İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

Afrodisias

Anadolu’nun görkemli heykel akademisi

Yazı: Umut M. Doğan / Arkeolog

“Bütün kentler arasında Afrodisias’ı kendime seçtim” diyor taşa kazınmış bir mektubunda, Roma’nın ilk imparatoru Augustus… Dönemin güçlü imparatorunun gönlünde taht kuran kent, adını aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’ten alıyor.

Afrodisias, Aydın İli’nin yaklaşık 100 km güneydoğusunda, Karacasu İlçesi’ne bağlı Geyre Beldesi sınırları içinde yer alır. Antik kent, 2803 metre yüksekliğe sahip olan Babadağ zirvesinin hemen önünde, ova üzerinde kuruludur.

İlk defa Helenistik Dönem’e (MÖ. 3- 2.yy) ait yazılı kaynaklarda “Afrodisias” adı ile anılan kentteki yerleşimin tarihi MÖ 4800’lere kadar uzanmaktadır.

Bugün antik kenti gezenlerin kent surları içinde rahatça görebildikleri iki tepe vardır. Biri müze binasının hem güney karşısında yer alan Pekmeztepe, diğeri ise doğu cephesi üzerinde tiyatro binası olan Akropoltepe’dir. Sözü edilen bu iki tepe, Afrodisias’taki en eski yerleşimler (MÖ. 4800- MÖ.1.yy) sonucunda zamanla oluşmuş höyüklerdir.

Afrodisias’ın görkemli çağı

Roma İmparatorluğu’nun Anadolu egemenliğinin ilk yüzyılında Afrodisias apayrı bir ün kazanmış ve görkemli kent haline getirilmiştir. Önceden tasarlanmış bir plan üzerinde, Tiyatro binası, Kuzey Agora (pazaryeri), meclis binası ve Afrodit tapınağı gibi kamu yapıları inşa edilmiştir. Kazılarda ele geçen bazı yazıtlarda bu yeni imar çalışmalarının en büyük destekçisi ve öncüsü olarak bir Afrodisias yurttaşının adı geçmektedir: Iulius Zoilos. Kentin, sosyal, ekonomik ve sanatsal açıdan zirveye çıktığı dönem MS 2.yy sonu 3.yy başlarıdır.

Afrodisias’ta sonun başlangıcı

MS. 360 yılında meydana gelen büyük bir deprem ile Afrodisias’ın kaderi değişmiştir. Deprem sonrasındaki artan çevresel tehditler karşısında, o zamana kadar bir sur sistemine ihtiyaç duymamış olan kent güçlü bir tahkimat ile etrafını çevirmek zorunda kalmıştır.

MS. 5. yy’la birlikte Afrodisias’ın güçlü imgesi giderek yok olmuştur. Kentin en önemli özelliği olan heykel atölyeleri artık yavaş yavaş kapanmaya başlar. MS. 6. yy’ın ilk çeyreğinden itibaren artık kentte heykel üretimi yapılmamaktadır. Çünkü bu yüzyıl, tüm bölgede olduğu gibi Afrodisias’ta da Hıristiyanlığın kabul edildiği bir dönemdir. Artık heykel üretemeyen, orta ölçekli bir taşra kenti olan Afrodisias’ta güçlü sayılabilecek bir piskoposluk yapısı meydana gelmiştir.

Zamanla kent giderek zayıflar, küçülür. Son yüzyıllarda bu kasabanın adının halk arasında Karia olarak anıldığı anlaşılır. Yörenin Antik Çağ’daki bölge adı Karia, Afrodisias’ın son yüzyılındaki kent ismidir.

12-13.yy’lar… Küçük bir tarım köyüne dönüşmüş olan Afrodisias’ta halkın bu yüzyıllarda yavaş yavaş çevredeki yeni yerleşimlere göç ederek kenti terk ettikleri anlaşılmaktadır.

