İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

İzmir’in dağlarında çiçekler açar

Dağlar İzmir turizmi için bir çeşitliliktir, renktir. İzmir’de kuzeyden güneye, doğudan batıya peyzaja zenginlik katan dağlar turistik kullanımlarıyla dikkat çekmektedir

Yazı: Doç. Dr. Gözde Emekli / Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü

Dağlar, dağcılık ve turizm pek çok bilim alanının ve insanın ilgi alanına girmektedir. Çünkü hassas ekosistem olan dağlar yeryüzünün yüzde 25’ini kaplamakta, dünya nüfusunun yüzde 12’sini barındırmaktadır. Temiz su kaynaklarının hemen hemen yüzde 70-80’ini sağlayan dağlar, karasal biyoçeşitliliğin yaklaşık yüzde 25’ine sahiptir. Bitkiler ve hayvanlar için öneme sahip dağlar biyosfer alanlarının yaklaşık yarısına, Dünya Miras Alanlarının üçte birine ev sahipliği yapmaktadır. Son yıllarda küresel turizm hareketlerinin yaklaşık yüzde 15-20’si dağlık alanlarda gerçekleşmektedir.

Günümüzde dağlar kullanım çeşitlilikleriyle dikkat çekmektedir. Hayvancılık, toplayıcılık, avcılık, tarım, turizm, macera ve bilimsel amaçlarla dağlara tırmananlar dağcılığın gelişmesine zemin hazırlamış ve ilk dağcılık faaliyetleri 18. yüzyılda Avrupalıların Alpler’e tırmanmasıyla başlamıştır. Bugün dağcılık, insanların yaşadıkları çevreye yakın yerlerde yapılabilen rekreasyonel etkinliğin yanı sıra uzak bölgelere seyahat etmeyi ve tırmanışın niteliğine göre aylarca kalmayı gerektiren bir faaliyete dönüşmüştür.

Bugün artık dağlar, dünyadaki başlıca turizm kaynaklarından biridir ve turizm dağlık alanlarda hızla gelişen bir olgudur. Son yıllarda yaygın şekilde yapılan ve kitlesel turizm hareketine dönüşen dağ turizminin küresel ölçekteki gelişimi sürmektedir. Ancak, turizmin diğer örneklerinde olduğu gibi, dağlık alanlardaki turizm, plansız bir şekilde gelişir, sürdürülebilir anlayışla yönetilmezse, doğal ve kültürel çevrede geri dönüşümü mümkün olmayan hataların ortaya çıkması kaçınılmazdır.

1992’de Rio’da yapılan ‘Dünya Zirvesi’nden sonra dağlar bilimsel açıdan daha çok araştırmaya konu olmuştur. Rio Zirvesi’nin önemli bir belgesi olan Gündem 21’de “Hassas ekosistemlerin yönetimi: ‘Dağların sürdürülebilir gelişmesi” adlı 13. bölümü dağlık alanlara ayrılmıştır (Somuncu, 2004). Dağlık alanlar 1994 yılı şubat ayında Peru'da bir araya gelen 120 sivil toplum örgütünün I. Uluslararası Dağ Gündemi görüşmeleri ve Nisan 1995'te Birleşmiş Milletlerin konuya ilişkin raporunda;  kültürel çeşitlilik, üretim sistemleri ve alternatif geçim kaynakları, dağ turizmi, yerel enerji kaynakları ve gereksinimi, dağların kutsal ve sembolik önemi, biyoçeşitlilik, iklim değişikliği ve doğal afetler, anahtar kavramlar olarak belirlenmiştir (Karadeniz, Güneş, 2002).

Günümüzde dağların sunduğu farklı doğal ve kültürel oluşumlar turizm için özel önem taşımaktadır. Ancak dağlar sayılan zenginliğe ve çeşitliliğe rağmen zor yaşam ve geçim koşullarına sahiptir. Düşük nüfus yoğunluğuna sahip dağlar ve dağlık alanların büyük bölümü yerleşim için uygun olmamakla birlikte Avrupa dağlarında toplam 118 milyon (Avrupa nüfusunun  yüzde 17’si)  kişi yaşamaktadır. Bu nüfusun 33 milyonu Türkiye’ye aittir.  Türkiye’yi sırasıyla İtalya (14 milyon), İspanya (10.1 milyon), Almanya (7.4 milyon),  Fransa (6.5 milyon), İsviçre (6.3 milyon), Romanya (4.6 milyon) ve Avusturya (4 milyon)  izlemektedir. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin dağlık alanlarında ise 63 milyon kişi (nüfusun yüzde 13’ü) yaşamaktadır (Anonim, 2010).

