İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

Birgi

Antik Dönemden bu yana kutsal bir kent olma vasfını sürdüren Birgi, her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen İmam-ı Birgivi’nin mezarının yanı sıra Ulu Cami, Dervişağa Cami gibi ibadet mekânlarıyla da inanç turizminin önemli duraklarından

 

Yazı: Sevda Çetin / Ödemiş Müze Müdürü

Antik Dönemde Lidya Bölgesi’nde kalan Birgi, “Zeus’un kutsal yeri” anlamına gelen “Dioshieron” adıyla anılmıştır. Bizans Döneminde ise burada piskoposluk merkezi kurulmuş, 13-14. yüzyılda da bölge Türklerin eline geçerek, Aydınoğlu Beyliği’nin kurucusu Mehmet Bey, Birgi’yi beyliğinin başkenti yapmıştır. Birgi, Antik Dönemden bu yana kutsal bir kent olma vasfını sürdürmüştür.

II. Sultan Selim’in hocası Ataullah Efendi, Birgilidir ve doğduğu bu şirin kente 16. yüzyıl medreselerinin tipik bir örneğini yaptırmıştır. Bu okul (medrese) uzun yıllar İslami Eğitim Okulu olarak hizmet vermiştir. Medrese Birgi Meydanı’nda, Aydınoğlu Mehmet Bey’in yaptırdığı caminin (13. yüzyıl) karşısındadır. 700 yıllık cami ve 500 yıllık medrese günümüze ulaşmış nadir eserlerdendir.

Ama Birgi için en önemlisi medresede ders veren hocanın kişiliğidir. İmam-ı Birgivi Mehmet Efendi, 1518 yılında Balıkesirli müderris Ali Efendi’nin oğlu olarak doğmuş, ilk eğitimini aldıktan sonra İstanbul’a gidip Ahizade Mehmet Efendi’nin derslerine başlamıştır. Sonra Abdurrahman Efendi’ye bağlanmış ve ihtisas yaparak bazı ilim medreselerinde bulunmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun en parlak devri olan Kanuni Sultan Süleyman zamanında, devrin en büyük üniversitesi sayılan Samaniye Medresesi’ne iyi bir sınav sonucu ile giren Mehmet Efendi, başarılı öğrenciliğin ardından diploma almaya hak kazanmıştı

Bundan sonra medreselerde ders, camilerde halka vaiz ve öğütler veren Mehmet Efendi, Bayramiye şeyhlerinden Adtullah Karamani’nin yanına giderek, tekkeye de girmiştir. Bazı derviş arkadaşlarının kitap ve sünnete uymayan hal ve hareketlerine itirazlarda bulunmuş, her sorunu Kuran-ı Kerim’e ve Hz. Muhammed’in sözlerine (hadislerine) danışarak çözmeye çalışmıştır. Kanuni devrinde, hocası Abdurrahman Efendi vasıtası ile Edirne’de Kassam-ı Askeri (miras taksim işi ile vazifeli memur) olarak görevlendirilmesiyle aynı zamanda ders okutur, vaazlarında halkı Kur’an ve sünnete tabi olmaya davet edermiş. İstanbul’a dönerken Kassam-ı Askeri iken aldığı parayı, defter kayıtlarına göre geri vermiş ve helalleşmiştir.

Birgivi adını aldı

Ataullah Efendi’nin yaptırdığı bu medreseye, Adtullah Karamani’nin isteği üzerine talebesi Mehmet Efendi tayin edilmiştir. Uzun yıllar Birgi’de değerli talebeler yetiştiren, ilim, irfan yayan ve en güzel eserlerini burada yazan Mehmet Efendi’ye, Birgi’de uzun yıllar yaşadığı için Birgili anlamına gelen “Birgivi” adı eklenmiştir.

İmam-ı Birgivi Mehmet Efendi, yalnız öğrenci yetiştirmekle kalmamış, ayrıca birçok kıymetli eser vererek İslam dünyasına yararlı olmuş, “Avamil” ve “İzhar” gibi eserleri uzun zaman özellikle Türkiye’de ders kitapları olarak okutulmuştur. Bu kitapların en önemli özelliği, öğrencilerin kitapları okurken hem asıl konu olan Arapça sözdizimi (sentaks) kurallarını öğrenmeleri hem de inanç ve ahlaka dair bilgi edinmiş olmalarıdır. Mehmet Efendi eserlerinde kurallara örnek verirken, sürekli “inanç ve güzel ahlakı” seçmiştir. Ömrünün sonlarına yakın İstanbul’a gelip Vezir-i Azam Mehmet Paşa ile görüşmüş, halkın idaresi ve işleri hakkında değerlendirme ve temennilerde bulunmuştur.

