaren sakız vermeye başlayan sakız ağacı, 15 yaşına ulaştıktan sonra iki kiloya kadar sakız verebilir. Sakız ağacının gövdesi uygun bir biçimde çizildiğinde akan özüt pıhtılaştıktan sonra sakıza dönüşür. Halk arasında damla damla elde edildiği için bu reçineye “damla sakızı” denilir. Muhallebiden dondurmaya, likörden reçele birçok güzel yiyeceğin tadına tat katan damla sakızı, Çeşme’nin sahip olduğu lezzet hazinelerinin en başında gelir.

Kalbi Urla’da atan Yunanlı Şair: Seferis

Necati Cumalı ve Tanju Okan gibi Türk sanat hayatının öne çıkan isimleri ile ünlü Urla, Nobel edebiyat ödülü kazanmış bir dünya yazarına da ev sahipliği yapmıştır. Ailesi ile mübadeleden sonra Yunanistan’a göç etmek zorunda kalmış olan Seferis, Akdeniz şairleri içerisinde haklı bir üne kavuşmuştur. 1963 senesinde Nobel Edebiyat ödülüne layık görülen Seferis, şiirlerinde denizi ve deniz insanlarını mistik bir dil ile anlatmıştır. Avrupa şiirine yepyeni bir soluk getiren şairin Urla’da doğduğu ev onarılmış ve günümüzde bir butik otel olarak turizme hizmet etmektedir. Şairin çoşkun ve destansı dilini yansıtan deniz kokulu birkaç dizesi…

“Denize yakın mağaralarda
bir susuzluk duyarsın, bir aşk,
bir coşku
deniz kabukları gibi sert
alır avucuna tutabilirsin.

Denize yakın mağaralarda
günlerce gözlerinin içine baktım,
ne ben seni tanıdım, ne de sen beni…”

DERGİ ARŞİVİNDEN