İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

Uygarlığın ana yurdu Anadolu

“Şu dünyada düzenli anlatışa hiç gelmeyen bir yer varsa, Anadolu’dur”

(Halikarnas Balıkçısı)

Anadolu uygarlığının usanmaz savunucusu “manevi babam”; gözümüzdeki at gözlüğünü çıkarıp, Anadolu'ya öyle bakmamızı öğreten kitaplarından “Anadolu Efsaneleri”nin “Önsöz”üne bu söylemle başlıyor. Sanki kendisi, düzenli anlatışa pek gelirmiş gibi... Bunun sıkıntısını, şu günlerde okurun elini öpen “Ben Halikarnas Balıkçısı: Doğdum, Sevdim, Öldüm” kitabımı yazarken çok çektim.

Anadolumuzun aydınlık göklerine bir akan yıldız gibi savrulan Homeros, ölümsüz yapıtı “İlyada”da ne diyor:

“Kafama, yüreğime koymuşum ben şunu

Bir gün elbet yok olacak İliyon (Troya)

Ve onun iyi mızrak kullanan halkı!”

Bu kanatlı dizelerde Anadolu halkının yenmiş haklarını arayan bir avukat gibi göklere yükseltmektedir. “Dünya ozanlarının babası” İzmirli şair.

Ya Karacaoğlan, halkının diliyle nasıl haykırıyor:

“Karacaoğlan der ki bakın geline

Ömrümün yarısı gitti talana

Selam söylen bizden evvel gelene

Kim var imiş biz burada yoğiken?”

Üçüncü örnek şiiri, yine yüreği ve beyni, bura halkı için çalışan Hasan Hüseyin'den ödünç alalım:

“Beşikler vermişim Nuh'a

Salıncaklar, hamaklar!

Havva Anan dünkü çocuk sayılır

Anadoluyum ben,

Tanıyor musun?”

 

Kendi hesabıma ben, ömrümün yarısından ziyadesini, bu, “Denizin Kıyısındaki Cennet Bahçesi”ni tanıyıp tanıtmaya adadım. Ustalarımdan öğrendiğimce, “Tanınmayan toprak sevilmez, sevilmeyen toprak da vatan olmaz!” Anayurdun dününü bilmeden, yarını kestirilebilir mi?

Kaynaklardan öğrendiğimize göre, ileride insan soyunu oluşturacak ilkel varlık, eskilerin “Önasya”, “Anatolia” ( yani doğu ya da güneşin doğduğu yer ) dediği bu topraklarda “insan” olmuştur. Tarihöncesine değgin sözlü, tarih çağlarının yazılı kaynakları, medeniyete varan yolculuğun canımız ciğerimiz, derdimiz ilacımız canayakın Anadolu'da yeşermiştir. Zaten “medine” şehir, “medeniyet” ise şehirlilik demektir. Bu muhteşem buluş Neolitik (Yenitaş) adı verilen çağda, bizim topraklarımızda yeşermiştir. Türkiye'de, bunun kesin kanıtları olan binlerce “höyük” bulunmaktadır. Örnekse yalnız Amik (Hatay) ovasında, 200'ü aşkın höyük vardır. Bunların dünya çapında ünlüleri Çayönü, Göbeklitepe, Alacahöyük, Çatalhöyük, Alişar, Yarımburgaz, Yümüktepe, Hacılar, Yeşilova, Ulucak ve benzeri yerleşim yerleridir.

Biz görüşlerimizi, bunlarla birlikte, tarih çağlarına, yazılı kaynaklara dayandırmaktayız. Boşuna mı söylenmiş:

“Verba volent Scripta Manent” (söz uçar yazı kalır)

Tarihöncesinde de, tarih çağlarında da eski atalarımız, en uygun yaşam alanlarını Türkiye'de bulmuştur. Çünkü bura iklimi, tam insana göredir. Anayurdumuzda aynı zamanda dört mevsim birden yaşamaktadır. Güney kıyılarımızda denize girilirken, Ağrı, Erciyes, Kartepe, Uludağ, Palandöken, Kartalkaya, Davraz, Bozdağ gibi doruklarda kayak yapılabilmekte, kartopu oynanabilmektedir.

“Düşüncemizin sesli simgelerle başkalarına iletilmesi” demek olan konuşma da, “bilgilerimizin, vücutlarımız dışında saklanıp, geniş alana ve bugünden yarına iletilmesi” demek olan “yazı” da bu güzel iklimli, bereketli topraklarda filizlenip, giderek en yetkin ürünlerini burada vermiştir. 