Afrodisias yeniden soluk alır

Terk edilişten sonra, Afrodisias’ın harabeye dönmüş olan bu yalnızlığı yaklaşık 200-300 yıl sürmüştür. 15- 16.yy’da, çevre diyarlardan ve hatta Balkanlardan göçüp burayı yeniden yurt tutmuş Türkmenlerin gelişi ile birlikte Afrodisias insana kavuşur yeniden. MÖ. 4800’lerde Pekmeztepe ve Akropoltepe höyüklerinde başlayan bu alandaki yaşam serüveninin “son kültür katını” oluşturan bu Osmanlı köyüne sakinleri, Geyre adını vermişler. Yani Afrodisias’ın en son kullanılan Karia adı yaşamış Türkmen Köyü’nde: Kayra – Gayra -Geyre…

1957 yılında meydana gelen büyük bir depremin ardından Geyre Köyü 1960 yılında alınan devlet kararıyla kök saldığı antik kent içinden, bugün var olduğu yere, sur dışına taşınır. Eski Geyre Köyü’nün dokusu bugün hala hissedilir antik kalıntılar arasında. Müze binası çevresinde yer alan taş duvarlı konutlar, müze önündeki eski köy meydanı, “Cimri Osman Ağa”nın Çeşmesi ve Pekmeztepe üzerinde yer alan küçük bir bey hamamı kalıntısı Osmanlı-Erken Cumhuriyet Dönemi’nden kalmış kültür öğeleridir. Bu izler Afrodisias’ın son takıları gibi, müze meydanındaki 500 yıllık çınarların gölgesinde, gelen ziyaretçileri karşılarlar.

Antik kalıntılar arasında

Antik kenti gezmeye gelenleri, kazı evi binalarının arasında parlak bir ışık gibi insanın gözüne batan muhteşem bir yapı karşılar: Sebasteion (İmparator Tapınağı). MS. 1. yüzyılda imparatorluğu yöneten Iulius Claudiuslar ailesinin tapınımına adanmış olan yapı, yönünü tam da güneşin ağustos ayında battığı yöne çevirmiş bir tapınak ve onun önünde uzayan bir kutsal caddeden oluşur. Tapınak önündeki kutsal caddeyi sınırlandıran üçer katlı sütunlu cephenin ikinci katında mitolojik konulu ve üçüncü katında ise imparatorluğun zaferlerini ve gücünü simgeleyen imgesel konuların işlendiği kabartmalar yer almaktaydı. Kabartma panoları 2008 yılından beri Afrodisias Müzesi’nde sergilenmektedir.

Höyüğün kalbine gömülmüş antik tiyatro

Geç Helenistik Dönem’de Akropoltepe adlı höyüğün doğu cephesine yapılmış olan tiyatro, Babadağ’ın hayranlık uyandıran zirvesine bakmaktadır. Sekiz bin kişilik bir seyirci kapasitesine sahip olan tiyatro yapısının üst yapı basamaklarının çok büyük bir kısmı günümüze ulaşmamıştır.

Havuzlu kent meydanı

Kentin iki kent meydanı yer almaktadır (Kuzey Agora-Güney Agora). Dikdörtgen planlı bu agoralar yan yanadır. MÖ. 1. yüzyılda yapılan Kuzey Agora’nın kent nüfusunu kaldıramaması üzerine MS. 1-2.yy’da Güney Agora inşa edilmiştir. Güney Agora’nın ortasında yaklaşık 260 m uzunluğunda ve 25 m genişliğinde bir havuz yer almaktadır. Bu havuz MS 360 yılında meydana gelen büyük depremden sonra buraya yapılmıştır. Deprem sonucunda yeraltından çıkan suların agorayı kullanılmaz hale getirmesi nedeniyle Afrodisiaslıların suyu kontrol etmek için bu büyük havuzu kent meydanına yaptığı anlaşılmaktadır.

Hadrian’nın seferinden bugüne kalan hamam

İmparator Hadrian’ın Anadolu seferi onuruna MS 2. yy’da yapılmış olan Büyük Hamam yapısı, soğukluk, ılıklık, sıcaklık gibi insanın kan dolaşımının dikkate alındığı yapı planına sahip tipik bir Roma Çağı hamamıdır. 1900’lü yılların başında kazısı yapılmış olan Hadrian Hamamı’nda çok sayıda heykelin ele geçmiş olması, yapının Antik Çağ’da çeşitli yontularla bezeli olduğunu kanıtlamaktadır. 

Meclis Binası - Odeon

Hadrian Hamamı’ndan sonra, meyve ağaçları ile çevrili güzel bir parkur ziyaretçiyi odeona götürür. Başlangıçta bir meclis binası olarak kullanılan bu yapının MS 360 depremi ile büyük hasar gördüğü anlaşılmıştır. Depremden sonra yapının sadece alt basamak sıraları onarılmış, üstyapı kapatılmamış ve bu alan bir açıkhava müzik-gösteri alanına (odeon) dönüştürülmüştür.

