İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

Zuhal Yorgancıoğlu-Madam Z İzmir’e inanıyor

Tasarımları Onasis’ten Reagan’a Belçika Prensesi Paola’dan dünyanın bütün ünlü oyuncu ve şarkıcılarının gardırobuna giren Zühal Yorgancıoğlu, asla kopamayacağını söylediği İzmir’in moda dünyasının önemli merkezlerinden biri olacağına inanıyor

 

Söyleşi: Derya Şahin

 

Her çizgisi, her nakışı, her deseninde, medeniyetleri buluşturan kadim Anadolu’nun ruhunu yansıtıyor Zühal Yorgancıoğlu’nun tasarımları. O tasarımlar ki, Türkiye’de modanın adının bile anılmadığı yıllarda, kendi elleriyle yaptığı bez bebeklerini yine kendi elleriyle diktiği elbiselerle giydiren bir küçük kız çocuğunun hayallerini taşıyor. Çumra’dan geçen trenlerin düdük sesine bağladığı umudun peşini bırakmayıp ülkemizi bütün dünyaya tanıtan bir modacı olan Yorgancıoğlu’nun ders olarak okutulacak bir hayat hikayesi var. ‘Cumhuriyetimizin ilk modacısı’, ‘Madam Z’, ‘uykuları kaçıran modacı’, ‘gönüllü kültür elçisi’ ve daha pek çok unvanı da…

 

Türkiye’de modanın esamesinin okunmadığı yıllarda yetişip dünyaca ünlü bir modacı oldunuz. Hayatınız moda ile nasıl buluştu?

Yorgancıoğlu: Ben 1926’da İzmir Bayraklı’da doğdum. Dört kardeştik; Celal, Cemal, Nihal ve ben. Babam memurdu. Konya’nın Çumra kazasına nüfus memuru olarak tayin edildi. Bu nedenle 1930’da İzmir’den ayrıldık. Konya, Ilgın, Ermenak, Çumra kazalarında gezdik. Ben Çumra’yı çok severdim. Çumra’da bir baraj vardı. Her gün oraya gider, barajın kenarında piknik yapar, oynar, nehre girerdik. Sanki ben Çumra’da gözümü açtım, ilkokula orada başladım ve benim için Çumra’dan başka yer yoktu. Dünya Çumra’dan ibaretti. O zamanlar beş altı yaşlarındaydım. Çumra’nın içinden tren geçerdi, barajdan geçerken düdüğünü çalardı. Ben düdüğünü duyduğum vakit nerede olursam olayım, yemekte olsam bile fırlardım. Tel örgüler vardı aramızda. Atlardım, terliğim kalırdı, elbisem yırtılırdı, kollarım bacaklarım kan içinde kalırdı, hiç umursamazdım. Kendi yaptığım 18 tane bebeğim vardı ve satı bebekle gider çimenlere yatardım. Treni seyrederken düşünürdüm; demek ki Çumra’dan başka yerler de vardı. Bu insanlar nereden geliyor, nereye gidiyordu. “Bak” derdim satı bebeğime “Eğer Çumra’dan başka yerler varsa biz de oraya gideceğiz.”

Sekiz sene sonra tekrar İzmir’e geldik. Annem dayanamadı İzmir’in hasretine. “Ben çocuklarımı İzmir’de büyüteceğim, İzmir’de okutacağım” dedi. Önce Cumhuriyet Kız Enstitüsü’nde ve daha sonra da Ankara Yüksek Kız Teknik Okulu Moda Resim Bölümü’nde sanat ve tasarım öğrenimi gördüm. Enstitüde okurken bir gün başbakan Şükrü Saraçoğlu okulumuza geldi. Öğretmenlerimize istikbali en parlak talebe kim diye sormuş. 17 kişilik sınıfta benim ismimi vermişler. Ben çalışırken yanıma gelip “Paris’e gitmeyi düşünür müsün” diye sordu. O zamanlar burs veriyorlardı. Benim en büyük idealim de Paris’e gitmekti. Hemen bana kartını verdi. Diplomamı aldığımda kendisini aramamı istedi. Mezun oldum ama nişanlım izin vermediği için gidemedim Paris’e. 20 yaşında evlendim. Eşim akademiliydi, resim öğretmeniydi. Çok ısrar etti, ben de resim öğretmeni oldum. Oysa akademiye gitmek ve yurtdışında eğitim almak istiyordum.

 

Yurtdışında eğitim alma hayalinizi evlendikten on beş yıl sonra Amerika’ya giderek gerçekleştirebilmişsiniz. Hayalinizdeki gibi bir ortamla karşılaştınız mı?