Bugün modern dağcılık malzemeleri ve teknolojik olanaklar sağlık ile ilgili gelişmeler-önlemler dağcılık ile ilgili riskleri azaltarak ilgi ve başarı oranını artırmaya devam etmektedir. Yakın zamana kadar harita ve pusula yardımı ile yapılan dağcılık faaliyetlerinde bugün detaylı haritalar, uydu görüntüleri ve GPS (küresel konumlandırma sistemi) kullanılmaktadır. Dağcılar, yüksek rakımlarda bilgisayar kullanabilmekte ve teknolojik destekle hayati önem taşıyan hava raporlarına anında erişmekte, kaza ve hastalıklarda helikopter destekli arama ve kurtarma ekiplerinden yardım alabilmektedirler (Johnston, Edwards, 1994:462). Bu nedenle dağcılıkla ilgili sporlar, günümüzde dünyanın her köşesinde milyonlarca insan tarafından benimsenmeye başlamıştır. Özellikle gelişmiş ülkelerinde dağlar, dinlenme fonksiyonu ile öne çıkarken, Avrupa’nın merkezi ile kuzey ve güney Avrupa arasındaki transit geçişlerde de dağların kullanımı artmaktadır. Sonuç olarak çevresel faktörler, teknolojik gelişmeler, ekonomik ve siyasal nedenler ile sosyo-psikolojik faktörlerin dağlık alanların kullanımını artırdığını, çeşitlendirdiğini söylemek mümkündür.

Günümüz dağcılığı, hiking/trekking, teknik malzemeyle tırmanış, klasik dağcılık, kayaklı dağcılık, bouldering, yapay duvar tırmanışı, sarp kaya tırmanışı, sürekli tırmanış (bir tırmanış rotasında 3-4 yerde istasyon kurarak, gerekirse geceleyerek), teknik malzeme yardımı ile büyük duvar tırmanışı, alpin tip tırmanış, supalpin tip tırmanış (6.000-7.000-8.000 metre yükseklikteki zirvelere tırmanış), ekspedisyon tırmanışı şeklinde de dallara ayrılmaktadır (Mountain Agenda, 1998). Yüksek bir dağa tırmanırken yürüyüş, kaya tırmanışı, buzul tırmanışı gibi teknikler bir arada kullanılabilir. Bugün klasik rotalara alternatif daha dik ve zor rotalara çıkılması isteğiyle bazı güvenlik malzemeleri geliştirilmiş ve bu malzemeler yardımıyla teknik tırmanışlar yapılmaya başlamıştır.

Dağlık alanların; çekici pek çok özelliği yanında el değmemiş mekanlara sahip olması, temiz havası, zengin biyoçeşitliliği, farklı arazi şekilleri ve kültürleri barındırması değerinin gün geçtikçe anlaşılmasına neden olmaktadır. Bugün dağlar, dünyadaki başlıca turizm kaynaklarından biridir ve turizm, dağlık alanlarda hızla gelişen bir olgudur. Şüphesiz ki bu durum, dağlık alanlardaki nüfusun yarısından fazlasının yoksulluk içinde yaşadığı, And Dağları, Himalayalar ve Afrika’daki dağlık alanlardaki toplumlar için son derece önemlidir. Çünkü turizm bu alanlardaki yerel ekonomiye katkı sağlayarak ulusal ekonomiyi desteklemektedir. Dağcılığa dayalı turizm için her zaman büyük yatırımlara ihtiyaç duyulmamaktadır. Çoğu zaman dağ turizminin sermayesi dağın, doğanın ya da kültürün kendisidir. Bunun yanı sıra turizm sayesinde gerçekleşen altyapı yatırımları ile turistlerin ihtiyacı karşılanırken, ev sahibi toplumun da yaşam kalitesinin yükselmesi, toplumun kültür ve eğitim bakımından gelişmesi turizmin olumlu etkileri arasındadır.

