BERGAMA

  • Bergama

     Yazı: Doç. Dr. Gözde Emekli / Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü

    Ege Bölgesi’nin en önemli ve en büyük kenti olan İzmir’in kuzeyinde, Batı Anadolu turistik yol güzergahları üzerinde yer alan Bergama, sahip olduğu kültür mirası ile dikkat çekici bir güce sahiptir. Ayrıca Bergama’nın yüzey şekilleri, iklimi, termal kaynakları, bitki örtüsü başka bir anlatımla doğal çevre koşulları turizmi desteklemektedir

    Asklepeion, Akropol, Kızılavlu, Bergama Müzesi, Selçuklu ve Osmanlılardan kalan cami, hamam, han, köprü gibi yapılar yıllar önce Bergama’da kültür turizminin başlamasına ve gelişmesine zemin hazırlamıştır. Ancak Bergama’nın turistik potansiyeli bunlarla sınırlı değildir. Bergama’nın gelenek ve görenekleri, uluslararası kermesi, el sanatları (Kozak ve Yunt dokumaları), parşömeni, mutfağı kısaca diğer tüm yerel kültür ürünleri, termal kaynakları, yaylaları turistin ilgisini çekebilecek güçtedir.

    Prehistorik ve Antik Dönem Kültür Mirası

    Bergama’nın Prehistorik dönemlerden beri bir yerleşme merkezi olduğu bilinmektedir. Bergama Helenistik dönemin (M.Ö. 283-133) l50 yıl boyunca en görkemli kültür ve sanat merkezlerinden biri olmuştur. Zeus Sunağı, Athena Tapınağı, Kütüphane, Büyük Saray, Tiyatro, Kent Duvarı bu dönemde inşa edilmiştir. Bergama Akropol’ü Helenistik dönemde dünya görüşüne uygun olarak sosyal ve kültürel hareketlerin geliştirildiği bir yerdir. Günümüzde en önemli kültürel çekicilik olan Akropol ve Antik Bergama kentine ait kalıntılar, 330 metre yükseklikte, bugünkü kent merkezinin 4 km kuzeydoğusunda bulunmaktadır. Akropol’de dünyaca ünlü ve bugün Almanya’da sergilenen Zeus Sunağı’nın kalıntılarını da görmek mümkündür. Zeus Sunağı mimarlık ve heykel sanatlarının en iyi kaynaştırıldığı bir anıttır. Athena Tapınağı’ndan ise, günümüze tapınağın temellerinden bazı parçalar kalmıştır. Trajan Tapınağı, Akropol’un en yüksek yerinde meraklılarını karşılamaktadır. Dionysos Tapınağı, Bergamalılar tarafından özel bir düşünce ile bütün gezi yerine egemen olacak bir şekilde inşa edilmiştir. Tapınak Roma döneminde büyük değişikliğe uğramıştır. Bergama Tiyatrosu ise dik bir yamaç üzerine yükselen etkileyici görünümüyle Helenistik dönemin en güzel mimari eserlerinden biridir. Bütün yukarı kent yapıları bu eser çevresinde yelpaze şeklinde yer almış, böylece tiyatronun görkemliliği ve çekiciliği artmıştır. Bu dönemde Bergama’ya ün katan Bergama Kütüphanesi, Kral Eumenes II zamanında yapılmıştır. O dönemde Bergama Kütüphanesi’nde 200 bin cilt el yazmasının bulunduğu belirtilmektedir.

    Roma döneminde de önemli bir merkez olmaya devam eden Bergama, Selinos Çayı ile Asklepeion arasında kalan bölgede bulunuyordu. Hadrian ve Trajan tapınaklarının tamamlanmasıyla piskoposluk merkezi olma özelliğini korumuş, 50 bin kişilik amfi tiyatro Selinos’un bir kolu olan Merak Çayı üzerinde inşa edilmiştir. 30 bin kişilik Roma tiyatrosunun kalıntıları ise biraz daha güneydedir. Viran Kapı adını alan kalıntı bu tiyatronun ayakta kalmış bir kemeridir.

