İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

Şehrin vitrini: İzmir rıhtımı

İzmir Rıhtımı bir uçtan diğer uca, boylu boyunca şehrin sosyal, ekonomik, politik ve tabiatı ile kültürel hayatının bir yansıması ve odağı olarak ortaya çıktı ve hayatını 1922 yılına kadar sürdürdü

 

Yazı: Prof.Dr.Çınar Atay / Fotoğraflar: APİKAM

17. yüzyılın başlarından itibaren, eski görkem ve şaşaasını kaybetmiş, küçük bir sahil yerleşmesi haline gelmiş olan İzmir’in yeniden canlanmaya başladığı görülmektedir. Bu dönemlerde, Sakız Adasını bir üs olarak kullanan yabancı tüccarlar ve ticareti kontrol etmekte olan konsolosluklar İzmir sahiline yerleşmişti. Bu konsolosluklar aynı zamanda büyük depo mekanlarına da sahipti. Anadolu’nun içlerinden gelen mallar Avrupa’ya sevk edilmek için bu depolarda, ne zaman geleceği pek de belli olmayan yelkenli gemileri beklerdi. Bu amaçla konsoloslukların önünde dolgular yapılarak, rıhtıma benzer, ahşap mekanlar oluşturulmuştu. 18. yüzyıla gelindiğinde artık İzmir’in kıyı kesimi yapılan düzensiz dolgularla yeni bir form almıştı. Antik dönemlerden kalan yapılar ise iç kısımlarda kalarak önemlerini yitirmişti. Giderek güçlenen İzmir ticaretine artık bu dolgu alanlar yetmemeye başlanınca kıyı yeniden düzenlendi. Kısmen konsoloslukların hegemonyasından çıkarılarak İzmir’in yeni gelişim gösteren bu kıyı kesimine Yeni Kale veya Ok Kalesi denen kısmen harap yapıdan itibaren kuzeye doğru, denize ahşap kazıklar çakılarak yeni bir dolgu ve üzerinde de bir yol yapıldı. Bu yolun kıyı kesimi zaman içinde aynı sistemle yeniden doldurulacak ve İzmir tarihinde Frank Sokağı (Rue Franque) adı ile anılan kıyı yolu artık bir iç yol olacaktı. Kısa zamanda yeni dolgu alanlarında, başta yine konsolosluklar olmak üzere, İzmir’in dönemine göre en görkemli yapıları yer alacaktı. Bu durum şehrin, bir yerleşme alanı olarak seçilmesinden itibaren karşılaştığı üçüncü kıyı doldurulması idi.

Kabına sığmayan şehir

19. yüzyıla bu şekilde girildi. Ancak, İzmir yaramaz bir çocuk gibi yerinde duramıyordu. Kıpırtıları içinde hızla gelişiyor ve zenginleşiyordu. Bunun sonucunda kabına sığamayan şehir yine denize doğru taşacak, yeni alanlar ve yeni yolar kazanacaktı. Bunun soncunda 19. yüzyıl sonunda kıyı boyunu bir kordon gibi kuşatan yeni, düzenli bir yol ortaya çıkacaktı. Zira 1852 yıllarından itibaren başta Sakız Adası olmak üzere 1856 yılına kadar kuvvetli ve hafif 50’den fazla deprem mevcuttaki ahşap kazıklarla desteklenmiş kıyıyı oldukça tahrip etmişti. Ayrıca yelkenli gemiler yerini giderek daha büyük kapasiteleri daha çabuk taşmakta olan buharlı gemilere bırakmakta idi. Bu süreçte hem bu yeni gemlere sığınacak bir mekan hem de İzmir’i daha İzmir yapacak yeni liman ve rıhtım yapımı gündeme geldi. Bir yap işlet devret modeli olarak ortaya çıkan İzmir Liman ve Rıhtımı sözleşmesi 1867 yılında imzalandı. Smyrne Quay Company adı ile işe başlayan İngilizler, şirketi Fransızlara satınca 6 Mayıs 1896’da Société des Quais de Smyrne adı ile kurulan yeni şirket 1875 yılında limanı ve 1876 yılında da Pasaport mevkiindeki binaları tamamladı. Projelendirme ve inşaat sırasında İzmir Körfezinin, Bezmi Alem Valide Sultan Vakfına ait olması pek çok bürokratik sorunu da beraberinde getirmişti. Şirket büyük becerililikle bu sorunları çözmüş ve Osmanlıdaki mevcut ve çıkacak bütün vakıf kanunlarına uymayı kabul etmişti. İlk anlaşmada imtiyaz süresi 1912 yılında bitecekti. Zaman içinde ek inşaatlar ve politik gelişmeler sonucunda imtiyaz süresi 1891 yılında, 31 Aralık 1953 tarihine kadar uzatıldı. Ancak, Cumhuriyet dönemi reformları içinde imtiyaz 1933 senesinde sonlandı ve Türk Devletince, Liman ve Rıhtım satın alındı. Böylece Société des Quais de Smyrne’in elde ettiği verginin yüzde 12'sini Osmanlı Devletine, yüzde 8'inin de İzmir Belediyesine verilme koşulu ile birlikte şirketin başına buyruk hareket etmesi ve rıhtım vergisini istediği zaman izinsiz iki misline çıkarması gibi koşullar da ortadan kalktı. 