Yorgancıoğlu: Hep moda eğitimi almak istiyordum. Üç sene hocalık yaptım, on sene atölyede çalıştım, üç sene serbest çalıştım ama aklım fikrim Amerika veya Avrupa’ydı. İmkan bulamadım üç çocuğum vardı kolay değildi. Kız kardeşimin davetiyle iki aylığına kızımla Amerika’ya gittik. Çocuklarım büyüdükten sonra Amerika’ya gitmeye karar verdim. Orada diplomamı gördükten sonra beş senelik okulu bana iki yıl okuma imkânı verdiler. Eşime telefonda iki yıllığına kalmak istediğimi söyledim. Tabii karşı çıktı. Bu karar benim için çok önemliydi ona ‹istersen iki çocuğumu al buraya gel istersen ayrılalım› bile dedim! O zaman izin verdi. Deli gibi her gün gazetelerden iş ilanlarına bakardım. Dil bilmiyordum. New Post gazetesi tasarımcı arıyordu. Sınavlarına girdim, kazandım ve orada tasarımcı olarak işe başladım. İşe başladıktan bir ay sonra ilk röportajımda benim için “Zuhal Türkiye’nin zikzaklı şehri İzmir’de yaşıyor. Dili aksıyor ama ultramodern sanat tekniği hiç aksamıyor’ diye bahsedildi.

Diplomamı aldıktan sonra planımda İstanbul›a gelip eşimi de alıp Amerika›ya dönmek vardı. Eşim döndükten sonra bana ‹Zühal oraya gidelim rahat yaşayalım ama bu memleketin bize ihtiyacı yok mu› dedi. O öyle deyince ben de kaldım.

 

Moda sektöründe hiçbir Türk markasının tanınmadığı o yıllarda kendinizi, tasarımlarınızı kabul ettirmekte zorlandınız mı?

Yorgancıoğlu: Tek amacım Türk markası olmaktı. Bunun için çok mücadele ettim. Yugoslavlar dünya moda festivali yaptılar, ben sekiz kez Türkiye adına katıldım. Avrupa’da düzenlenen defilelerden birinde sadece Türk bayrağı yok diye oturup koleksiyonumu bozdum ve bayrak diktim. Bu çabalarımdan 1976’da İtalyanlar bana moda oscarı Maschera D’argento Ödülü’nü verdiler. Roma’daki ödül törenine trenle giderken yoldaki köylü çocuklarında kendimi gördüm ve “Şimdilik Çumra’dan Roma’ya gelebildik” diye düşündüm.

 

Yurtdışında ‘Madam Z’ olarak tanınıyorsunuz. Bunun da ilginç bir hikayesi var değil mi?

Yorgancıoğlu: İsrail’e moda festivaline gittim ve şaşırdım. “Neden biz de böyle bir festival yapmayalım” diye düşündüm. Orada topladığım tüm dokümanları İstanbul’a getirdim. Bu konuda manken okulu sahibi Mesut Üstünel ile görüştüm. Hazırlıkları beraber yaptık. İstanbul’da ilk moda festivali böylece benim gayretlerimle yapıldı.

Festival kapsamında Sait Halim Paşa Yalısı’nda basına bir kokteyl verildi. Yurt dışındaki basın kuruluşlarının temsilcileri, yabancı modacılar geldi. Kokteylde gazeteci Ümit Deniz Fransız gazetecilerden birine, “Bakın, sizin Chanel’iniz varsa bizim de Madam Z’miz var” dedi. Ondan sonra bütün Avrupa basını benden Madam Z diye bahsetmeye başladı.

 

Peki ya uykuları kaçıran modacı lakabınız?

Yorgancıoğlu: Yaptığım kreasyonlar first ladylerin uykularını kaçırdı. Brüksel’de bir madam defile sonrası elbiselerden birini almak için epey uğraştı, odamın kapısına kadar geldi. Bana “Madam uyuyamadım o elbiseyi almadan gitmeyeceğim” dedi. O kadar ısrar etti ki verdim ben de.

 

Defileleriniz Türk kültürünü ve folklorunu yansıtan teatral gösterilere benzetiliyor. Bu açıdan bir kültür elçisi olduğunuzu söyleyebilir miyiz?

Yorgancıoğlu: Benim gayem Türk kültür ve sanatını moda yolu ile dünyaya tanıtmak. Ben Amerika’da moda mağazalarında çalıştım. Karşıma Avrupa’dan elbiseleri getirirler, mankenlere giydirirlerdi. Onları çizerdik, gazetede çıkardı. Oryantal tipli kıyafet geldiği vakit bir Türk imzası var mı diye merakla markasına bakardım; ama yoktu. Ya Ermeni, ya Rum, ya Fransız ya da İtalyan imzası taşırdı. Kendi kendime karar verdim, ben Türk modası üzerine çalışacağım diye. Geldiğimde Türk işleri yapmaya başladım. Hiç oranın etkisi altında kalmadım. Ben etkilemedim, onları etkiledim. İlgiltere kraliçesinin modacısı Tia Porter, bizzat kendisi tasarımlarımın etkisi altında kaldığını söyledi. Paris›te yaptığım bir defilede de Paris›in en ünlü modacısı Jean Lois Cherer, beni tebrik ederken “Etkiniz altında kaldım madam” dedi bana... 1988 ve 1989›daki moda dergilerde yer alan Cherer›in bütün eserlerinde şalvar, poşu ve cepken vardı. Tasarımlarım Onasis’ten Reagan’a Belçika Prensesi Paola’dan dünyanın bütün ünlü oyuncu ve şarkıcılarının gardırobuna girdi.