“Onomatik” (anlatılmak istenen şeyin sesinin taklidi) ve “Piktografik” (resim yazı) buradan insanlığa armağan edilmiştir. İşte Hitit, Fenike, Urartu, Kapadokya, İyonya, Likya, Karya, Lidya ve benzeri dil ve yazıları ilk kez bizim ülkemizde icadedilip kullanılmıştır. Burada, iki üç örnek vermeden geçemeyeceğim.

Sardis (Salihli) Artemis Tapınağı sütunlarından birinde şu yazıyor: “Nannas Bakivalis Artimul” (Baküsoğlu Nannas'tan Artemis'e),

Teos Seferihisar'da George E. Bean'ın bulduğu bir aşık kemiği üzerindeki yazı:

“ Sostratus, B. S'yi seviyor”,

Hele Smyrna Atena tapınağında Ord. Prof. Ekrem Akurgal'ın bulup, Prof. Dr. Sencer Şahin'in deşifre ettiği şu yazıt:

“Bu adağı Tanrı kadın Athena'ya Protarkos oğlu Dointimos sundu”

Bugün İzmir Arkeoloji Müzesinde bulunan bu 24 cm'lik ex voto (adak çubuğu), o yapının, dünyadaki ilk Athena Tapınağı olduğunu muştulamıştır bize...

Bizce hepsinden önemlisi, Prof. Dr. İ. Kılıç Kökten'in, Antalya'daki mağara için söylediği şu sözdür:

“Bütün insanlık tarihini 24 saat varsayarsak, bunun 23 saat 55 dakikası Karain'de geçmiştir. İnsanoğlu, Karain'den sonraki 5 dakikayı sürmektedir.”

Medeniyet (uygarlık) dediğimiz...

İlk insanlar,doğanın varettiği mağara ve kayaaltı sığınaklarda barınmış, yaradılışın sunduğu hazır sofradan beslenmiştir. Ancak doğa ve yaban hayvan tehlikesinden korunup, karnını doyurduktan sonradır ki; beynin işi olan sanat ve bilime sıra gelmiştir. Sevinerek ve övünerek söyleyelim ki bu iki yönelişin kökenleri de bizdedir.

İddialı konuşuyorum; bilim ve sanatın her dalının “baba”sı, bizim yurttaşımızdır. Onlar konusunda bilgi aktarmayı bırakın, adlarını saymak bile bir dergi yazısının sınırlarını zorlar. Biz de, “amaç eserse eğer, tek bir dize bile yeter” diyelim ve başat bilim ve sanat dallarının öncülerine bakalım:

Müzik – Marsyas: Müziğin anayurdu Anadolu'dur. İlk enstrüman (kaval ya da flüt) Frigya'da icadedilmiş; Dinarlı Marsyas, Güzel Sanatlar Tanrısı Apollon'a, çalgı çalmada meydan okuyabilmiştir.

El Sanatları – Arakhne: El sanatları öylesine ileriydi ki; buralı Arakhne, bu dalın tanrıçası Athena ile yarıştığı için örümceğe çevrilmiştir. Arakhne, örümcek demektir.

Şiir – Homeros: “Dünya ozanlarının babası”, tüm çağların en büyük başyapıtı “İlyada” yazarı Homeros'tur; babası müzik hocası Febion, anası Melez çayı perisi Kriteis'tir. Kentte adına para basılmış, evi “Homerion” diye kutsallaştırılmıştır. 

Lirik Şiir: Lirik şiirin anası, tüm zamanların tek ve en büyük lirik şairesi Sappho (Safo) Lesbos'ludur: “Aşk çiçeğidir şiir, onu sevmeyenler sevilmeyecektir” diyebilmiştir.

Fabl – Aisopos: La Fontain, göğsünü gere gere “Aisoptus masallarımın babası, hayvanlarsa da kahramanları, insanlara ders vermektir çabası” dediği halde biz, Fransız şairi bu dalın öncüsü sayagelmişiz.

Kadın Hükümdar: Tarihte, önce kocası, sonra oğluyla koca Hitit imparatorluğunu yöneten, Kadeş Batın Andlaşmasına mühür basan Hattuşalı (Boğazkale) Puduhepa'dır.