Sürdürülebilir dağ turizmi, doğal ve kültürel çevreye, ekonomiye eşit derecede önem veren ekolojik olarak sürdürülebilir, ekonomik olarak uygulanabilir toplumsal olarak kabul edilebilir şekilde planlanmalıdır. Her dağlık alanın kendine özgü özellikleri olduğu ve bu nedenle de özel yaklaşımlar gerektiği göz ardı edilmemelidir.  

İzmir ve dağlar

Ege Bölgesi'nin en önemli metropoliten kenti olan İzmir, aynı adı taşıyan körfezin bitim noktasında kurulmuş tarihteki önemini koruyarak, gelişip büyümüş yalnız Ege Bölgesi’nin değil Türkiye’nin en önemli ticaret, sanayi ve kültür merkezlerinden biri olmuştur. İzmir’in sahip olduğu canlılığı sürdürebilmesinin hiç kuşkusuz coğrafi gerekçeleri bulunmaktadır. İlin bulunduğu alanın çevresi dağlarla kuşatılmış olmakla birlikte kent bu dağların arasında geçilmesi kolay eşikler ile Gediz, Küçük ve Büyük Menderes vadi oluklarına kolayca bağlanabilmektedir. Sözgelimi doğuda Belkahve eşiği, Manisa dağı üzerinde Sabuncubeli, Yamanlar dağı ile Dumanlı Dağ arasında demiryolunun kat ettiği Menemen-Emiralem boğazı ve güneyde Meles çayı (Kızılçullu deresi) vadisini izleyerek 130 m’lik az belirgin bir eşik kenti uzak çevresine bağlamaktadır. İl toprakları; kuzeyde Madra Dağı, Yunt Dağı güneyde Kuşadası Körfezi, batıda Çeşme yarımadasının Tekne burnu, doğuda ise Bozdağlar, orta kesimde Yamanlar, Nif Dağı, güneyde Karabelen ve Aydın Dağları ile çevrilidir. İzmir yüzölçümünün yaklaşık olarak yüzde 60'ını dağlar, yüzde 22'sini ovalar, yüzde 18'ini platolar kaplamaktadır. Bakırçay, Gediz ve K. Menderes ovalarının yüksekliği 0-200 m arasında değişirken dağlar ile ovalar arasında yükseklik farkı 500-2000m arasında değişmektedir.

Alçak düzlükler ve dağlık bölgeler Ege Bölgesi’nin karakteristik özelliklerindendir. Bölgede dağlar, doğudan batıya kıyı şeridine doğru birbirine paralel uzanır. Dağlar arasında doğudan batıya doğru akan, Gediz, Büyük Menderes ve Küçük Menderes ırmaklarının oluşturduğu alçak düzlükler ve vadiler yer alır. İzmir’in hinterlandında olan bu dağlar İzmir turizmi için bir çeşitliliktir, renktir. İzmir’ de kuzeyden güneye, doğudan batıya peyzaja zenginlik katan dağlar turistik kullanımlarıyla dikkat çekmektedir. İzmir çevresinde dağlık ve geniş düzlükler içeren yerlerde yaylacılık öne çıkar. Yazın çıkılıp yerleşilen yüksek ve serin yerler olarak adlandırılan yaylaların bir kısmında geleneksel yaylacılık yapılmakla birlikte son yıllarda dinlenme amaçlı etkinlikler de dikkat çekmeye başlamaktadır. İzmir çevresinde Madra-Kozak kütlesi, Bozdağlar, Aydın Dağlarındaki yaylalar geleneksel yaylacılığın yapıldığı yöreler arasındadır. Bu yaylalarda doğa yürüyüşleri, bisiklet ve atla gezinti kısaca turizm etkinlikleri dikkat çekmektedir artık.

