İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

Uğur Yüce - “Limandan sonraki en büyük hazinemiz Kemeraltı”

Uğur Yüce, Kemeraltı’nın 430 kilometreyi bulan sokak uzunluğu, bin 470 tescilli binası ve 85 hektarı kaplayan ticari alanı ile İzmir’in limandan sonraki en büyük hazinesi olduğunu belirtiyor

Söyleşi: Derya Şahin

 

 

Uğur Yüce, 1967’den bu yana 28 şirkette yöneticilik, çok sayıda sivil toplum kuruluşunda kurucu, yönetim kurulu başkanı ve genel müdürü görevlerini yürüten, İzmir iş dünyasının duayen isimlerinden. Vaktinin çoğunu İzmir’i kalkındıracak projelere harcayan Yüce, şu sıralar en çok Kemeraltı için kafa yoruyor. Yüce’nin de aralarında bulunduğu İzmir’in önde gelen 116 isminin kurduğu Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi (TARKEM), dünyanın en eski ve en büyük açıkhava çarşısı olan Kemeraltı’nı, ihtişamlı günlerine döndürmek için çalışıyor. Tarihi çarşının İzmir’in limandan sonraki en büyük hazinesi olduğunu vurgulayan Yüce, Agora’dan Kadifekale’ye füniküler sistem kurulmasından antik tiyatronun ortaya çıkarılmasına, üniversitelerin arkeoloji bölümlerinin bölgeye taşınmasından tarihi hanların Kızlarağası Hanı örneğindeki gibi cazibe merkezi haline getirilmesine kadar Kemeraltı’nın değerini artırmayı hedefleyen pek çok projeyi hayata geçirmek istediklerini söylüyor.

 

İzmir Ekonomik Kalkınma ve Koordinasyon Kurulu (İEKKK) bünyesinde çalışmalarını sürdüren Kent Değerlerini Koruma Komitesi’nin başkanısınız. Sizce İzmir’in en önemli kent değerleri neler?

Yüce: İzmir ve çevresinde kent değeri sayılabilecek varlıkları belirlemek için dünyaca ünlü bilim insanlarından destek alarak bir envanter hazırladık. İzmir’in 465 farklı değerinin girdiği listede Kadifekale, Agora, Kemeraltı gibi merkezlerin yanı sıra Meryemana, üniversiteler, boyoz, fayton gibi değerler de yer aldı. İzmir, diğer kentlerle karşılaştırıldığında sahip olduğu bu değerleriyle rekabet üstünlüğüne sahip.

 

İzmir turizmi için olmazsa olmaz diye nitelendirdiğiniz, mutlaka yapılması gereken şeyler neler?

Yüce: Deniz Taner ve Ali Nail Kubalı, yedi senedir İzmir’e bir mega müze kurulmasını öneriyor, ancak maalesef bir proje olarak kaldı. Bu bir an önce gerçekleşmeli. Agora ile Kadifekale arasına öyle bir müze binası yapılmalı ki kente gelenler müzeyi görünce şaşırmalı. Biz diyoruz ki İzmir’e turist gelmiyor. Türkiye’ye 2011 yılında 20 milyon turist, İzmir’e ise 1 milyon turist gelmiş sadece. Bunun 700 bini zaten kruvaziyerle gelip, Efes’e, Meryemana’ya gitmiş. Bunlara İzmir’e geldi bile diyemeyiz.

 

Peki neden kent merkezinde durmuyor turist, bu sorunu aşmak için ne yapılmalı?

Yüce: Çünkü turist kent merkezinde aradığını bulamıyor. İşte bu yüzden kültürel değerlerimize sahip çıkmalı, onları ayağa kaldırmalıyız.

Bunun yanı sıra kente gelen turiste farklı birşeyler sunmalıyız. Bu kentin üniversitelerinin konservatuar, tiyatro bölümleri var. Bu bölümlerde öğrenim gören öğrencileri teşvik edip, kentin sokaklarında tiyatrocular, pandomimciler ve sokak müzisyenlerinin gösteri yapması sağlanabilir. Bu açıdan son zamanlarda artan sokak müzisyenleri işinin bir düzene sokulması lazım. Her önüne gelenin eline sazını alıp, kötü bir amfi koyup görüntü ve ses kirliliği yaratması önlenmeli. Mevcut sokak müzisyenleri akredite edilmeli, müzik eğitimi alan öğrencilere destek verilip onların sokakta müzik yapması sağlanmalı. Bunları yapalım ki, İzmir’e gelen turist kendi ğlkesine döndüğünde kenti anlatsın.

