İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

Seferihisar - Menderes

Antik çağlarda İyonya’nın deniz kıyısındaki en önemli yerleşim bölgesi olan Doğanbey, Ürkmez, Özdere ve Gümüldür dantelâ gibi işlenmiş uçsuz bucaksız koyları, altın kumlu plajları ve el değmemiş doğasıyla İzmir turizminin yeni gözdesi

 Fotoğraflar: RK Arşivi / Seferihisar ve Menderes Belediyeleri Arşivi

İzmir , Türkiye’de turizminin başlangıç noktalarından biri olmasına rağmen hala doğal yapısı bozulmamış cennetler barındırıyor. Seferihisar’a bağlı Doğanbey ve Ürkmez ile Menderes’e bağlı Gümüldür ve Özdere beldeleri bunların başında geliyor. Çeşme, Alaçatı, Foça gibi popüler tatil beldelerinin gölgesinde kalsa da İzmir turizminin yeni gözdesi olan bu hat, mavi ile yeşilin kucaklaştığı koyları, temiz havası, mis kokulu mandalinaların yetiştiği bereketli toprakları, şifa kaynağı kaplıcaları ve tarihi değerleriyle tatilde huzur arayanlar için adeta bir cennet…

Geçmişte İyonya’nın deniz kıyısındaki en önemli yerleşim bölgesi olan ve 40 kilometreyi bulan bu sahil şeridinin kış nüfusu 25 binlerde iken bu sayı yaz aylarında 500 bine ulaşıyor.

Termal zengini Doğanbey

Seferihisar-Kuşadası yolu üzerinde, ilçe merkezine 20 kilometre uzaklıkta bulunan Doğanbey 9 kilometrelik sahil şeridi, yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle dikkat çekiyor. Antik çağda Makria Burnu, Osmanlı Döneminde İpsili olarak anılan bölge o dönemde de Sivrihisar (Seferihisar) kazasının en büyük Rum köyü imiş. Prof. Dr. Bilge Umar’ın Ionia kitabında anlattıklarına göre, Aydınoğulları’nın son beyi, İzmir Oğlu olarak bilinen Cüneyt Bey, son günlerini bu İpsili Hisarı’nda geçirmiş. Günümüzde Doğanbey’de adı geçen kalenin surlarından eser yok, ancak yerleşim alanı içinde, erken veya geç Bizans Çağı yapıtlarından kalma işlenmiş taşlar var. Osmanlı’nın son dönemlerinde de bölgeye Aydınoğlu Cüneyt Bey’in oğlu Doğan’a ithafen Doğanbey ismi verilmiş.

Doğanbey’in turizm açısından en önemli değeri termal kaynakları. İzmir’in tamamına yetecek kadar termal kaynağı olduğu düşünülen bölgenin doğru yatırımlarla İzmir’in sağlık turizminin merkezi olabileceği iddia ediliyor.

İzmir’in en büyük sahiline sahip köylerinden biri olan Doğanbey’in turizm potansiyelini artıracak bir diğer önemli yatırım ise liman. 10 yıldır devam eden çalışmalar tamamlandığında hizmete açılacak liman 60-70 tekneye ev sahipliği yapabilecek.

Bölgede yaz aylarında kurulan çadır kamplar da Doğanbey’in turizm potansiyelini olumlu yönde etkiliyor.

Geçmişten bu güne balıkçılık ile uğraşan bölge halkı şimdilerde şaraplık üzüm, zeytin ve mandalina üretimi yapıyor. Doğanbey sakinleri, çevre ve sahil düzenlemesi ile el değmemiş bölgenin turizme kazandırılacağı günü dört gözle bekliyor.

Doğanın tüm renkleri Ürkmez’de

Seferihisar-Kuşadası yolu üzerinde, ilçe merkezine yaklaşık 25 kilometre uzaklıkta bulunan Ürkmez, masmavi denizi ve geniş, temiz kumsallarıyla Ege kıyılarında denize girilebilecek en güzel beldeler arasında yer alıyor.