 

Başarınızda etkili olan isimler kimler?

Yorgancıoğlu: Annem, hocam Saniye Tunçalp ve eşim Mehmet Yorgancıoğlu başarımda payı olan isimler. En büyük desteği de kızım Müberra Yorgancıoğlu Soyer’den aldım. Kızım akademik bilgisi, iki lisanı ve üstün kabiliyeti ile benim diğer yarımı tamamladı. Hayat arkadaşım, eşim Mehmet Yorgancıoğlu’nu 4 yıl önce taybettim. Her ikisi de yüksek mimar olan oğullarım Faruk ve Haluk ile kızım Müberra ile iftihar ederek yaşıyorum.

 

Gelinlik tasarımında farklılık yaratan bir modacı olarak İzmir’de düzenlenen If Wedding Fashion’ı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yorgancıoğlu: İzmir’de gelinliğe ben başladım. 1953 yılında, eşimin Hisarönü’ndeki mağazasında çalışırken bir gelinlik yapıp koydum vitrine. Bütün çarşı, gelinliği görmeye geldi. Ondan sonra gelinlik yapmaya başladım. Sonrasında yavaş yavaş bütün çarşı gelinlikçi oldu.

Yılar sonra İzmir moda dünyasını buluşturan If Wedding Fashion’a ev sahipliği yapmaya başladı. Bu fuar, İzmir hatta Türkiye için büyük bir şans. Evvela Behçet Uz’a teşekkür etmek, onun adına bir gün yapmak onu anmak lazım diye düşünüyorum. Günümüzde de fuar iyi çalışıyor. Ancak burada Avrupalıya da sormak lazım. Avrupalı bizim fuarımıza ne kadar geliyor, ne kadar alışveriş yapıyor? Araplar çok geliyorlar. Araplar için çok güzel bir pazar İzmir.

 

Sizce İzmir modada, İtalya ya da Fransa gibi olabilir mi?

Yorgancıoğlu: Bundan tam 42 sene önce, Amerika’dan gelen 240 turizm yazarı için düzenlediğimiz bir defile sonrasında beni tebrik eden gazetecilerden biri “Madam iki sene Amerika’da kalmışsınız ama Türklüğünüzden hiçbir şey kaybetmemişsiniz” demişti. Amerika’da çıkan bir gazetede de aynen şöyle yazıyordu; “Paris’in moda tacı sallantıda. Eğer Paris daha temkinli olmazsa yakın bir gelecekte İzmir moda endüstrisinin baş şehri, Zuhal Yorgancıoğlu ise bu endüstrinin baş isimlerinden biri olacak.” Ben de İzmir’in bu potansiyeli taşıdığına inanıyorum. İzmir bu gidişle modada önemli bir merkez olacak.

 

Günümüz moda anlayışını değerlendirir misiniz?

Yorgancıoğlu: Benim günümüzün modasıyla hiç alakam yok. Mevsimlerin, renklerin modasıyla hiç alakam yok. Mesela mor moda oldu diye mecbur muyum mor giymeye? Herkes mora bürünüyor menekşe gibi. Benim bir şahsiyetim, bir karakterim var, saçımın rengi, gözümün rengi var. Müşteri geldiği vakit ben önce bunlara bakardım ve öyle renk seçerdim. Karakteri, kişiliği hatta kocasına bile sorardım bu kız hangi renkleri sever diye. Muhitine, ailenin yaşantısı ve bütçesi de belirleyici tabii.

 

Genç modacıları başarılı buluyor musunuz?

Yorgancıoğlu: Genç modacıların içinde çok başarılı tasarımcılar var. Ancak giyim firmaları bu tasarımcıları kullanamıyor. Tasarımcıyı sadece Avrupa’dan aldığı modelleri kopyalatıyor. Ben kaç tane çocuğu burada yetiştirdim, staj yaptılar. Fabrikalara gönderdim, ağlayarak geldiler. Genç modacıların eleştirilecek yönü milli hislerle çalışmamaları. Ne yazık ki milli hisler bitti. Şimdi daha çok Avrupa’yı taklit ediyorlar. Üniversiteler bile böyle. Derslerde yabancı kültürlerden bahsediyorlar. Hiç Türk modasıyla alakaları yok. Biz öyle yetişmedik.

 

Tüm dünyada tanınan bir modacı oldunuz ama hep İzmir’de kaldınız. İzmir sizin için ne ifade ediyor?

Yorgancıoğlu: İzmir’den asla kopamam. Annem, babam yedi kuşak İzmirli. İzmir’in işgalini ve kurtuluşunu yaşamışlar. Bizi hep o hatıralarla büyüttüler. Milli hislerimizi önce anne babamızdan, sonra okulumuzdan aldık.

DERGİ ARŞİVİNDEN