Efes’in en değerli eserlerinden biri: Tavşantepe Aslanı

Tavşantepe Aslanı Efes’te yapılan bilimsel kazılar sırasında bulunan eserlerin yanı sıra müzeye ulaşan en değerli eserlerden biri sayılabilir

Yazı: Adil Evren

Efes’te ilk arkeolojik kazıların İngiliz mühendis J.T.Wood başkanlığında yapıldığı 1869 yılından bu yana, günümüze kadar birçok antik yapı kalıntısı ortaya çıkarılmış ve restore edilmiştir. Ancak Efes’in yakın çevresi ile ilgili olarak detaylı bir araştırma ve çalışma yapılmamıştır. Selçuk kent merkezinde yapılan kazılarda (parsel 3447) saptadığımız Klasik ve Helenistik Dönem’e ait mezarlar ve buluntuları, Efes’in bu dönemdeki yayılma alanı konusunda bizlere belirli ölçüde aydınlatıcı bilgi vermektedir. 1996 yılında Çukuriçi ve Arvalya Höyükleri ve bu höyüklerde saptanan buluntular da Efes ve yakın çevresinin tarihi geçmişini Neolitik Dönem’e (M.Ö. 5000) kadar çıkarmıştır.    

Tarihin bu derinlikleri içinde 10 Nisan 1991’de Selçuk Tavşantepe mevkiinde saptadığımız aslan heykeli de, Efes’in günümüz Selçuk ilçesinin güneydoğu yönünde de yayılmış olduğunu kanıtlamaktadır. Tarihi boyunca birçok kez yer değiştiren Efes’in kalıntıları, yakın çevrede oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Kent Roma Dönemi’nde Asya Eyaleti başkenti olarak en parlak dönemini yaşadığı süre içinde nüfusu alabildiğince artmış ve yaklaşık iki yüz bin civarına ulaşmıştır. Bu denli yoğun nüfus, doğal olarak yalnızca günümüzde yoğun ziyarete uğrayan yıkıntıların bulunduğu yerde değil, antik kentin yakın çevresinde de yaşamaktaydı. Son yıllarda Efes Müzesi’ne ulaşan ve en önemli eserler arasında yer alan Tavşantepe aslan heykeli de bulunduğu alan itibarı ile Efes’in yayılma alanı içinde kalmaktadır.

Uzun yıllardan beri, Selçuk ilçesinin güneydoğu yönünde Selçuk-Aydın karayolunun doğusuna düşen Abuhayat mevkii kaçak kazılar sırasında çeşitli yapı kalıntıları ve mezarlar açığa çıkarılmıştır. Özellikle Abuhayat mevkiindeki nekropol alanında Arkaik Dönem’e dek giden mezar buluntuları bulunmuş ve bunların bazıları Efes Müzesi’nde koruma altına alınmıştır. Ele geçirilen bu buluntular, Tavşantepe ve çevresinin Arkaik Dönem’den itibaren iskan gördüğünü kanıtlamaktadır. Selçuk-Tavşantepe’nin doğusundaki alan Abuhayat mevkii olarak adlandırılmaktadır. Çevrede yaptığımız araştırmalarda, yüzeyde birçok lahit kalıntısını görmek mümkündür. Alanda yapılan kaçak kazılar ve zirai çalışmalar sırasında ele geçirilen birçok buluntu Efes Müzesi’ne ulaşmasına karşın, hemen batıda yer alan Tavşantepe mevkiinden şimdiye dek herhangi bir buluntu Efes Müzesi’ne ulaşmamıştır.

Efes -Abuhayat ve Tavşantepe civarında, bugüne kadar yeterince araştırma yapılmamıştır. Esasında, Selçuk kent merkezi (3447 parsel) ve Çukuriçi Höyük saptanıncaya kadar Efes ve çevresinin erken tarihi hakkında yeterli bir bilgiye de sahip değildik. Bu alanlar kazılmadan önce O.Bendorf ve J.Keil’in farklı öneri ve görüşlerine son olarak A.Bammer yeni bir görüş getirmiştir. Çukuriçi Höyük açığa çıkarıldıktan sonra, bu görüşleri oldukça farklı boyutlara çekme gereğini doğurmuştur.

