İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

Bir zurna üstadı Halil Çokyürekli

Halil Çokyürekli, zurna enstrümanının yaşayan efsanelerinden biri. Bildiğimiz kaba zurna çalıyor, ama zurna onun elinde, onun nefesiyle kendini yeniden tanımlıyor, sınırlarını zorluyor, yeni seslere, farklı ezgilere yelken açıyor.

Halil Çokyürekli sadece Türk müziğine değil, dünya müzik mirasına da katkıda bulunan önemli bir sanatçı. Tam anlamıyla bir virtüöz. Türkiye'de onun gibi zurna üstadı olan çok az sayıda sanatçı var; iki, belki de üç kişi. Onu farklı kılan asıl özellik zurnayı mevcut sınırlarının dışına taşıması.

Çokyürekli'nin müzikğe ilgisi çok küçük yaşlarda ortaya çıkmış. 1967 Manisa Turgutlu doğumlu olan sanatçı, henüz üç yaşındayken kucağında bulmuş bağlamayı. Gençlik çağında ise nefesli çalgılara yönelmiş; zurnayla, neyle ve kavalla tanışmış. Yaşamış olduğu yerde bir çok ustadan feyz almış, bu konuda kendisini geliştirmiş. Büyük dedesi kudüm çalarmış, babası ise Ege’nin meşhur zurnacılarından biriymiş. Yani onunkisi aileden gelen bir ilgi ve yetenek. “Ben de elimden geldiğince bu bayrağı taşımaya çalışıyorum” diyor sanatçı. Aslında bayrağı taşımaktan çok daha fazlasını yapıyor. Zurnayı orkestralara sokuyor, yurt dışına taşıyor, Ege Üniversitesi Devlet Türk Müziği Konservatuarı'nda dersler veriyor, öğrenciler yetiştiriyor.

 Zurna ile caz yapılır mı?

Zurnanın alt kültür enstrumanı olduğu algısı Çokyürekli ve onun gibi sanatçılar sayesinde yavaş yavaş değişiyor. Öyle ki Halil Çokyürekli için “Zurna ile caz yapabilen ender müzisyenlerden biri” tanımlaması yapılıyor. Zurna ile halk müziğinin yanı sıra diğer dünya müziklerini de seslendirebilen sanatçı, “Müzik evrensel bir olgudur. Ben kendi kültürümün müziğine hayranlık duyduğum kadar dünya müziklerine de hayranlık duyuyorum. Halk müziği, sanat müziği ve tasavvufun yanı sıra klasik müzikten de besleniyorum. Zurna ile “Besame Mucho”, “El Cordobes” çaldığınızda insanların entrumana bakış açışı değişiyor. Almanya'da bir katedralde zurna ile “Bessame Mucho” çaldım, bin 500 kişi izledi ve arka arkaya biss aldım. Bu benim için çok mutluluk vericiydi” diyor.

Zurnayı uluslararası arenaya taşıyan, Avrupa'da ve Amerika’da solo konserler veren Çokyürekli, bu anlamda zurnanın sınırlarını da zorluyor, farklı seslere, farklı ezgilere dokunuyor. Zurnaya belirli bir standart getirten Halil Çokyürekli’nin öğrencileri de onun oluşturduğu standarlarda zurna kullanıyorlar. Kuşkusuz ki Halil Çokyürekli'nin bu anlamda enstrümana ve Geleneksel Türk Müziğine katkıları tartışılmaz. Kullandığı enstrümanın çıtasını gün be gün yükseltiyor.

Zurnanın kolay bir enstrüman gibi gözüktüğünü, fakat bu konuda ustalaşmanın uzun yıllar aldığını dile getiren Çokyürekli, sanatının inceliklerini şöyle anlatıyor: “Zurnadan ses çıkarmak ney kadar zor değildir. Boş bir nefes üflersiniz ve direkt ses çıkar. Fakat o temiz sesi, kendi sound’unuzu oturtana kadar yıllar geçer. Bazı enstrümanları günde üç dört saat çalışmanız yeterli olabilir. Ama zurna çalmaya başladığınız zaman tamamen başlı başına bir problemin içerisindesiniz demektir. Çok volümlü bir enstrüman olması sebebiyle tercih sıralamasında en sonda yer alır. Bir evde, bir apartman dairesinde asla çalışamazsınız. Çünkü volümü çok yüksektir. Bir dolabın içine girerek orada çalışmanız veya bir battaniye altında akort yapmanız gerekebilir.”

