İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

  • Anasayfa
  • SANAT
  • Burçin Büke ile Klasikten caz’a yerelden evrensele

Burçin Büke ile Klasikten caz’a yerelden evrensele

Dünyaca ünlü İzmirli piyanist Burçin Büke, klasik müzik ve caz müziği tınılarını geleneksel öğelerle harmanladığı eserleriyle, yerel kültür ve evrensel değerler arasında bir köprü kuruyor

Söyleşi: Onur Şan

Yeteneği küçük yaşta keşfedilip yurtdışına eğitime gönderilen ve uluslararası başarılara imza atan, Türkiye’nin nam-ı diğer ‘harika çocuk’larından biri Burçin Büke. Ama Mozart, Beethoven ve Chopin dururken ‘harika çocuk’ olarak anılmaktan hoşlanmıyor. Kendini bu büyük bestecilerin eserlerini insanlara ulaştırmakla görevli olarak gören Büke, Foça Tangosu bestesi ve Yunus Emre şiirlerine getirdiği yorumlarla klasik müzik ve caz müziği tınılarıyla geleneksel öğeleri harmanlıyor.

“Müzik, tiyatro, sergiler, opera insanın hayal kurması ve düşünmesine yardımcı olur” diyen sanatçının müzik adına en büyük hayali ise köylerinde bile konser salonlarının olması ve herkesin müzikle tanışabilmesi.

“Keşke köylerimizde bile konser salonları olsa, herkes bu müzikle tanışabilse. Yerel yönetimler ve büyük şirketlerimize bu konuda büyük görevler düşüyor. ”

 

Piyano ve müzik hayatınıza nasıl dahil oldu?

Büke: Benim babam piyanistti. Halamın oğlu da dahil, ailedeki herkes klasik batı müziği eğitimi almış kişiler. Babam gece kulüplerinde caz piyanistliği yaparak hayatını kazanıyordu. İlk piyano ablama alınmış ama o ilgilenmemiş. Ben üç- dört yaşlarındayken piyanonun başına geçip bir iki tuşa basıp kapatırmışım. Ondan sonra babamla birlikte çalışmalara başladım. 6 yaşına geldiğimde İzmir Devlet Konservatuvarı’nda çok sevdiğim Ali Ersümer  ile ciddi olarak piyano çalışmalarına başladım. Yaşım dokuz olduğunda da konservatuar eğitimi almam konusunda karar verildi. Ben de ilkokula erken başladığım için 10 yaşında bitirdim. 10 yaşında İzmir Devlet Konservatuvarı’na girdim. Altı ay sonra da Ankara Devlet Konservatuvarı beni “harika çocuk” statüsünde okumaya davet etti. 11 senelik konservatuvarı 5,5 senede bitirdim. 15 yaşında Hacettepe Üniversitesi’nden mezun oldum. Daha sonra beni devlet bursuyla yurt dışına gönderdiler. Almanya, Fransa ve İngiltere’de üzere eğitimime devam ettim. Okulu bitirdikten sonra profesyonel olarak hayatımı sürdürdüm. Orada bir menajerle çalışıyordum. Çeşitli yarışmalara katıldım, ödüller aldım. Mesela Almanya’da çalmadığım bir yer kalmadı gibi. Amerika, Rusya, Güney Afrika ve Japonya’da konserlerim oldu. Yani babam dolayısıyla piyanoyla tanışmış oldum.

 

Piyano eğitimi zor bir süreç ve disiplin gerektiriyor. Bu noktada zorlandığınız oldu mu?

Büke: Kesinlikle zorlanmadım. Aksine sabahın erken saatlerinde oturur ve çalışırmışım. Arkadaşlarım sokakta top oynarken biraz aklım kalsa da, sabırlı bir şekilde piyanoyla zaman geçirirmişim... Piyano için kabiliyet kadar disiplin de şart. Ben her sabah piyanonun başına amatör bir piyanist gibi oturuyorum ama akşamüstü profesyonel bir piyanist olarak kalkıyorum. Çünkü çalışıyorum, eğer ben o ritmi bozarsam, kendime hainlik etmiş olurum. Kendimden daha çok müziğe olan saygımdan dolayı, o disiplini tutmaya çalışıyorum.

 

Günde kaç saat piyano çalıyorsunuz?

Büke: Konser piyanistlerin hergün muntazam 6-8 saat arası çalışması gerekir. Bazen daha fazlası da olabiliyor.

 

Siz öyle anılmak istemeseniz de “harika çocuk” olarak tanınıyorsunuz. Bu unvan hayatınıza neler kattı?

Büke: Ben ‘harika çocuk’ sıfatını kabul etmiyorum. Mozart, Beethoven ve Chopın’i ‘harika çocuk’ olarak görebiliriz. Özel statüde okuyan birisiydim. 11 senelik konservatuarı 5,5 senede bitirmem yeteneğimden ötürü olabilir. Ben kendimi bu büyük bestecilerin eserlerini insanlara ulaştırmak, hayal kurmak ve kurdurmak için görevli olarak görüyorum.

 

Ülkemizde Klasik Batı Müziği daha çok elit bir kesime mal ediliyor. Türkiye’de klasik müzik anlayışını geliştirmek, yaygınlaştırmak için neler yapılmalı?

Büke: Öncelikle anne ve babanın desteği şart. Küçük yaşta eğitime başlamak lazım. Hafta sonları çocukları opera, tiyatro, senfoni orkestrası konserlerine götürmek gerekir. Bu nitelikli müzikle küçük yaşta kulaklarını doldurmak lazım...

 

İzmir’deki konser salonları yeterli seviyede mi?