Önemli bir yapının girişinde yer aldığı sanılıyor

Efes Müzesi’ne ulaşan en önemli buluntular arasında yer alan Tavşantepe Aslanı, mülkiyeti Osman Badur’a ait 1861 nolu parselde kısa süreli bir kazı çalışması sonucu açığa çıkarılmıştır. Tavşantepe, Selçuk ilçesi güneydoğu yönünde ve demir yoluna yaklaşık 100 metre mesafede yer almaktadır. Şeftali bahçelerinin arasında kalan 1861 parsel, uzun yıllar ekim yapıldığı için toprak yapısı oldukça gevşek ve alanda herhangi bir çakıl taşına bile rastlamak olanaksızdır. Heykelin bulunduğu yer, O.Badur tarafından net olarak bilindiğinden, bu noktada fazla derine inmeden ve detaylı bir kazı yapmadan hemen yüzeye yakın noktada eseri açığa çıkarmamız mümkün olmuştur. Heykel, kuzey-güney doğrultuda, kaide tabanı doğuya yönelik olacak biçimde ve sağ yanına yatar halde saptanmıştır.

Aslanın sol yanı ve sağrısı ile kaidenin kenarı toprak yüzeyine yakın konumlu olduğundan, nadas çalışmaları sırasında bu yönde pulluk izleri görülmektedir. Pulluk fazla derine inmediği için eser fazla zarar görmemiştir. Sağ sağrısına yatık olan heykel bu yönde herhangi bir hasara maruz kalmamıştır. Eser tümüyle toprak altında olmasına karşın, aslanın baş ve gövdesindeki bazı alanların yıpranmış olduğu gözlenmiştir. Olasılıkla çok uzun bir zaman dilimi içinde eser açıkta kaldığı için, güneşin ve yağmur suyunun erozyonu görülmektedir. Baş ve ön ayaklardaki aşınma izleri bunu göstermektedir. Eser bu yapısı ile bizde şu kanıyı doğurmuştur: Acaba, heykel başka bir yerde açıkta durmakta iken, pazarlanmak üzere mi buraya getirilerek gömüldü? Heykelin bulunduğu tarlada ve yakın çevresinde yüzeyde herhangi bir yapı kalıntısının görülmemesi, ayrıca heykelin yüzeye çok yakın konumda bulunması, kaidesi, duruşu ve genel biçimi ile heykelin insitu olmadığını kanıtlamaktadır. Heykel büyük bir olasılıkla önemli bir yapının girişinde yer almaktaydı. Gövde ile bütünlük oluşturan kaidenin kenarlarının fazla itinalı yontulmamış olması, bunun yüksek bir platformun üzerinde yer aldığı ve bu kaidenin de hazırlanmış olunan bir girmeye oturmuş olabileceğini göstermektedir.

Helenistik Dönem’in özelliği olan bir anı canlandırıyor

Heykel, orta grenli beyaz mermerden yapılmıştır. Avının üzerine atılmaya hazırlanan bir pozisyonda tasvir edilen eser, Helenistik Dönem’in özelliği olan bir anı canlandırmaktadır. Heykel 97 santimetre uzunluk, 22 santimetre genişlik ve 10 santimetre kalınlıktadır. Kaidenin orta bölümü aslanın karnına doğru hafif bombelidir. Kaide gövdeden taşkın değildir. Kaidenin üzerinde yükselen gövdede ön bacaklar yalnızca pençeleri yere basacak biçimde ileriye doğru, arka bacaklar aralıklı ve gergin bir tarzda kaideye oturan pençeler ve diğer detaylar iyi bir işçiliğe sahiptir. Aslanın gövde ölçüleri ise uzunluk 100 santimetre, genişlik 21 santimetre ve başın yerden yüksekliği 62 santimetre olup kalça yüksekliği ise 55 santimetredir.

İşçilik bakımından benzerlerinden daha kaliteli

Yukarıda değindiğim gibi, kaide düzgün olmayan dikdörtgen biçimindedir. Uzun ve kısa yan kenarları düzgün yontulmamıştır. Kaidenin üstü orta eksende ve uzunlamasına hafif bombelidir. Tavşantepe aslanının kaidesi kimi erken dönem örneklerde olduğu gibi “Birgi, Milet, Bodrum ve Ödemiş (en.no. 1492)” gövdenin boyutlarından fazla taşkın değildir. Kaidenin genişliği, bazı yerde gövdeye göre daha dardır. Tavşantepe Aslanıözellikle kaide biçimi itibarıyla Milet ve Bodrum (en.no 4441) örnekleri ile benzerlik göstermesine rağmen, işçilik bakımından bu örneklerden daha kaliteli bir yapıya sahiptir. Kaidede ve aslanın ön pençeleri arasına bir delik açılmıştır. Tabana doğru daralan bu delik büyük bir olasılıkla perçim yatağı olarak açılmış ve ana zemine bağlantısı yapılmıştı. Aslanın ön bacakları kaide ile hafif bir açı yapmakta ve paralel konumda ileri doğru uzanmaktadır. Ön dirseklerin hemen gerisinde ve kaide ile ana gövde arasında 10 x 10 santimetre boyutlarında bir destek bulunmaktadır. Bu destek kaide ile ana gövdeyi daha sağlam bir şekilde desteklemektedir. Büyük bir olasılıkla bütünlüğü sağlamak ve güçlendirmek için yapılmış olmalıdır.