Her müzisyenin tekniği farklı

Her müzisyenin kendine has bir tekniği ve yorumu olduğunu belirten sanatçı, bunu sahnedeki izleyiciye yansıtabilmenin önemine dikkat çekiyor: “Ülkemizde çok sayıda zurnacı var. Her zurnacının üfleyişi, enstrümanın içine nefesini akıtması, kullandığı teknik, parmak hareketleri, aklındaki fikir solosu, oluşturduğu taksim başkadır. Bunun çıtasını yükseltmek de bizlere düşüyor. Bir Halil Çokyürekli, bir Hasan Çakan veya bir Ertan Tekin gelir mi bir daha bilmiyorum. Ama ben hem kendi hem de arkadaşlarım adına bunu başardığımızı düşünüyorum. Türk Müziği bir yorum müziğidir. İşte o yorum devreye girdiği zaman seyirci sizden keyif almaya başlıyorsa, enerjinizi sahnedeki izleyiciye aktarmayı başarabiliyorsanız, artık soundunuz oturmuş, kendinizi oluşturmuşsunuz demektir.”

Zurnanın çığlığı

Çok sayıda sanatçı ile birlikte çalışan Halil Çokyürekli’nin iki yıl önce çıkardığı 'Çığlık' adlı albümü daha çok ağıtlar ve halk müziği ezgilerinden oluşuyor. Sanatçı albümün hikayesini şöyle anlatıyor: “Çığlık albümünde orta kaba zurna kullandım. Onun da diri, ahenkli bir sesi vardır. Biraz da oktavlarla oynamayı, o sese basmayı severim. Albümümde bana bağlamasıyla eşlik eden Gürhan Yüksel arkadaşım, albümün isminin ne olacağını sordu. ‘Düşünüyorum’ dedim. ‘Çığlık nasıl olur? Çok güzel çalıyorsun, resmen çığlık zurna ile çığlık atıyorsun” dedi. Bu fikir bana da çok hoş geldi ve böylece albümün adını ‘Çığlık’ koyduk. Yeni albüm çalışmasına da yakında başlamayı düşünüyorum.”

“Muğla'daki Festival örnek olmalı”

Halil Çokyürekli, sadece zurnaya değil tüm geleneksel enstrümanlarımıza sahip çıkılmasını istiyor ve Muğla'da gerçekleştirilen Zurna Festivali'nin örnek alınması gerektiğini söylüyor. İlki ulusal, ikincisi ise uluslararası boyutta gerçekleştirilen festivalin üçüncüsünün haziran ya da temmuz ayında düzenleneceğini belirten sanatçı, “Yeni şeylere imza atmak güzeldir. Muğla Belediyesi bunu başardı. Bu anlamda bu festival örnek olmalı” diyor.

“Çıtayı yükseltmek için çalışıyorum”

Halil Çokyürekli, uzun yıllar TRT İzmir Radyosu'nda sözleşmeli olarak çalışmış. Ege Üniversitesi Konservatuarında Türk Halk Oyunları Bölüm Başkanı olan Cengiz Aydın’ın daveti üzerine de üniversitede ders vermeye başlamış. 13 yıldır koservatuarda zurna, mey ve kaval dersleri veren Çokyürekli, enstrümana karşı yoğun bir ilginin olduğunu ve kendisinden ders alabilmek için farklı bölümlerden gelenler olduğunu söylüyor.

Aynı zamanda Türk Dünyası Dans ve Müzik Topluluğu'nda sanatını icra eden Çokyürekli, çalışmalarıyla bir yandan zurnayı dünyaya tanıtırken diğer yandan da kendi alanında çıtayı yükseltiyor.

DERGİ ARŞİVİNDEN