Büke: Konser salonları elbette yeterli değil. İstanbul da bunun zorluğunu yaşıyor. İzmir’deki Ahmet Adnan Saygun Konser Salonu muhteşem. Ama ben Karşıyaka’da da böyle bir salonun olmasını arzu ederim...

 

Repertuarınızda bulunan eserlerin her biri şüphesiz sizin için ayrı bir önem taşıyordur. Bu eserlerden en çok hangisini çalarken keyif alıyorsunuz?

Büke: Repertuarımdaki tüm eserleri çok severek yorumluyorum. Rachmaninoff, Prokofiev ve Chopin benim en sevdiklerim. Ama bazı insanlar benim Mozart’ı da çok iyi yorumladığımı söylüyor. Her ne kadar ben öyle hissetmesem de.

 

Birlikte çalmaktan keyif aldığınız müzisyenler kimler? Hangi müzisyenle aynı konserde birlikte çalmak isterdiniz?

Büke: Bugüne kadar çok önemli şefler ve solistlerle çaldım. Ama İdil Biret ile çalmak benim için ayrı bir güzellik olur diye düşünüyorum...

 

Ülkemizde spesifik anlamda bir enstrümana yoğunlaşan ve virtüöz olma potansiyeli taşıyan çok sayıda genç insan yaşıyor. Bu gençlerin doğru yolda ilerleyebilmesi için ne gibi politikalar izlenmeli?

Büke: Genç müzisyenlere önerim; çok çalışmaları ve erken yaşta bir şekilde Avrupa’ya gitmeleri, bol bol oda müziği çalışmalarına katılmaları, değişik professörlerle çalışmaları ve uluslararası yarışmalara katılmaları... Bunun yanında kimliklerini müziklerine yansıtmaları...

 

Her bir enstrüman belli ezgilerde birbiriyle uyum yakalayabilir. Peki siz piyanonun yanına en çok hangi enstrümanı yakıştırıyorsunuz?

Büke: Piyanoyla en uyumlu enstrumanın insan sesi olduğundan şüphem yok...

 

Bu zamana kadar birçok ülkede onlarca konser verdiniz, sizin unutamadığınız, en özel konseriniz hangisiydi?

Büke: Berlin, Londra, Tokyo, New York’da konserler verdim, hala da veriyorum... Bu salonların içerisinde Carnegie Hall enteresandı. Ama şunu da belirtmek isterim, ertesi gün örneğin Mardin veya Tokat’ta konser verirsem de değişen bir şey olmuyor. Çünkü sahnede ben piyanoyla beraberim.

 

Klasik müziğe olduğu gibi caz müziğine de sevdalısınız. Zaman zaman klasikçiler tarafından eleştirilse de farklı tarzlardaki çalışmalarınız oldukça beğeniliyor. Bu başarıyı neye borçlusunuz?

Büke: “Klasik’ten Caz”a isimli projem yaklaşık 10 senedir başarıyla sürdürdüğüm bir sahne performansım. Elbette eleştiriler olacaktır ve ben bundan çok hoşlanıyorum. Bu projem Almanya, Sırbistan, Letonya, Hollanda, Litvanya ve Estonya’daki önemli festivallerde ilgiyle izlendi...

 

Eserlerinizde geleneksel ve yerel öğelere de yer veriyorsunuz. Yunus Emre’nin iki şiirini bestelediniz. İzmir’in güzel ilçesi Foça için “Foça Tangosu” adlı bir eser bestelediniz. Nasıl tepkiler aldınız? Buna benzer çalışmalarınız ya da projeleriniz var mı?

Büke: Bestem olan Foça Tangosu ve Yunus Emre’nin sözlerine yaptığım çalışmaların benim için özel bir yeri var. Foça Tangosu bestemi oradaki balıkçılara bestelemiştim. Sabahın erken saatlerinde Foça’nın güzel havasını koklayıp yürüyüşlerimi yaparken, gerçek emekçilerin çalıştıklarını ve ne kadar zor bir hayat olduğunu gözlemlediğimde notalara bu melodi döküldü. Elbette bu bestelerimi beğenenler olduğu kadar eleştirenler de vardır. Bu da beni çok mutlu ediyor. Unutmayalim ki, Tchaikovsky’nin piyano konçertosu da beğenilmemiş ama yıllar sonra piyanistlerin ve dinliyecilerin kalbinde yer almıştır.

 

Bebekler için “Mozart for Babies”, “Haydn for Babies” isimli iki albüm çalışmanız oldu. Nasıl tepkiler aldınız?

Büke: Bunlar  anne karnındaki çocuklar için yaptığım albümlerim. Birçok insan hastaneye çiçek yerine benim yaptığım bu çalışmaları götürdüklerini söyledi. Mozart ve Haydn’ın en önemli piyano sonatlarını yorumladığım bu albümler teknik ve müzikalite açısından piyanistler için bir hayli zordur...

 

Müzik adına en büyük hayaliniz nedir?

Büke: Keşke köylerimizde bile konser salonları olsa, herkes bu müzikle tanışabilse. Yerel yönetimler ve büyük şirketlerimize bu konuda büyük görevler düşüyor. Herkesin elini taşın altına sokması lazım. Müzik, tiyatro, sergiler, opera insanın hayal kurması ve düşünmesine yardımcı olur. Bir zarar geleceğini düşünmüyorum...

 

Bir İzmirli olarak, İzmir sizin için ne ifade ediyor. İzmir’e geldiğinizde yapmaktan en çok keyif aldığınız şey nedir?

Büke: İzmir insanı özgürdür. İzmir insanı düşünür... İzmir insanı barış yanlısıdır... İzmir insanı paylaşımcıdır... Boyoz, gevrek, çiğdem, zeytin, midye, incir, radika, cibez ve otları olan en güzel şehrimizdir.

 

 

DERGİ ARŞİVİNDEN