İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

Özgür denizcilerin kenti

Adını, kenti çevreleyen adalarda yaşayan foklardan alan Foça (Phokaia) MÖ 11 yy. da Aioller tarafından kuruldu. Anadolu’nun en eski yerleşik halkları olan Kyme, Erythrai ve Teos kentlerinden gelen İyonyalıların kaynaşarak birlikte yükselttikleri Foça Uygarlığı, denizci bir ekonomiyedayanan ve denizaşırı kolonizasyonla beslenen dinamik bir yapıya sahipti.

Gemi yapımında oldukça ileri olan Foçalılar büyük gövdeli yük​gemileri yerine, yüksek hıza erişebilen 50 kürekli ve 500 yolcu taşıma gücünde hızlı tekneler kullanıyorlardı. Onlar, dev kürekleri ve fırtınalarda bile parçalanmayan yelkenli tekneleriyle maviliklerin özgür denizcileriydiler.

Phokaialılar'ın denizcilikteki ustalığı, ticaret alanında da başarılı olmalarına olanak sağlamıştı. Phokaia, İyonya'da doğal altın-gümüş karışımı elektron sikkeyi ilk bastıran kentlerden biriydi. Batı uygarlığının temellerini atarken felsefenin, sanatın ve mimarlığın da öncüsü oldular. Mühendislik konusundaki üstün zekâları ve denizcilikteki başarıları ile Ege, Akdeniz ve Karadeniz'e açılarak çok sayıda koloni kurdular. Karadeniz'deki Amysos (bugünkü Samsun); Çanakkale Boğazı'ndaki Lampsakos (bugünkü Lapseki); Midilli Adası'ndaki Methymna (bugünkü Molyvoz); Güney İtalya'daki Elea (bugünkü Velia); Korsika'daki Alalia; Güney Fransa'daki Massalia (bugünkü Marsilya), Nice ve Antibes; İspanya'daki Ampuria Foçalılar'ın tarihte kurduğu kolonilerden bazılarıdır.

Siren Kayalıkları ve tatlı ezgileri

Siren Kayalıkları, Foça'ya gidildiğinde mutlaka görülmesi gereken doğal güzellikler  arasındadır. Yunan Mitolojisinde kayalık ve boş adalarda yaşadıklarına inanılan Sirenler, geniş kanatları olan, kuş şeklinde bir vücuda ve kadın başına sahip olan yaratıklardır. Yüzleri çok güzel, sesleri etkileyicidir. Sürekli olarak bir şarkı mırıldanırlar. Efsaneye göre buralardan geçmekte olan denizciler sirenlerin söylediği şarkılardan büyülenerek gemilerini bilinçsizce kayalara doğru sürmekte ve gemileri parçalanınca da sirenlere yem olmaktadır.

Sirenler ve siren kayalıkları, ilk defa Homeros'un Odysseia destanı ile karşımıza çıkar. Efsaneye göre Troya (Truva) savaşından dönen Kral Odyseus, Foça kıyılarında büyücü Kirke'nin anlattığı sirenlerin adasına yaklaşır. Odyseus, gemisiyle bu kayalıkların arasından geçmek üzereyken, büyücü Kirke'nin sirenler hakkındaki uyarısını hatırlar. Sirenlerin büyülü çığlıklarına kapılmamak için kendisini geminin direğine halatlarla sıkıca bağlatır, ağzını süngerle kapatıp, tayfalarının da kulaklarını bal mumu ile tıkattırır. Böylece siren kayalıklarından çıkan sesi sadece kendisi duyacaktır. Daha sonra; tam sirenlerin yanından geçerken sonsuza kadar bu körfezde kalmak için büyük bir istek duyar, tayfalarına emir vermek ister, ancak ağzı kapalı olduğu için bunu başaramaz.

 

DERGİ ARŞİVİNDEN