New York ve Berlin aslanları ile aynı hareketi taşıyor

Tavşantepe aslanının tüm adaleleri oldukça gerçekçi bir biçimde işlenmiştir. Aslan avının üzerine atlamaya hazırlanan bir anı canlandırmaktadır. Aynı hareketi Geç Arkaik Dönem’e tarihlenen ve mermerden yapılmış New York aslanı ve yine kalkerden yapılmış Anthos’da bulunup şu an Londra’da sergilenen aslan heykelinde de görmekteyiz. Daha beceriksiz ve ilkel hareketi bronzdan yapılmış olan Berlin aslanında da görmekteyiz.

Tavşantepe aslanının baş ve gövde hareketi sola doğru olup, baş ve gözler avını izler durumda işlenmiştir. Başın alt çene ile kaide arasındaki yüksekliği 30 santimetre, alt çene ile burun arasındaki mesafe 16 santimetre, burundan alnın gerisine kadar olan açıklık 14 santimetre, başın genişliği ise 23 santimetre ölçülerindedir. Başın ve gözlerin bu yapısı daha çok Mausoleum Anıtı’nda yer alan aslan heykeli ile çok büyük benzerlik göstermektedir. Özellikle gözlerdeki ifade, ağız ve yelenin alnı çevreleyiş biçimi tam bir benzerlik göstermektedir. Her ikisinde de ağız hafif aralıktır. Bu haliyle köpek dişleri birbirine bitişik ve yanak adalesi gergin olarak işlenmiştir. Tavşantepe Aslanıile Mausoleum aslanını birbirinden ayıran en önemli özellik yeleye ait perçemlerin işleniş biçimidir. Yelenin ensedeki genişliği yanlara göre daha fazladır. Tavşantepe aslanındaki perçemler daha gerçekçi olarak işlenmiştir. Avını izleyen başın hareketine gövdenin hareketi de doğal olarak uygun olarak işlenmiştir.Bu nedenle sol ön ve arka bacakta öne doğru ve diğer bacaklara göre biraz daha ileridedir. Aslanın çene altından devam eden yeleye ait perçemler sakal görünümünde olup, gerdanın altına ve ön bacak arasına kadar devam etmektedir. Perçemlerin bitimi sivri kıvrımlar biçimindedir. Yelenin bu görünümü daha çok Bergama Müzesi’nde bulunan ve buzağıyı yiyen aslana benzemektedir. Tavşantepe aslanının perçemleri genellikle üç sıra halinde ve oldukça düzenli ve iyi bir işçilikle yapılmıştır.

Yelenin bu yapısı erken örneklerden oldukça farklı bir görünümdedir. Örneğin Birgi Mehmet Bey Cami duvarında yer alan aslanın perçemleri tek sıra halinde oldukça uzun ve yüzeysel olarak yapılmıştır. Diğer erken örneklerde de perçemler daha düzensiz veya basit olarak işlenmiştir.

Aslanın avının üzerine atlamaya hazır pozisyonda gösterilmesi doğal olarak gövde ve bacaklardaki bütün kaslara da açık bir şekilde yansımıştır. Adaleler oldukça belirgindir. Gövdenin her iki yanında kaburga kemikleri ön ve arka bacak kasları bir birine paralel ve bir açı oluşturduktan sonra pençeler kaideye oturmaktadır. Pençelerdeki detaylar özellikle bu bölümün açıkta kalarak aşınması sonucu kaybolmuştur. Aşırı aşınmaya rağmen, bacaklardaki adaleler azda olsa görülmektedir. Bacakların hemen yanından arka bacaklara doğru devam eden adaleler bir çizgi halinde karın bölgesini her iki yandan sınırlandırmaktadır. Karın bölgesi, bu kasların arasında tatlı bir kavisle aşağı doğru sarkmakta bu nedenle de kaide ile olan açısı önde 10 santimetre, arkada apış arasında ise 24 santimetreye kadar yükselmektedir.