 

Kemeraltı’nı geliştirmek üzere sizin de aralarında bulunduğunuz İzmir’in önde gelen 116 ismi Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret Anonim Şirketi’ni (TARKEM) kurdu. Nasıl bir Kemeraltı öngörüyorsunuz?

Yüce: Dünyanın en eski ve en büyük açıkhava alışveriş merkezi olan Kemeraltı, 430 kilometreyi bulan sokak uzunluğu, bin 470 tescilli binası ve 85 hektarı kaplayan ticari alanı ile İzmir’in limandan sonraki en büyük hazinesi. Hisar Camii, Saat Kulesi, Havra Sokağı, Kızlarağası Hanı hep Kemeraltı’nda bulunuyor. Amacımız kentin değeri haline gelmiş, dış turizme sunulan Kemeraltı’nın değerini artırmak. Biz burada dokuz ayrı başlıktan bahsediyoruz. Bunun için de yeme-içme de var eğlence ve kültür de. Agora’dan Kadifekale’ye füniküler sistem kurulmasından, antik tiyatronun ortaya çıkarılmasından, üniversitelerin arkeoloji bölümlerinin bölgeye taşınmasından, bölgedeki bazı eski evlerin restore edilip, üniversite öğrencilerine yönelik pansiyon haline getirilmesinden, tarihi hanlarda el sanatları kursları düzenlenmesinden ve Kemeraltı’nın ticari olarak iyileştirilmesinden bahsediyoruz. Oradaki eski hanları tarihi dokusuna uygun şekilde restore edip Kızlarağası Hanı örneğindeki gibi cazibe merkezlerine dönüştürmek istiyoruz. Havra Sokağı’nın, bir kaç yıl içinde Prag’daki gibi bir Yahudi mahallesine dönüştürülebileceğini düşünüyoruz. Sabetay Sevi’nin Yahudi turizminde çok önemli bir rolü olabilir. Onun evini görmek isteyenler var. Dolayısıyla o mahalle bir bütün olarak ele alınıp, turistik bir yer haline getirilebilir. Dünyada 7 milyar insan var, biz sadece yüzde 2’sine talibiz. Önümüzdeki 10 sene içinde sadece yüzde 2’si merak edip gelse, yeter de artar bile.

Kısacası insanları daha fazla Kemeraltı’na çekebilmeyi hedefliyoruz. Akşam 18.00 oldu mu dükkanların kepenklerini indirdiği, yaşamayan bir yeri kalkındırmak mümkün değil..

 

Kemeraltı esnafının TARKEM ile ilgili endişeleri olduğu kamuoyuna yansıdı. Bir yanlış anlaşılma mı söz konusu?

Yüce: Bu endişeler tamamen yersiz. Kemeraltı esnafı müsterih olsun. TARKEM olsa olsa onlar açısından dört elle sarılmaları gereken bir kurtarıcı olur. Buradaki amaç para kazanmak değil, amaç kente hizmet etmek. Bunu yaparken de herkesin üzerinde anlaştığı, politize edilmeyen bir master plan hazırlayalım istedik. Kemeraltı esnafı da buna katkı sağlayarak ne istediğini ortaya koymalı.

 

İzmir’in fuarlar ve kongreler kenti olma hedefi var. Siz bu konuda convention center’ın önemine değiniyorsunuz. Ne farkı var convention center’ın fuar alanlarından?

Yüce: İzmir’in fuarlar ve kongreler kenti hedefinde de katetmesi gereken çok mesafe var. Bunun için uluslararası nitelikte kongre merkezlerimiz olmalı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Gaziemir’de, 400 milyon TL harcayarak 115 bin metrekare kapalı alanı olan bir fuar alanı yapıyor. İki senedir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’na dünyada artık fuar alanlarının kalmadığını, convention center denilen ve çevresinde fuar ile sergi alanlarının bulunduğu kongre merkezlerinin olduğunu anlatıyorum. Çok maksatlı olarak planlanan bu akıllı binalarda 20 bin kişilik kongre de yapabiliyorsun, konser de düzenleyebiliyorsun. Paris’te bulunan böyle bir merkezde tenis maçları bile yapılabiliyor. Birmingham’daki convention center geçtiğimiz yıl, 365 günde 415 tane aktiviteye ev sahipliği yapmış. Bizim yeni yapılan fuar alanı bu kadar aktif olarak kullanılabilecek mi diye soruyorum; “Yeni fuarlar yapacağız” diyor Sayın Kocaoğlu. Ancak bunun için şimdiden planlama yapmak gerekiyor, çünkü bir fuar zaten iki yılda planlanıyor. Diyelim ki 4 tane daha Marble Uluslararası Doğaltaş ve Teknolojileri Fuarı gibi fuar ayarladık, bu alanı bir ay aktif olarak kullandık, geri kalan 11 ay ne yapacağız? Dolayısıyla bu binaların çok maksatlı olması gerekiyor. Bu alanları uluslarası kongrelere açabildiğiniz taktirde, gelen misafirler kentte 2-3 gün konaklar; İzmir’i gezer. İşte o zaman kente bir katkımız olur.