Antik çağda Lebedos adıyla anılan belde, günümüzde Kısık adı ile bilinen yarımada üzerinde bulunan 12 İon kentinden biriymiş. Kolophon ve Teos’un topraklarıyla kesişen Lebedos çevresi İon güçlerine kadar Karyalıların işgalinde kalmış. Kuruluşuna dair kesin bilgiler bulunmamakla birlikte kentin M.Ö. 7. yüzyıldan itibaren var olduğu biliniyor. Kent, M.Ö. 226’da Mısır firavunu II. Ptolemy tarafından ele geçirilmiş ve bu işgal 60 yıl kadar sürmüş.

Lebedos tarihinin en önemli olaylarından biri de önce Teos, sonra da Efes’ten kovulan ve bir süre Myonnesos’da barınan Dionysos artistlerinin en sonunda buraya yerleşmeleri olmuş.

Strabo’nun, Lebedos’ta her yıl Dionysos şerefine şenlik ve yarışmalar düzenlendiğinden bahsetmesi; Dionysos artistlerinin bu kente kendi geleneklerinin yanı sıra bir canlılık getirdiğinin de göstergesi olarak kabul ediliyor. Ege Bölgesi’nde meydana gelen depremler sonunda yok olan şehir, Orta Asya’dan göç eden Karacaoğulları’nın yerleşim bölgesi olmuş. Karacaoğulları uzun süre Yunanlılar ile mücadele etmiş ve İzmir’in kurtuluşu ile Yunanlılardan korkmadıklarını, ürkmediklerini ispatlamışlar. Beldeye de buna ithafen “Ürkmez” ismi verilmiş.

127 yıl önce şu anki yerleşim bölgesinin kuzeyinde, dağ eteğine kurulan Ürkmez, ormanlarla iç içe, etrafı tepelerle ve denizle çevrili konumu ve İzmir’e yakın oluşuyla günübirlikçilerin ve yazlıkçıların başlıca uğrak yerlerinden biri. Her türlü deniz sporuna elverişli olan Ürkmez sahillerinde isteyen deniz motoruyla gezerken, isteyen tüplü dalış yaparak deniz dibini keşfe çıkıyor, isteyen de teknelerle günü birlik turlara katılıyor.

Ürkmez’in turizm açısından sahip olduğu değerler arasında termal kaynakların önemi de yadsınamayacak kadar büyük. Antik zamanda kaplıcaları ile şifa kaynağı olan beldenin en ünlü termal kaynakları Karakoç kaplıcaları. Ürkmez’in 5 kilometre batısında, eski Kavakdere-Ürkmez yolu üzerinde deniz seviyesinden 15 metre yükseklikte olan Karakoç Kaplıcaları’nın çamuru ve şifalı suyundan Helenistlik Roma ve Bizans dönemlerinde de faydalanılmış. Kaplıca sayesinde termal bir şehir niteliği taşıyan bölgede o çağlarda elit kesimin yaşadığı anlatılır. Banyo olarak kullanıldığında romatizma, deri hastalıkları ve raşitizme, içme olarak kullanıldığında ise mide ve bağırsak bozukluklarına iyi geldiği ifade edilir.

Ürkmez’de turizmin en önemli doğal çekiciliklerinden biri de iklimdir. Hazirandan eylüle kadar hava sıcaklığının 20 derecenin altına inmediği belde, uzun bir turizm sezonuna sahip. Kış aylarında da en düşük sıcaklığın 8 derece olması, beldenin bu mevsimde de tercih edilmesini sağlıyor.

Belde deniz ve kaplıca turizminin yanı sıra ormanları, su kaynakları ve dağlarıyla da doğaya dayalı ekoturizmin için eşsiz olanaklar sunuyor. Yeşilin her tonunu barındıran doğası, baharda bir renk cümbüşüne tanıklık ediyor. Özellikle Ürkmez Barajı kuzeyinde dere boyunca ulaşılabilen çam alanı ile yol üstündeki Kalabak Kayası, doğa yürüyüşü yaparken görülebilecek en güzel manzaraya sahip.