    En parlak dönemini M.S. 2. yy.da yaşayan Asklepeion kutsal alanının M.Ö. 4.yy. dan beri var olduğu ve Helenistik dönemde geliştiği saptanmıştır. Roma döneminde sütunlu dar kutsal yol ile ulaşılan Asklepeion’da Satyros ve Galenos gibi büyük hekimler yaşamış ve ders vermişlerdir. Asklepeion’da genellikle psikoterapi ve fizyoterapinin bugün de kullanılan çeşitli yöntemleri uygulanmakta idi. Su ve çamur banyoları, masajlar, siyah otlar, kremler ve yağlanmalar en önemli tedavi şekilleriydi. Ayrıca kutsal su içiliyor, açlık ve susuzluk kürleri uygulanıyor, soğuk havada koşular düzenleniyordu. Hastaların ne şekilde iyileşeceklerini rüyalarında görmeleri sağlanıyordu. Bunun için inşa edilmiş uyku odaları vardı. Tiyatroda törenler yapılıyor, müzik eşliğinde ruhsal tedavi uygulanıyordu. Asklepeion’da yıkanmaya ilişkin üç havuz ve içmek için bir çeşme vardı. Yapılan tahlillerde suların radyoaktif özellikler taşıdığı görülmüştür. Şifanın tanrı Asklepeion’dan geldiğine inanılıyordu. Bu yüzden buradaki her şeyin kutsal olduğu kabul ediliyordu. Asklepeion’un en önemli ve en güzel yapısı Asklepeion Tapınağı’dır.

    Antik dönemden bugüne ulaşan Kleopatra Güzellik Ilıcası’nın varlığı ve halen bu şifalı suların kullanılabilmesi Bergama’yı benzerlerinden ayırmaktadır. Asklepeion dünyanın ilk ve önemli sağlık merkezlerinden biridir, hatta buna son yıllarda ikincisi Allionoi (Paşaköy ılıcaları) eklenmiştir. Grek mitolojisinde hasta insanları iyileştirip şifa dağıtan, hekimliğin ve tıp biliminin tanrısı sayılan Asklepeios’a ilişkin pek çok efsane vardır.

    Serapis Tapınağı - Bazilika eski Bergama’nın en büyük yapısı olup, kırmızı tuğla ile inşa edildiği için halkın “Kızılavlu” olarak adlandırdığı ve Mısır tanrılarına adanmış bir tapınaktır. Yapının üst kısımlarındaki mermer kuşaklar bugün de yerlerinde durmaktadır. Tapınağın içinde kuleli iki yapıda görülen havuzlarda dinsel yıkanmalar yapılmaktaydı. Tapınak Roma İmparatoru Hadrian zamanında inşa edilmiştir. Bizans çağında ana yapı, özellikle apsis kısmında yapılan büyük değişikliklerle kiliseye çevrilmiştir.

    Bizans Dönemi: Bizans yönetiminde de Bergama, Helen özelliklerini devam ettirmiş ancak eski ününü ve üstünlüğünü yitirmeye başlamıştır.

    Türk Dönemi Kültür Mirası

    Türk dönemi açısında da önem taşıyan ilçede buna ilişkin eserler de dikkat çekmektedir. Selçuk Minaresi, Ulu Cami, Kurşunlu Cami, Laleli Cami, Ansarlı Cami ve mescitler ibadete ilişkin eserler arasındadır. Bergama’nın hamamları; Tabaklar Hamamı, Küplü Hamam ve Hacı Hakim Hamamı, Çınarlı Hamam olmak üzere dört tanedir. Bergama’da hanlar (Çukurhan, Taşhan, Acerhan, Katırhan) genellikle iki katlı olup, ahşap malzeme kullanılmıştır. Bergama Bedesten’i, Şadırvan Caddesi’nde olup her türlü eşya satıldığı için bu ad verilmiştir. Bergama’daki mezar taşları, sanat tarihi açısından değeri olan, tarihi olaylara ışık tutan, önemli kişilere aittir. Lahit mezarlar İran tarzı ve Barok stili motifler ile işlenmiştir. XVIII. yy.ın sonlarında ise Türk motifleri Rokoko stili ile süslenmiş ve zenginleştirilmiştir. Kabartma bir resim tablosunu andıran ve erkeklerde kavuk başlık yer alan mezar taşlarının Avrupa etkisi altında kaldığı da gözlenmektedir. Bergama Müzesi, l933 yılında İzmir Valisi Kazım Dirik tarafından temeli atılmış, Osman Bayatlı’nın çaba ve gayretleri ile l936’da hizmete açılmıştır. Bergama Müzesi’nde, Akropol, Asklepion ve Kızılavlu’daki kazılardan elde edilen, Bronz, Arkaik, Helenistik Roma ve Bizans dönemine ait kalıntıların yanı sıra bahçede lahitler, yazıtlar, kabartma ve heykeller sergilenmektedir. Müzenin Etnografya Salonu’nda Türk-İslam sanatına ait eserler (Bergama yöresi halı, kilim, bez dokuma ve el işlerinin yanı sıra Anadolu’nun çeşitli yörelerine ait el işleri vb.) görmek mümkündür. Müzede çeşitli dokuma örneklerinin yanı sıra bu dokumaların yapıldığı tezgâhlar, çıkrıklar diğer bir deyişle dokuma ile ilgili aletlerin yanı sıra Türk müzik aletlerinden cura, zilli maşa, def, çift dilli kaval gibi aletler de sergilenmektedir.