Doğal kaynakları ve tarihsel-kültürel değerleriyle Türkiye’nin turizm potansiyeli en zengin illerinden biri olan İzmir, Ege kıyılarında deniz seviyesinden Bozdağların 2159 m’lik zirvesine kadar çeşitli yükseltilerde son derece çekici kırsal ve kültürel coğrafi görünümlere sahiptir. İzmir; kıyıları ve denizi, dağları, yaylaları, termal suları, kızılçam ve makilerden oluşan ormanları, zeytinlikleri, bağları, şarapları, Ege’ye özgü tarımsal ürünleri ve yumuşak iklimi ile doğaya uyumlu turizm türlerini ve rekreasyonel aktiviteleri uygulamak için eşsiz ortamlar sunar. Hadi bazı örneklere bakalım:

Bergama Madra-Kozak çevresi: Bergama ilçe merkezine 20 km uzaklıktaki Kozak Yaylası, doğal bitki örtüsü zenginliği ve korunmuş geleneksel yapısıyla dikkat çekmektedir. Kuzey Ege alt bölgesinde; Edremit Ovası ile Bakırçay vadisi arasındaki granitik Madra-Kozak kütlesi geniş bir coğrafi birim oluşturan, geniş çam ormanı ile örtülü yayla, manzara güzellikleri, arkeolojik değerleri, dorukları, düzlükleri, kanyonları, jeolojik oluşumları, su kaynakları ve kültürel değerleri ile ilgi çekmektedir. Ege Bölgesi’nin en geniş fıstık çamı ormanı Kozak’tadır. Fıstık çamlarıyla kaplı bu yaylada geleneksel olarak yaylacılık faaliyetleri eski önemini yitirse de yıllardır yapılmaktadır. Kozak’ın geleneksel yaşamında en önemli geçim kaynağı fıstık çamıdır ama günümüzde turizm de gelişmeye başlamıştır.

Bozdağ ve Gölcük yaylalarının bulunduğu Bozdağlar kütlesi, Ege bölgesinin Ege bölümünde yer alan ve ortalama yükseltisi 1000-1200 m olan bir platodur. Bozdağlarda çok sayıdaki yayla arasından en tanınmış olanları, birbirine yakın konumdaki Bozdağ, Elmabağı ve Gölcük yaylaları olup, bunlar oluk şekilli birer alüvyal vadi tabanıdır ve buralardaki köyler, tarım alanları ve doğal bitki örtüsü birbiriyle bütünleşerek peyzajı son derece güzel ve unutulmaz kılmaktadır.

Gölcük yaylasındaki Gölcük gölü, rekreasyonel zenginliği artıran en önemli kaynaklardan biridir. Göl kenarındaki lokantalar, oteller, pansiyonlar, yayla evleri, yaz-kış çevreyi canlı kılmaktadır. Mermeroluk, Çınarlık ve Kırkçeşme gibi piknik alanları, göl dışında rekreasyon amaçlı günübirlik kullanılacak diğer alanlardan bazılarıdır.

Nif Dağı'nı Karabel geçidi  Eski Kemalpaşa-Turgutlu yolu ; üzüm bağları, şeftali ve kiraz ağaçları arasından uzanan bu yol kenarında en iyi noktalarından biri Yiğitler köyüdür.  Yiğitler Orman İçi Dinlenme Yeri, deresiyle ve ulu çınarlarıyla, Yukarı Kızılca, Ovacık, Yenikurudere gibi köyler, orman eteklerinde, yürüyüş ve piknik için sayısız olanaklar yaratmakta, bu konuda en fazla tercih edilen yerlerden biri de Mahmut Dağı olmaktadır.

Kemalpaşa ilçe merkezinden 25 km kuzeydeki Spil Dağı Milli Parkı'na (Manisa), İzmir-Ankara karayolu üzerindeki Sütçüler köyünden ayrılan bir yolla, Beşpınar köyünden geçilerek de varılabilir. Beşpınar, Kemalpaşa'nın en yüksekte (yaklaşık 1000 m) yer alan köyüdür. Çam ormanları ve kiraz ağaçlarıyla çevrili köyün milli parka uzaklığı yalnızca 4 km’dir.

Tire ilçesini ve çevresini ayaklar altında seyredebileceğimiz Toptepe ile Tire'ye 5 km. uzaklıktaki Cambazlı köyü, son derece çekici doğal ortamda bulunmaktadır. Kaplanköy ise; Tire'ye 6 km uzaklıktadır. Türbeleri, eşsiz doğası, suları, piknik alanı, kestane, çınar ve defne ağaçları ile ayrı bir çekicilik taşır. Piknik alanında ve köy içerisinde bulunan iki restoranda yöresel et ve ot yemeklerini tadabilirsiniz.

DERGİ ARŞİVİNDEN