İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

İnanç turizminde de İzmir!

“İzmir’imizi çok özel kılan nedir?” Müslümanı, Yahudisi, Hıristiyanı ve burada yaşayan tüm halklar olarak yaşamlarımızı, kendi özümüzü kaybetmeden, zevk ve huzurla, yan yana, iç içe, kocaman bir aile gibi sürdürmeyi başarmış olmamız! Daha da güzeli; yemeğinden müziğine; giyiminden dualarına; ben sana, sen bana diyerek çok lezzetli ve olağanüstü bir sentez yaratabilmemiz olmuştur

Yazı: Sara Pardo

 

İzmir’im canım güzel İzmir ‘im!                                                                                                                         

Binlerce yıl içinde barındırdığın nice kültürün kenti. Nedir senin tılsımın?                                                         

Her köşenden, her taşının altından fışkıran bu sevgi, hoşgörü; nasıl da seni eşsiz yaptı?                              

Her gelip geçen, kalıp ocağını tüttüren, ne derin izler bırakmış bu yollarda!                                     

Gözlerimi kapasam da yürüsem geçmişine, bakınız neler keşfederim sizlere…

İzmir, dünden bugüne…

Sır dolu, 8 bin 500 yıllık Yeşilova’da tarih…                                                                                                                                     

2 bin yıl sonra taşınmış dağlara bu kez ve Tantalos demişler,

Yamanlar’da Lidya Kralına, Karagöl’ de halâ işkence içinde yaşayana!                                              

“ Efsane mi, gerçek mi yoksa? “ diye düşüneduralım…                                                                                                            

Amazon cenkçi kadınları fethetmiş Leleglerin Tepekule Köyü’nü, Bayraklı’da!                                                                   

Kendi adını vermiş Kraliçe Symrna yeni kentine…                                                                                                                         

Eoller, İyonlar gelmiş; kök salmışlar burada. Tanrıçaları Atena ve Homeros’ la ün salmışlar evrende!         

Ne yazık ki, güzel günler bir gün sona ermiş. Persler, Lidyalılar göz dikmişler Symrna’ mıza.                                          

Kül olmuş ocakları, sönmüş; dağılmış millet ovalara, uzaklara!

Millattan 300 yıl önce gelen, genç kumandan Büyük İskender’ in rüyasıyla Pagos ( Kadifekale) sırtlarında ve iç liman bölgesinde kurulmuş genç bir Symrna daha.                                                                             

Kybele, Zeus derken, “Biz hem deniziz, hem toprak. Toprağımızı aşımız, denizimiz geçim kaynağımız “ deyip, karar kılmışlar, Demeter ve Poseidon’a!                                                                                                                  

İskender getirmiş ilk tek tanrılı inançlıları, Yahudileri beraberinde! Onlar hep var olmuşlar bu kentte, bazen yok olmuşçasına!

Yüzyıllar hiç bozamamış bu düzeni. Romalılar gelmiş ardından ve zengin, güçlü, görkemli bir kent devlet olmuş Smyrna.                                                                                                                                                                  

“Asya eyaletinin birincisi “ diye anılmış, 100 bin kişilik halkı ile…

Lakin tarihte sular hiç durulmaz. Taşlar yerinden oynarken bir gün, inanç dünyası büyük sarsıntılara sahne olmuş:                                                                                                                                                                                    

İsa Peygamber ve Havarileri’nin öğretileri kök salmış bu topraklarda! Bakınız neler olmuş neler… Hıristiyan dininin en önemli bölümlerinden biri 7 kilisedir. 12 Havariden biri olan St. John’un (Aziz Yuhanna) , İncil‘in ek bölümü olan Apokalips’i yazdığını; kitapta, Ege Bölgesi’nde yaşayan 7 Hıristiyan Cemmati’ne ( kilise) mektuplar olduğu; bu cemaatlerden bir tanesinin İzmir olduğu; Tarsus’lu St. Paul’ ün ( Aziz Pavlos ) 7 kiliseyi ziyaret ettiği ve İncil’ de bu bölümün çok önemli olduğu, 54-55’inci yıllarında İzmir’e geldiği söylenir.