İzmir modern dünyanın bir parçası oluyor

Limanın yapılması ile ortaya çıkan kıyı önündeki Rıhtımın genişliği Jacques Pervititch planlarında belirtildiği üzere 20.00 metre genişlikte yapılmıştı. Bu durum kısa zamanda gemilere yüklenecek ve gelen malların Rıhtım yolu üzerinde birikmesine neden olmakta ve bir karmaşa çıkmakta idi.  Bu sorunun ortadan kalkması için şirket 1880 yılında hem yeni imtiyaz hakları elde etmek hem de yeni depo alanları oluşturmak için yeni dolgular yaparak 1880 yılında Gümrük Depolarının ilk kısmını ve sonraki yıllarda da ikinci kısmını inşa etti. Artık Liman, Gümrük Depoları ve Yönetim Merkezi ile tam olarak faaliyete geçmişti. Bu aşamada 4 kilometreyi bulan Rıhtım, Aydın/Punta Garına kadar tamamlanmış ve yeni dolgu alanlarında oluşan parsellerde yeni binalar yapılmaya başlanmıştı. Bu İzmir kıyısının karşılaştığı dördüncü dolgu idi. Şirketin görevli başmühendisi Polycarpe Vitalis’in düzenlediği yeni kıyı planı ile İzmir’in denize dik açılan ve İmbatı içeri alan sık aralıklı sokakları yerine kıyıya paralel uzanan uzun parsellerin yapılması kıyıya görkem kazandırmıştı ama iç kesimlere giren İmbat artık şehrin iç kesimlerinde hissedilmez olmuştu. Her şeye rağmen tesislerin bitmesi ile İzmir modern dünyanın bir parçası olmayı bu yatırım ile elde etmişti.

İzmir tramvay ile tanışıyor

Rıhtım yapımı öncesi 150.000 olan İzmir nüfusu 1900’lü yıllara gelindiğinde artık 300.000 kişiye ulaşmıştı. Bu sayede Katipoğlu Konağı yerine inşa edilen valilik binası önüne meydan yapılması da sözleşme kapsamına alınmıştı ki, bu meydanın ortasında 1901 yılında Raymond Charles Péré’ye bir saat kulesi inşa ettirilecekti. Bunun yanında 1880 yılı İzmir’in ilk toplu taşıma aracı olarak, atla çekilse de Rıhtım üzerine döşenen raylarda tramvay ile tanışması olmuştu. Artık yenilikler birbirini takip etmekte ve Rıhtım, inşa edilen binalarla şehrin bir vitrini olmakta idi. Her şeyin en iyisi, en güzeli ilk defa hep burada görücüye çıkardı. 1886 Aydın Salnamesi, İzmir’in 600 kişilik “Sportig Club” Tiyatrosunun burada açıldığını yazmaktadır ve takip eden 20 yıl içinde Rıhtımdaki tiyatro sayısı yediye çıkmıştı. İstanbul’dan, hatta yurt dışından gösteri grupları İzmir’e gelmekte idi. Her ne kadar 1909 yılında yine Rıhtımda gösteriye başlayan Pathé ve Palas isimli sinema salonları, tiyatro yaşamına sekte vurur gibi oldu ise de Rıhtımın en görkemli yapısı, Paris Chatelet tiyatrosu örnek alınarak 1911 yılında inşa edilmiş Théâtre de Smyrne idi. Ayrıca yine Rıhtımda yer alan ”café”ler yanında, otellerin mendirek önünde ve mendireğe yakın alanlarda konumlandığı bilinmekte idi. Kraemer Palace şehre 1905 yılında ilk elektrik verilmeden ve 1862 yılından itibaren bazı sokaklar havagazı lambaları ile aydınlatılmaya başlamadan önce kendi elektriğini temin eden bir oteldi. En büyük rakipleri Hotel Huck ve Hotel de Ville idi. Bu otellerden limana doğru, mendireklerin önünde yer alan gemilerin karmaşası yanında Rıhtım yolunun üzerine yığılan balyaların ve develerin getirdiği diğer malların yığılması, dört kilometrelik Rıhtımın diğer yönü ile bir tezat oluşturmakta idi. Buralarda  redingotlu ve hasır şapkalı şık İzmirliler dolaşmakta, “club” adı ile anılan Sporting, Chasseurs, Alhambra gibi isimli mekanlarda sohbet etmekte idi. Yüksek ve sıkma belli, genellikle beyaz veya etekleri drapeli, beden boyu bel üzerine gelen, hatta arkası hafifçe kuyruk şeklinde uzayan elbiseler giymiş hanımlar, kıyafetlerini vaz geçilmez unsur olan tüylü şapkalar ile tamamlayarak Rıhtımda salınabilmektedir. Buralarda, Prokopp ve Aydın Birahanesi tarafından İzmir’de imal edilen biralar yanında çok sayıda ithal bira da servis edilmekte idi. Bu mekanların çoğunda birkaç gün sonraya ait de olsa Avrupa gazete ve mecmuaları okunma yanında, her lisanı da duyabilmekte idik. İç mekanlarında kristal avizeler ve yerlerdeki ünlü İzmir halıları üzerindeki Thonet damgalı hezaren sandalyeler vaz geçilmez unsurlardı.