Bölgenin en önemli gelir kaynağı ise narenciye. Satsuma cinsi mandalinanın yetiştirildiği Ürkmez’deki 95 bin adet mandalina ağacından yıllık ortalama 9 bin 500 ton ürün alınıyor. Dünyanın en kaliteli mandalinası olarak kabul edilen bu ürünlerin yüzde 80’i ihraç ediliyor. Ürkmez’in ikinci önemli tarım ürünü ise zeytin. Beldedeki 25 bin zeytin ağacından yıllık ortalama 625 ton zeytin toplanıyor. Zeytinlerin bir bölümü sofralık olarak satılırken bir bölümünden de zeytinyağı yapılıyor. Toprağı kadar denizi de bereketli olan Ürkmez’de her daim taze ve kaliteli balık bulunabiliyor. Seferihisar Belediyesi tarafından her çarşamba Lebedos Parkı’nda düzenlenen üretici pazarında, Ürkmezliler tarafından üretilen ürünleri satın almak da mümkün.

Bakanlık onaylı turizm beldesi Özdere

22 kilometrelik sahil şeridi, dantelâ gibi koyları, altın plajları, mavinin yeşille harman olduğu doğasıyla İzmir’in şirin sahil beldelerinden biri Özdere. 7 bin yıllık bir geçmişin üzerine kurulu bu belde, Hitit ve İyonya kültürünün izlerini hala taşıyor. Hititler döneminde Kasura, İyonyalılar’da Dioshierron, Osmanlılar’da Kesre olarak adlandırılan bölge, 1960’lı yıllardan bu yana Özdere olarak anılıyor.

Zamanında 28 ulusa ev sahipliği yapan bu topraklar, günümüzde ise kış aylarında 15 bin, yazın ise 100 bin kişiyi ağırlıyor. Kıyıdan çeşitli uzaklıklardaki turistik tesisleriyle toplam yatak sayısı 9 bini aşan Özdere, Menderes ilçesinin Bakanlar Kurulunca onaylı tek turizm beldesi.

Kıyıya paralel gitmeyen sahili, girintili çıkıntılı koyları ve kumunun çok kaliteli olması, yerli ve yabancı turistlerin beldeyi tercih etme sebepleri arasında yer alıyor. Yeşil dokunun nefes aldırdığı Özdere’de denize girilecek, piknik yapılacak irili ufaklı birçok koy ve sahil bulunuyor. Ahmetbeyli Koyu ve Plajı, Koru Koyu, Zindancık Koyu, Göl Yatağı Koyu, Kuyubükü Koyu, Çukuraltı Plajları, Kalemlik Orman İçi Dinlenme Alanı ve Plajları, 14 Evler Plajı ve Göktur Plajı turistlerin gözdesi. Tescilli plajlarda denize girmek isteyenlerin tercihi ise Özdere sahil şeridinin mavi bayraklı plajları olan Orta Mahalle Gençlik Parkı, Club Maxima ve Sultan Tatil Köyü plajları.

Özdere’nin ekonomisi turizme dayanıyor. Tarımsal üretimde öne çıkan ürün ise tıpkı Doğanbey ve Ürkmez’deki gibi Satsuma mandalinası. Beldede ayrıca balıkçılık da yapılıyor.

Kehanet merkezi Gümüldür

Denizden esen meltemin kıyıya taşıdığı Satsuma mandalinası kokusu eşliğinde mavi suların keyfini sürebileceğiniz yegane yer Gümüldür kuşkusuz. Menderes’in yeni beldelerinden biri olan Gümüldür, Ege’nin dağlarının deniziyle kucaklaştığı bir noktada konumlanmış.

Gümüldür, 12 İyon kentinden biri olan, kendi adına para basan ilk şehir Lebedos’un kalıntıları üzerine kurulmuş. Beldeye ilişkin kayıtlar, Hellenistlik uygarlığı dönemine kadar uzanıyor. Dönemin üç önemli kenti olan Teos, Klaroros ve Ephesos’un yol güzergâhı üzerinde bulunması dolayısıyla yeteri kadar büyüyemese de yerleşim yerleri ve yaptığı sosyal aktivitelerle çağa damgasını vurmuş. Yunan yarımadasında tertip edilen olimpiyatların bir benzeri olan Asya Olimpiyatları, bu bölgede düzenlenmiş. Roma ve Bizans döneminde önemini iyiden iyiye yitiren kentin nüfusunun bir bölümü bugün Gümüldür’ün bulunduğu yere, bir bölümü de Efes’e taşınmış. 16. yüzyılda yöreye gelen Kağızmanlı Türkler, deniz kenarına yerleşmiş. Zaman içinde askeri açıdan önem taşıyan kent, pek çok korsan istilasına da sahne olmuş.