Symrna’nın ilk piskoposları olan St. Polikarpos ve St. Boukolos’un (Aziz Vukolos, Aziz Ayavukla) kutsallığı St. John’a dayanır. St. Polikarpos için inanç şudur ki St. John’un kendisi, onu İzmir ‘in koruyucu meleği olarak belirlemiş, havariler Asya iline İzmir Kilisesinin ilk piskoposluğuna atamış. Hatta “ En güçlü havari “ olarak bile anılırmış.

St. Polikarpos’un Smyrna Stadyumu’nda Romalılar tarafından şehit edilmesi; St. Boukolos’ un yüzlerce putperesti Hıristiyan yapması; 7 Kilise ve St. Paul ‘ ün ziyareti…                                                                                                 

İşte M.S. 1’inci yüzyıla damgasını vuran olaylar zinciri; bilginlerin ormanı, İonia’nın ışığı, Musaların yurdu; Smyrna’nın tarih kapılarını açan Strabon, Pausanias, Aristides, Herodotus…                      

Zaman akıp geçmiştir bir çırpıda.                                                                                                                               

Milenyuma varıncaya dek yıpranmıştır Symrna; savaşlardan, yangınlardan…                                                                    

Doğudan yeni akıncılar Ege’ye varmış; Selçuklu Türk Beyleri ve 1084 yılında Çaka Bey; Emir Çaka, Bizans sarayında yetişmiş  “En soyluların önde geleni “; ilk kez bir Türk, liman bölgesini almış, ama kısa bir süre için! Bizans, Türkler, Haçlılar arasında sürekli el değiştiren kent, üst kısımda Türklerin, deniz kıyısında Ceneviz, Venedik ve yerli Hıristiyanların egemen olduğu çalkantılı yüzyıllar yaşamış.

1332’de, Aydınoğlu Umur Bey, Liman Bölgesi’ni ele geçirmiş, 12 yıl sonra ise Rodos Şövalyeleri Kaleyi geri almış. 1402’de Symrna Timur’un istilasına uğrarken korkunç bir katliam yaşanmış, ardından ise Timur şehri Türklere vermiş. 1425 yılında Symrna artık kesin olarak Osmanlı Devletinin bir parçası olmuş.                                         

İç Liman Kalesi (Eski Osmanlı Bankası, Fevzipaşa Bulvarı) hep yıkılmış ve tekrar tekrar inşa edilmiş. Her seferinde farklı isimlerle anılmış; Ceneviz Şatosu, Soğan Kalesi, St. Peter Kalesi, Ok Kalesi, Liman Kalesi, Aşağı Kale…

Symrna’yı, Symrna yapan, asıl bu dönemden sonra yaşananlardır. Moğol felaketinden sonra kent yorgun ve bitkin halde sessizliğe gömülmüş. Kentte 16’ncı yüzyıl ortalarına kadar birkaç bin kişilik bir nüfus kalmış. İç Liman, sadece korsanların ve kaçakçıların barınağı olmuş.

16’ncı yüzyıl ortalarında, Avrupa devletleri Symrna’yı keşfetmiş;                                                                                                     

Doğuya açılan en uygun ve en yakın kapı!                                                                                                                                      

Yeni ipek yolunun son durağı!                                                                                                                                                     

İşte böylece Symrna’ nın kaderi değişmiş; Levantın en güzel, uygar kenti olmuş. Burada yerleşen 18 Kefere Krallığının konsolos ve tüccarları, kuzey kıyı çizgisinde oturmayı yeğlerken, eski Symrna ile adeta kırmızıçizgi ile ayrılmışlar. Kent kısa zamanda “ Küçük Paris “ diye anılmaya başlanmış ve halklarının evlilikleriyle “ Levanten Ruhu “ doğmuş.

Her milletten ve her dinden insanın yaşadığı bu kozmopolit şehir, eşi benzeri olmayan bir dokuya dönüşmüş. 1492’de İspanya ve Portekiz’ den kovulan Sefarad ( İspanya ) Yahudiler, Osmanlı’ya geldikten 100 yıl sonra her bölgeden Symrna’ya akın etmeye başlamış.

Yahudiler, daima Müslüman Türk mahalleleri bitişiğinde veya iç içe, diğer azınlık olan Rum ve Ermenilerle, de çoğu zaman iyi ilişkiler içinde yaşamış. Hıristiyan misyonerlerin gözünde ise Symrna, büyük potansiyel taşıyan bir kentmiş. Böylece Cizvit ( 14’üncü yüzyıl), Fransisken, Kapusin, Dominiken, Lazarist, İngiliz, Amerikan misyonerler bölgeye yerleşmiş. Protestan, Anglikan, Katolik, Ortodoks, Hollanda, İskoç , Ermeni Kilise, manastır ve okulları açmışlar.