Farklı kimliklerin kaynaşmış sosyo-kültürel yapısı içinde bir Avrupa şehri görünümünde olan İzmir, Rıhtımı ile deniz yolu ile gelen seyyahların algıladığı bir inci dizisi idi. Bu dizinin her bir tanesi beyaz iki katlı cumbalı evlerdi. Genellikle mimari açıdan birbirine benzeyen, Türk ve İtalyan mimari tarzlarının bir karışımı olarak oraya çıkmış bu evlerin dış cephelerinde, daha albenili olma yarışı vardı. Ama her şeyde öte içlerindeki avizeleri, uzun süre havagazı ile aydınlatılsa da ışıksız iken bile nur saçmakta idi. Pencerelerindeki beyaz kolalı ve dantelli perdeleri içerdeki yaşam ile dışarıyı ayırmakta idi ama iki yaşam arasında görkem açısından bir fark bulunmamakta idi.

Rıhtımdaki düzen ve intizama uyan diğer binalar arasında ön plana çıkanları arasında 1906 yılında açılan ve mimar Ignatius Molle tarafından planlanan İtalyan Kız okulu ve 1907 yılında arka kesimdeki  yerinden ayrılarak Rıhtım üzerinde  Emmanuel Pontremoli’nin kolonyal projesine göre inşa edilen Fransız Konsolosluğu en görkemli yapılardı. 

Rıhtımda alınan nefesle İzmirli olunurdu

Sonuçta İzmir Rıhtımı bir uçtan diğer uca, boylu boyunca şehrin sosyal, ekonomik, politik ve tabiatı ile kültürel hayatının bir yansıması ve odağı olarak ortaya çıktı ve hayatını 1922 yılına kadar sürdürdü. Tabiatı ile bu hayatın içinde haberleşme ve ulaşım da büyük yer tutmakta idi. Osmanlı döneminde her devletin haberleşme erki olması nedeni ile pek çok devlet kendi posta servislerini hep Rıhtım üzerinde tesis etmişti. Deniz yolu ile İzmir’e gelenler de bu kesimde inşa edilmiş Pasaport Dairesinden izin alarak şehre girmekte ve hemen şehrin büyüsüne katılmakta idiler. Bu büyü şehre her geleni etkiler, Rıhtım üzerinde aldıkları nefesle hemen İzmirli olurlardı. Bu nedenle İzmir Rıhtımında dolaşmak şehri tanımak idi. Şehrin aynası, şehrin tüm hayatının yansıması burada başlar ve burada biterdi. İzmir o denli ünlü ve sevgi dolu bir şehir idi ki, İzmir’i görmeden, İzmir’e hiç gelmemiş Victor Hugo dahi Les Orientales isimli kitabındaki La Captive isimli şiirinde, daha İzmir Rıhtımı yapılmadan İzmir’i anlatırken, bir kıskançlık içinde, "Smyrne est une princesse" (İzmir bir prensestir) dediği methiye dolu 9 kıt’a kaleme almıştı.

DERGİ ARŞİVİNDEN