Tarihin en büyük kehanet merkezlerinden Klaros, Anadolu’nun en eski kentlerinden Kolophon ve Kolophon’un limanı Nation bölgenin tarihine ışık tutuyor. Klaros’a, iki tarafı bahçelerle kaplı bir yoldan geçilerek ulaşılıyor. Anadolu’nun en eski kentlerinden Kolophon ve Kolophon’un limanı Notion’la beraber misafirlerini karşılıyor Klaros. Kentin ilk yerleşimi Lebedos ve Kolophon’da eski uygarlıklardan pek iz kalmamışsa da kazı çalışmaları süren Klaros ve Notion, geçmişle ilgili değerli ipuçları verebiliyor.

Ahmetbeyli’de yer alan Klaros’un kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, milattan önce yedinci yüzyıl başında Kolophon’un baş tanrısı Apollo adına inşa ettiği sanılıyor. Dor düzeni bir üslupla inşa edilen tapınağın kült heykelinin bulunduğu odada büyük boyutlu Apollon heykeli ile kız kardeşi Artemis ve annesi Leto’nun heykelleri yer alıyor. Yedi-sekiz metre yüksekliğinde olduğu düşünülen bu heykellerden Apollon oturarak, Artemis ve Leto’nun ayakta betimlenmiş olduğu düşünülüyor. Tapınağın cellasının altında, bugün taş kemerleri kalmış kutsal bölümde kehanet, antik kaynaklara göre Delphi’de olduğu gibi Pythia adı verilen kadın aracılığı ile değil, bir erkek kâhin aracılığı ile gerçekleştirilmiş. Klaros’taki Apollon tapınağının kehanet üzerindeki işlevini ortaya koyan en eski bilgi, Büyük İskender döneminde karşımıza çıkıyor. Yunanlı gezgin ve coğrafyacı Pausanias’a göre; bir gün Büyük İskender’e rüyasında Pagos (Kadifekale) dağının eteklerinde yeni, büyük bir kent kuracağı söylenmiş. Bunun üzerine kral, rüyanın yorumu için Klaros’taki Apollon kahinine danışarak, olumlu yanıt aldıktan sonra yeni Smyrna’yı kurmuş. Gümüldür de tıpkı Özdere gibi, deniz-kum-güneş tatilinin keyifle yapılacağı birçok koy ve plaja sahip. Beldenin geniş, temiz ve uzun sahil bandı, pırıl pırıl beyaz kumla kaplı koy ve plajları barındırıyor. Denizatı Tatil Köyü, Club Yalı ve Club Yalı Paradise ise Gümüldür’ün mavi bayraklı plajları arasında yer alıyor.

Cumhuriyet döneminde belediye olan Gümüldür’ün kaderi, 1940’lı yıllarda Rizeli Nusret Şener’in bu bölgeye yerleşmesiyle değişmiş. Dünyanın her köşesine dağılmış Karadenizlililerin Japonya’nın Satsuma Adası’nda tanıyıp sevdikleri, sonra da vatanlarına getirdikleri fidan, yöreyi dünyaya tanıtmış. Böylece Ege Bölgesi’nde mandalinanın yetiştirildiği ilk yer olan Gümüldür’de bugün 12 bin dönüm arazide satsuma yetiştiriliyor, yılda 40 bin tonluk üretimin büyük bölümü ihraç ediliyor. Haliyle beldenin en önemli gelir kaynağı tarım. Halkın önemli bir bölümü de balıkçılık ile uğraşıyor. Ancak Gümüldür bölgenin en hızlı gelişen turizm merkezlerinden biri. 8 kilometrelik sahil şeridi, serin denizi, kumsalı ve esintisi kesilmeyen iklimiyle yerli ve yabancı turistlerin aradığı bir tatil beldesi. Her türlü su sporu yapılabilen Gümüldür, dalış meraklılarına çeşitli olanaklar sunuyor.

DERGİ ARŞİVİNDEN