Doğunun ilk Mason Locası da 1744 yılında bu kentte kurulmuş.                                                                                                                               

Her hafta cuma, cumartesi, pazar resmi tatil günleriyle de üç dini onurlandıran Türklerin inanç konusunda aşırı hoşgörülü tutumları, tüm milletlerin yüzyıllarca rahat, huzurlu ve mutlu yaşamalarını sağlamış.

18 ve 19’uncu yüzyıllarda İzmir, sanki batıya teslim olmuş bir kolonial ticaret kenti durumundayken, 1915 Yunan İşgali, Kurtuluş Savaşı ve büyük İzmir Yangını’ndan sonra 1922 yılında Ata’mızın düşlediği bir Türkiye Cumhuriyeti halkı ve kenti İzmir doğdu.

İzmir’in gizemi!

Bu gün artık İç Liman’ımız yok!                                                                                                                                       

Liman Kalesi nerede?                                                                                                                                                                        

Yalılar, köşkler, körfez kıyısındaki bahçeli, deniz banyolu evler de yok!                                                                                

O eski günlerin hatıraları, bilinçsiz yıkımlar ve göç karmaşası içinde yok olmuş!                                                                  

Sadece, zorlanarak ve içimiz sızlayarak, eski İzmir tepelerine tırmanırken tek tük görebildiğimiz küçücük camiler, türbeler, cumbalı evler, daracık sokaklar, karmaşık damlar; Namazgâh, Agora, İkiçeşmelik, Tilkilik, Havra Sokağı, Damlacık…

Tüm dinlerin birleştiği yer! Çok tanrılı inançtan, eski kilise mekanı St. Ioannis Kilisesine ( Agora’da İsmet İnönü İlköğretimokulu’nun olduğu yer); Yahudi Mahalleleri ve Sinagoglarından, Sabetay Sevi’nin gizemine; Emir Sultan Türbesi ve 14 Ermiş Yatır’a; birkaç adım ötede eski liman çizgisi üzerinde İzmir’in en eski ve en büyük 4 camisi sıra sıra dizilmişler… Sanki ardındaki Yahudi Mahallelerini korumak ister gibi, dostça, erdemle…

“İzmir’imizi çok özel kılan nedir?” sorusunun cevabı buradadır.

Müslümanı, Yahudisi, Hıristiyanı ve burada yaşayan tüm halklar olarak yaşamlarımızı, kendi özümüzü kaybetmeden, zevk ve huzurla, yan yana, iç içe, kocaman bir aile gibi sürdürmeyi başarmış olmamız! Daha da güzeli; yemeğinden müziğine; giyiminden dualarına; ben sana, sen bana diyerek çok lezzetli ve olağanüstü bir sentez yaratabilmemiz olmuştur.

Eğer bunu görebiliyorsak, İzmir’ imizin gizemini çözmüşüz demektir.

İzmir’e kim geldiyse ve kimler gelecekse, mutlaka bu sıcak, hoşgörülü ve nitelikli yaşamı kavramaya çalışacağına ve biraz da olsa İzmirli olacağına inanıyorum.

İnanç turizmini başarabilmek

Yazdıklarımda, elimden geldiğince İzmir’ in tarihi potansiyelini, sosyal yaşam ve inanç çeşitliliği içinde özetlemeye çalıştım.

Bu yolu seçtim çünkü elimizde, gözümüzün önünde olanları değerlendirebilmek için, önce bizim farkına varıp, sonra öğrenmemiz ve daha sonra yabancılara sunmamız gerekmekte.                                                        

Şöyle ki:

  1. İzmir’ in konumunun, ikliminin, toplumsal yapısının benzersiz olduğu!
  2. Antik kentin tamamına yakın bölümünün her gün yürüdüğümüz taşların altında olup, bir kısmının ortaya çıkarılıyor olmasının heyecan verici olduğu!
  3. “İzmir’ de Türk Müdürü” diye tanımlanan, fetih günlerinden kalan tek hatıra, Emir Sultan Türbesi’nin varlığı ( Umur Bey’ in sağ kolu ) ve Müslüman halk için önemli!
  4. Hıristiyan temel taşlarından biri olan 7 kilisenin, bugün halen yaşayan tek cemaatinin İzmir olması (Levantenler)
  5. St. John’ un mektuplar gönderdiği, 7 Hıristiyan Cemaati, “7 Kiliseler”den dördünü (Bergama, Efes, Sart ve İzmir ) İzmir ilinde bulunması, ve St. Paul‘ün bu mekanlarda vaaz vermiş olması! Meryem Ana Evi’nin, St. John Bazilikası’nın, Meryem Ana Kilisesi’ nin (431 yılında 3 konsilin yapıldığı yer) Efes’te bulunup ve St. John’ un bu yörede yaşamış olması!
  6. İzmir’de görev yapan 12 kilise ve diğer antik kilise kalıntılarının işaret ettiği tarihi süreç ( St. Polikarpos ve St. Boukolos )
  7. 7 kilisenin, birbiriyle bağlantısı ve yakınlığı, tüm tarihi ve dini belgelerle, şahane bir Hıristiyan Mirası ( Christian HEritage ) turu olabilecek kapasitesi!,
  8. İzmir’ in, Yahudi Sefarad ( İberya Kökenli) kültürünün en önemli kalelerinden biri ve bu konuda köklü bir yerleşim merkezi olması… Eski dönemlerdeki 49 irili ufaklı sinagogdan 12 sinin halen var olup, çoğunun kullanılıyor olması!                                                   Uluslararası bir proje hazırlığında, 16 ve 17’nci yüzyıldan kalma Havra Sokağı’ndaki bu Sinagogların restore edilip büyük bir kültür kompleksi olarak  “İzmir inanç Turizmi”ne dahil edileceği ve bir Müslüman -  Yahudi dostluk abidesi olacağı!
  9. 19’uncu yüzyıl Yahudi dünyasının en büyük din bilginlerinden Hayim ve Abraham Palaçi’nin izinde, “Kutsal Pırlanta Üçgeni” nin varlığı!
  10. “Yahudi Mirası” (Jewish Heritage) kültür turları dahilinde, Sinagoglar, Pırlanta Üçgeni, 3 mezarlık, Hastane, Yaşlılar Yurdu; binlerce dini kitap ve objelerin de gezileceği, aynı zamanda yaşayan Türk Yahudi Toplumuyla buluşma olanağı!
  11. Tarihte, Mesih hareketlerinin en önemlilerinden biri olan “ Sabetay Sevi “(17’nci yüzyıl) olaylarının İzmir’ de doğup, burada yeşerdiği… Sabetay Sevi’nin evi sayılan mekanın hala var olduğu ve restore edilişi… Onun gizemli öğretilerini takip eden müritleri için belki de bir hac yeri olacağı…
  12. Antik Sart ( Salihli ) kentinde dünyanın en büyük antik Sinagog’unun (2-3.yy) restore edilmiş haliyle gezilebilmesi…
  13. İzmir’e çok yakın olan Manisa, Turgutlu, Salihli, Akhisar, Tire, Aydın, Ödemiş, Selçuk gibi çevre kasaba ve illerde de eski Yahudi yaşam izlerini takip edebilme imkânı. Bergama’da yeni restore edilmiş olan 150 yıllık Sinagog; Milet, Priene, Efes, Laodicia, Hierapolis, Afrodisias gibi tüm antik kentlerde ve müzelerde Yahudi izlerini görmek, böylece geniş bir çerçevede “Yahudi Mirası “ turlarını düzenlemek…

Ve en güzeli…

İnanç turizminde bu inanılmaz kozmopolit yapıyla Öz İzmirli’nin nasıl bütünleştiğine; bundan doğan yaşam felsefesini nasıl yaşattığına ve İzmir’ i nasıl eşsiz yaptığına tanık olacaklar…                                     Bu deneyim onlarda unutulmaz izler bırakacaktır.

 

Özetle; İzmir’ de yaşamak, İzmirli gibi yaşamak, “İzmirliyim” demek, büyük bir ayrıcalık… 

Güzel İzmir’imizi tanıyalım, tanıtalım, sevdirelim ve layık olduğu gibi yaşatalım.        

DERGİ ARŞİVİNDEN