İmam-ı Birgivi, bu hizmetlerini sürdürürken 52 yaşında veba hastalığına yakalanarak, hayata veda etmiştir. (Hicri 981- Miladi 1573) Çok genç yaşta vefat etmesine rağmen 60’a yakın eser yazan ve birçok talebe yetiştiren İmam-ı Birgivi’nin en önemli eseri, Vasiyetname-i Birgivi’dir. Kabrinin üzerine türbe yapılmamasını vasiyet eden İmam-i Birgivi, Birgi’nin kuzeydoğusunda Kemer Yaylası’na çıkan yol üzerindeki mezarlığa defnedilmiştir. Mezarı, her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilirken, özellikle ilkbahar aylarında ziyaretçi akını olmaktadır. Eskiden beri bir piknik havası içerisinde olan İmam-ı Birgivi’nin kabir ziyaretlerinde, gelenler kurbanlarını kesip piknik yapabildikleri gibi, yandaki mescitte namazlarını kılıp, halk arasındaki deyimi ile ‘Dede’yi de ziyaret ederler.

Tabii ki Birgi’ye gelmek için tek sebep İmam-ı Birgivi Mehmet Efendi değildir. Birgi Ulu Cami (13. yüzyıl), Dervişağa Cami (17. yüzyıl), Çakırağa Konağı (17. yüzyıl) ve yeniden ayağa kaldırılmaya çalışılan birçok eseri ile Birgi, attığınız her adımda tarihi soluyarak sizi içine çekecektir. Ata yadigarı mekânlarda geçmişin dinginliğini büyük şehrin karmaşasından uzakta hissedecek, ruha huzur veren bir atmosferden ayrılmak istemeyeceksiniz.

Birgi Ulu Cami

Birgi Deresi’nin doğusunda, kenti güneyden kuzeye kat eden ağaçlı yolun sonunda, küçük bir meydan üzerindedir. Güneyinde Şah Sultan Türbesi, doğusunda İmamı Birgivi Medresesi yer almaktadır. Avlusu, ihata (yapıyı çevreleyen) duvarı ile çevrilidir. Hemen bitişiğindeki Aydınoğlu Mehmed Bey Türbesi ile aynı avluyu paylaşmaktadır. Cami, beylikler döneminin günümüze ulaşabilmiş sayılı örneklerinden biridir. Mihrap duvarına dik uzanan beş sahınlı bir harim ve üzeri kubbeyle örtülü bir mihrap önü mekânına sahip plandan oluşan camide, inşa malzemesi olarak tuğla kırıkları, moloz taş ve kesme taşın yanı sıra devşirme malzeme de sıklıkla kullanılmıştır.

Birgi Ulu Cami, plan olarak çok destekli Selçuklu camilerinin plan şemasını tekrarlamaktadır. Cami, ahşap malzemenin süslemede kullanılması açısından oldukça önemli bir örnektir. Ahşap ve çini süslemelerin bolluğuna karşılık, yapıda taş süslemeler sınırlıdır. Caminin minaresi, alışılmışın dışında, kıble duvarının batı ucuna yapılmıştır. Üzerinde görülen sırlı tuğla ve çini mozaik süslemeler, oldukça sağlam durumda günümüze ulaşabilmişlerdir.

Süslemede en çok dikkati çeken öğeler; mihrap, minber, ahşap pencere ve kapı kanatları üzerinde toplanmıştır. Pencerelerde; tamamen kabartmalı kündekari tekniği, palmet desenli yuvarlak oyma tekniği, ceviz ağacından yapılmış minber üzerinde kündekari tekniği, ahşap oyma teknikleri, mihrap üzerinde firuze ve patlıcan moru renkli çinilerden oluşan mozaik tekniği, kubbe iç yüzeyinde ise alçı kabartma tekniği ile biçimlendirilmiş beş kollu yıldız örnekleri yerleştirilerek, alçı ve kalemişi süslemeler görülmektedir. Desenlerde genellikle sonsuzluk etkisi hakimdir. Geometrik ve bitkisel süslemelerin yanı sıra, gülbezek, bitkisel süslemelere de rastlanmaktadır.

Minber üzerinde bir usta kitabesi ve bir inşa kitabesinin yanı sıra pek çok dinsel içerikli kitabe mevcuttur. Minberde bulunan kitabeye göre minberin ustası, Muzaffereddin bin Abdülvahid bin Süleyman ismindeki kişidir. Minbere ait kapı kanatları, 1993 yılında bulunduğu yerden çalınmış ve 1996 yılında dönemin bakanı tarafından yurtdışından getirtilerek yerine taktırılmıştır. Caminin taç kapısı üzerinde bulunan Osmanlıca kitabede ise; Birgi Ulu Cami’nin 712 (1312-1313) yılında Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından inşa ettirildiği yazmaktadır.

DERGİ ARŞİVİNDEN