    Bergama gelenek ve göreneklerini yaşatan bir yerleşmedir.

    Uluslararası Bergama Kermesi, 1938 yılından beri yapılmakta olup günümüzde Bergama Belediyesi tarafından organize edilmektedir.

    Dünyanın ve ülkemizin en eski ve büyük kermeslerinden biridir. Bu kermes eski Türk sporlarını ve eğlencelerini yaşatan bir organizasyonla başlamıştır. Kermes Bergamalıların üretimlerini, kültürel miraslarını sergiledikleri sosyoekonomik bir etkinliktir. Yöreye özgü oyun ve eğlencelerin yanı sıra günümüz sanatçıları konserler vermekte, forum, sempozyum ve paneller, yazarlarla söyleşiler, film gösterileri ve çeşitli sergiler düzenlenmektedir.

    Yerel kültür mirası

    Bergama gelenek ve göreneklerini yaşatan bir yerleşmedir. Bergama ve çevresinin özellikle Kozak’ın tarihsel ve kültürel zenginlikleri ile birlikte yerel kültürü benimseyen bir topluma sahip olması, günümüzde de geleneklerini yaşatması turizm için çok önemli bir çekiciliktir. Turizmde yerel kültüre olan merak ve buna ilişkin deneyim kazanma gittikçe önem kazanmaktadır. Kırsal kültür ürünleri, yerel tarımsal ürünleri (Bergama tulum peyniri, Bergama-kozak fıstığı, fıstık helvası, Kozak elma ve üzümü), taş-mermer işçiliği, el sanatları olarak Bergama gümüş takıları ve Türkmen bebekleri ve Kozak ve Yunt dokumaları (Anadolu Türkmen geleneğine uygun düz ve düğümlü dokuma yaygı kültürü içinde, kendine has renk ve desen yapısı ile ayrı bir kimliğe sahiptir), kılık-kıyafet, müzik türleri turizme güç katacak, rekabeti artıracak özelliktedir.

    Diğer turistik çekicilikler

    Kırsal turizm ya da köy turizmi hatta yayla turizmi açısından Kozak çevresi Bergama’nın bilinmeyen, az tanınan bir yöresidir. İzmir’in en seçkin rekreasyon alanlarından biri olan yaylada dinlenme, köy yaşamını gözleme, doğa yürüyüşleri, at gezileri, bisiklete binme, manzara seyretme ve fotoğraf çekme için sonsuz olanaklar bulunmaktadır. Ege Bölgesi’nin en zengin fıstık çamı ormanı Kozak’ta bulunmaktadır. Fıstık çamlarıyla kaplı bu yaylada geleneksel olarak yaylacılık faaliyetleri yıllardır yapılmaktadır. Kozak’ta fıstık toplama, kurutma, kozalak ayıklama, künar süpürme, künar süzme gibi gelenekler eğlenceli bir şekilde devam etmektedir. Yerel kültür ürünlerini koruyan ve yaşatan Kozak’taki bu durum turizm açısından önemli bir çekicilik kaynağını oluşturmaktadır.

    Bergama mutfağı da zengin ve çeşitlidir. Yoğurt, peynir, tereyağı, bulgur, erişte, tarhana, yufka, salça, pekmez ve yaz sebzelerinin kurutulması kış için yapılan geleneksel hazırlıklar yeni turizm yaklaşımlarında değerlendirilebilecek ürünlerdir. Bu ürünlerin turistik ürün haline getirilmesi mümkündür. Çünkü kırsal turizmde yerel kültüre ilişkin ürünler ilgi çekici bulunmakta, turistler bu tür ürünleri yerinde görmek-izlemek istemekte hatta bazı etkinliklere (köy sofrasında yemek yeme, ürün toplama, halı dokuma) katılmayı arzulamaktadırlar.

    Ancak bu ürünlerden turizmde yararlanılması düşünülürken Kozak halkının gelenek ve göreneklerine olan bağlılıklarını saygıyla karşılayan bir turizm anlayışının geliştirilmesi gerektiğinin altını çizmemiz gerekmektedir.

    Bergama sağlık turizminin kaynağını oluşturan termal kaynaklar açısından da zengindir. Antik dönemden bugüne ulaşan Kleopatra Güzellik Ilıcası’nın varlığı ve halen bu şifalı suların kullanılabilmesi Bergama’yı benzerlerinden ayırmaktadır.

    Özellikle antik dönemden beri şifalı suyunu koruyan ılıcanın yeniden kullanıma açılması geçmişle köprünün kurulması için önemli ve ilgi çekici olacaktır.

    Son söz: Bergama evrensel ve yerel kültürün buluştuğu eşsiz bir yerleşim alanıdır.