Bilim – Thales: “O tes teuates arkeos la sophias” (Tüm eski filozofların babası), mitolojiyi bilime çeviren, sağken “Dünyada bir kilogram akıl varsa, yarısı ondadır” dedirten Thales, Sökelidir.

Resim – Perhasyos: Nasıl insan eli ilk boğa ve geyik resmini Anadolu mağaraları duvarlarına çizmişse, ilk ressam Perhasyos da Efeslidir. Yaptığı perde resmini gerçek sandırarak dünyayı şaşırtmıştır. Onu izleyen ve “Nulla dies sine linea” (Çizgisiz gün gün değildir) diyen Apelles de aynı kutsal kenttendir.

Coğrafya – Hekateos ve Strabon: İlk dünya haritasını çizen Hekateos Sökeli, coğrafyanın babası ve bu bilim dalına adını veren Strabon, Amasyalıdır.

Tarih – Herodotos: “Historia” adlı kitabıyla tarih bilimine öncülük eden Lixsos ya da Driyos oğlu Herodotos, Bodrum'lu bölgedeşimizdir. Kendisi aynı zamanda, eskilerin “nesir” dediği düz yazının da öncüsüdür.

Heykel – Praksiteles: İlkçağın büyük dört heykeltraşından Praksiteles (ötekiler Skopas, Lizippos ve Fidyas), tüm çağların en büyük heykeli “Knidos Afroditi”ni Datça için yapmıştır. Louvre'daki Milo Venüsü'nün yontucusu Antiyokos da Aydınlıdır. (İlk idollerinin çamurdan ya da taştan, Anadolu neolitik kentlerinde yaratıldığını da unutmayalım!)

Aydın Kadın – Aspasya: Batı, hayranlıkla “Grek mucizesi”nden söz eder. Oysa bu hareketi Perikles'e empoze eden, Miletli Aspasya adlı aydın kadındır. Onun önerisiyle Perikles, kentini Miletli Hipodamos'un planına göre kurdurmuş, devlet adamlığını Urla'lı Anaksagoras'tan öğrenmiştir. O Hippodamos ki; yararcı kentçiliğin öncüsüdür. Onun ızgara planı, modern kentlerin kurulmasında örnek alınmaktadır. Bir başka öncü kadın da Efesli Arkesiyannase' dir. Kendisi, erkeklerle kültür tartışmaları yapabiliyordu. Platon, “Onu bir de 20'li yaşlarda görseydiniz, büsbütün hayran olurdunuz” demiştir. 

Diyalektik – Herakleitos: Eytişimin ve “koinstatoum oposiditorum”un (zıtlıkların uyumu) öğretisinin öncüsüdür. Nietzche (Niçe), “Dünya her zaman gerçeğe muhtaçtır, demek ki her zaman Herakleitos'a muhtaçtır” demiştir. Blosonoğlu, çağdaşlarının cahilliğine güldüğü için “Gülen Filozof” diye anılagelmiştir.

Kadın Doktor – Antiyokis: Batı dillerinde, kendini kentine adayan bayanlar için “Tlos'lu Kadın” deyimi kullanılır. Bu deyiş, Fethiye'deki Tlos kentinde yaşamış Diodetes'in kızı Antiyokis için söylenmiştir. Bazı hastalıklara tanı koyup tedavi yöntemini bulmuş; kent alanına heykelini, harcamaları kendisinin ödemesi koşuluyla kabul etmiştir. 

“Tıp” denince; tanıya dayanan tedavinin, ilaçla ve telkinle sağaltmanın bulucusu, Bergama'lı Hekim Galen'dir.

Ve ötekiler: Bırakın haklarında bilgi vermeyi, adlarını saymak bile bir derginin sınırlarını zorlar. Yine de, Anadolulu başat öncülerin adlarını sayıverelim: Yedi Bilge'den Bias Söke'li, ilk kadın amiral Bodrum'lu Artemisya, aynı kentten Mozelyum'u yaptıran II. Artemisya, Ayasofya'yı ve Efes Saint Jean Bazilikasını yaptıran Teodora, Zübeyde Ana, kurtuluş savaşında mermi taşıyan kadınların simgesi Kastamonu'lu Şerife Bacı, kurtuluş için düzenlenen mitingte ateşli konuşma yapan Halide Edip, Nene Hatun ve daha niceleri.

Ne mutlu Anadolu’ya ki böyle öncüler yetiştirmiş, uygarlığın anayurdu olmuştur...

 

DERGİ ARŞİVİNDEN