Saray-Piskoposluk Merkezi

Odeon-Meclis binasının kuzey cephesine (arka) bitişik olan büyük yapı kompleksi ise bir saraydır. Yapılan kazı çalışmaları yapının Erken Roma Dönemi’nden beri kent valisine ait bir saray olarak kullanıldığını göstermektedir. Yapının günümüzde görülen duvar işçiliği, yapının bir piskopos sarayı olarak kullanılmaya başlandığı MS 6-7. yy’a aittir.

Kente adını veren tanrıçanın evi: Afrodit Tapınağı

Kentin neredeyse merkezine denk gelen bir alanda, gökyüzüne doğru yükselen sütunlar, yüzlerce yıl tanrılara ev sahipliği yapmış olan Afrodit Tapınağı’nın parçalarıdır. Kökeni MÖ 6.yy’a kadar gitse de bugün kalıntıları görülen mermer tapınak MÖ 1. yy’da inşa edilmiştir. Afrodit için yapılan ayinlerin, kesilen kurbanların ve sunulan binbir çeşit değerli adak eşyasının merkezi olan tapınağın kaderi MS. 6. yy başlarında değişir. Bazı mimari öğeleri değiştirilen tapınak bir kiliseye dönüştürülür ve birkaç yüzyıl da Hıristiyan tapınağı olarak işlev görür.

 

30 bin kişilik Stadium

MS. 1.yy’dan buyana neredeyse hiç bozulmadan yaşamış olan Stadium, Antik Çağ’dan bugüne ulaşabilmiş en görkemli yapılardandır. 30 bin izleyici kapasitesine sahip olan Stadium’un oturma basamaklarında yer yer görülen loca isimleri, çevredeki birçok kentin esnafının buradaki festivallere katılmış olduğunu göstermektedir. MS. 4. yy’da hem sur sistemi bu kesimde Stadiuma yaslanarak Stadium yapısına askeri bir kale görevi de verilmiş hem de Stadium’un doğu yarısında, duvarla kapatılarak vahşi hayvan dövüşlerine ayrılmış bir mekan yaratılmıştır. 

Afrodisias’ın politik ihtişamı

Ören yeri gezisinin son durağında bir başka görkemli anıt bekler ziyaretçiyi: Tetrapylon (Dörtlü Kapı / Tören Kapısı)… Hemen batı karşısında duran Afrodit Tapınağı’nın geniş kutsal alanına girişi sağlayan kapı MS 2. yy’da yapılmıştır. 3 Kasım 1990 yılında hayata gözlerini kapatan Prof. Kenan Erim, özel bir izinle defnedildiği Tetarapylon’un yanı başındaki mezarından hala son göz ağrısına bakmaktadır bugün…

Afrodisias Antik Kenti sınırlarının içine 1979 yılında kondurulan müze binasında, birbirinden özel, Afrodisias’ın kendi sanat sitilinde yontulmuş heykel ve kabartmalar bekliyor ziyaretçileri. Helenistik Sanat’ın da izlerini göreceğiniz bu yontuların MS. 6. yy başlarına kadar kaliteli bir stil ile devam edebilişi görenleri şaşırtır. 2008 yılında müze binasına eklenen yeni salonda yer alan Sebasteion kabartmaları arasında dolaşmak ise apayrı bir haz verir size ve kendinizi mitolojik öykülerle bezeli bir tapınakta sanırsınız adeta.

Eğer bir gün yolunuz Afrodisias’a düşerse, ören yerini gezip, ardından, Afrodisias’ta çıkan onlarca heykel ve kabartmanın sergilendiği, dünyanın en kapsamlı “yerel heykel müzesini” gezdikten sonra mutlaka müzenin karşısındaki sergi salonunu geziniz. Kenan Teyfik Erim’in pasaportundan, kullandığı dergilere, izlediği filmlere ve hatta defalarca yamatarak giydiği “kırk yamalı” pantolonlarına kadar birçok özel eşyasının sergilendiği bu salon bir Kenan Erim anı ve saygı odasıdır. İşte o zaman hem Kenan Hoca’nın başarılarını hem de onun neden bir Afrodisias hayranı olduğunu bir kez daha anlayarak ayrılırsınız oradan.

DERGİ ARŞİVİNDEN