Adaleler arasında tam bir uyumluluk görülüyor

Tavşantepe aslanının arka bacakları oldukça gergin ve birbirinden ayrıktır. Hareketle bütünlük oluşturması bakımından sol ayak sağ ayağa göre biraz önde durmaktadır. Pençeye ait detaylar parmak boğumları ve tırnaklar özellikle hareketin gereği olarak oldukça belirgin olarak yapılmıştır. Sağrıdan pençelere yönelen kaslar, bacağın hareketi ile oldukça uyumludur. Eklem yerlerindeki kemik uçları derinin altında belirgin olarak görünmektedir. Hareketin etkisi ile aslanın sağrısı bel kavsinden biraz daha yükselmiştir. Sağrının bu yapısı New York ve Londra’daki “Santhos” aslanları ile benzerlik göstermektedir. Ancak bu örneklerde karın boşluğu ile kaide arasındaki yükseklik Tavşantepe aslanına göre daha çoktur. Ancak; bronzdan yapılmış ve Geç Arkaik Dönem’e (M.Ö. 500-490) tarihlenen Berlin aslanında da benzer hareketi görmekteyiz. Tavşantepe Aslanının bu hareketi ise diğerlerine göre daha gerçekçidir. Erken dönem aslanlarında gövdenin hareketiyle adaleler arasında belirli bir uyumsuzluk gözlenmektedir. Tavşantepe Aslanında ise tam bir uyumluluk görülmektedir.

M.Ö. 4’üncü yüzyıl sonunda yapıldığı sanılıyor

Erken Helenistik Dönem’e tarihlenen Mausoleum aslanı ile Efes –Tavşantepe Aslanı, küçük bazı farklılıklar dışında oldukça benzerlik göstermektedir. İkisinde de kuyruk, pençe ve yelede ki perçemler büyük bir benzerlik göstermektedir. İki örnekte de kuyruk büyük bir S yaparak bacak arasına girmekte daha sonra, küçük bir kavis yaptıktan sonra geriye yönelerek ucu kozalak şeklinde ve püskül yaparak bitmektedir. Ancak, Mausoleum örneğinde kuyruğa ait kavisler birbirine eşit olmasına karşın Efes-Tavşantepe Aslanında ise kuyruk geniş bir yay oluşturduktan sonra arka bacağın arasından geçmekte ve çok küçük bir kavis yaptıktan sonra kaide ile birleşerek geriye dönerek ayakların arkasında kozalak şeklinde püskül yaparak sonuçlanmaktadır. Tavşantepe Aslanının kuyruğa ait birinci bölümü büyük ve içi dolu, ikinci kavis ise daha küçük olarak yapılmıştır.

Daha öncede değindiğim gibi heykel, büyük bir olasılıkla bulunduğu yerden alınarak buraya saklanmış olmalıdır. Eserin bulunduğu alanın yakın çevresinde yaptığımız araştırma sırasında herhangi bir kalıntı bile gözlenmedi. Eserin toprak yüzeyine çok yakın bir konumda ve basit bir kazı çalışması sonucu bulunması, aslan heykelinin gerçek buluntu yeri hakkında bizde iki farklı düşüncenin oluşmasına neden olmuştur. Bodrum-Mausoleum ve Belevi Mezar Anıtlarında olduğu gibi aslan ve buna benzer yaratıklar genellikle ölüyü ve mezarı kötü ruhlardan korumak amacı ile mezar girişine veya mezarın üzerine yerleştirilmiştir.

Efes Tavşantepe Aslanıda büyük bir olasılıkla bir mezara veya bir mezar anıtının girişinde yer almaktaydı. Bu var sayımla heykel iki farklı konumda olmalıydı;

  • Aslan heykeli olasılıkla anıt özelliği olan bir mezarın üstünde yer almaktaydı,
  • Aslan heykeli mezar anıtı veya kutsal bir yapının girişinin hemen önünde yer almaktaydı. İki yanında yer almaktaydı derken bunu heykelin genel biçimine bakarak ifade ediyoruz. Şöyle ki aslanın pozisyonu bir eşitinin olması gerektiği ve simetrik olarak yapının girişinde yer almakta olabilecekleri düşüncesini doğurmaktadır.

Efes’te yapılan bilimsel kazılar sırasında bulunan eserlerin dışında, müzeye ulaşan en değerli eserler arasında Tavşantepe Aslanını sayabiliriz. Benzerlerine bakarak Efes Tavşantepe Aslanını M.Ö. 4’üncü yüzyıl sonu ile M.Ö. 3’üncü yüzyılın başına tarihlendirmemizin daha doğru olacağı kanısındayım.