 

Yaratıcı şehirler – İzmir üzerine bir değerlendirme isimli bir rapor çalışmanız var. Sizce İzmir yaratıcı bir şehir mi?

Yüce: İzmir yaratıcı bir kent diyemeyiz. Yaratıcı kentler, yaratıcı sermayeyi çeker. İzmir’de yatırımcı açısından yeterli arazi yok, olanlar da çok pahalı. Yatırımcı sermayesinin büyük bir kısmını toprağa yatırmak istemiyor. Bunun çözümü de faal olarak kullanılmayan organize sanayi bölgelerini cazip hale getirmekten geçiyor. Ege Bölgesi’ndeki planlanmış 26 organize sanayi bölgesinin 10 tanesi İzmir’de; şu anda 6 tanesi faal, 4 tanesi ise boş. Faal olanlarlarda da çok ciddi boşluklar var. Devlet organize sanayi bölgelerinin üçte birini satın alıp ardından yatırım yapmak isteyen yabancı sermayeye makul bir fiyata 49 yıllığına kiraya vermeli. Bir kente yabancı yatırımcı gelmesi o kentin yalnızca sanayisini değil her şeyini etkiler. Yatırımcı ve onunla birlikte kente gelen kişiler, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını gidermek ister. Bu da o kentin toplumsal yapısını zenginleştirir.

 

İzmir’i kent kimliği açısından değerlendirdiğinizde nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?

Yüce: İzmir’in çok kültürlü bir yapısı var ama lütfen herhangi bir orkestra şefi bunları bir araya getirip ortaya uyumlu bir ses çıkartsın. Sizin ayrı ayrı çok önemli ve değerli enstrümanlarınız olabilir ama onları bir arada herhangi bir şeyi icra edebilmeleri için mutlak suretle birbirleriyle uyumunu sağlamanız gerek.

 

Neden bu hale geldik sizce?

Yüce: İzmir son yirmi yılda çok büyük göç almış kentlerimizden biri. Dolayısıyla göçün getiridiği sorunlar var. İzmir göçün sürati ve yoğunluğu altında ezildi, o kadar ezildi ki; bugün İzmir’de yaşayan insanların üçte biri kendini hiçbir şekilde İzmirli hissetmiyor, bir hemşehrilik bilinci yok. Bu insanlarda aidiyet hissinin, İzmirlilik bilincinin geliştirilmesi gerekiyor. Bundan yaklaşık 15 sene önce, “Ben İzmir’de doğdum” diyenlerin kent nüfusu içindeki oranı yüzde 17, “Babam İzmir’de doğdu” diyenlerin oranı ise yüzde 8’lerdeydi. Günümüzde bu durum daha iyileşmiş durumda ama yine de yüzde 20 yi geçmiyor, yani izmirin yüzde 80’i aslında dışarıdan göçle gelmiş. Aslında bu çok önemli değil; dünyanın bir çok ülkesinde benzer durum söz konusudur. Buna verilecek en güzel örnekler Amerika ve Avustralya. Söz konusu ülkelerde de nüfusun çoğunluğu göçle gelmiş ama o insanlar uygulanan akılcı politikalarla kendilerini oralı hissederler. Bizde de göç ile gelen kitlenin kentle bütünleşmesi sağlanmalı. Bu durumla kültürün paralelliğini kurmaya çalışırsak; İzmir’e göç eden insanların kendi yörelerinden taşımış oldukları örf, adet, gelenek ve görenekler ile kentin kendine özgü kültürünün bir sentezi yapılmalı. Çünkü bu sentez bir sinerji yaratıyor, motifler gittikçe zenginleşiyor. Bunu İzmir’de henüz yaratamadık. Bu izimirin en büyük eksiği bence.

 

Bu sentez nasıl yaratılır peki?

Yüce: Eğer halk evleri geleneği sürdürülebilseydi ben eminim ki göçle gelen insanların kentle bütünleşmesi, kaynaşması çok daha kolay olurdu. Ben çocukluğumda kültür ve sanat adına ne tanıdıysam Bayraklı Halk Evi’nde tanıdım. İlk folklorü, sokak tiyatrosunu, orta oyununu, resim sergisini orada gördüm; saz ve cura gibi yerli enstrümanlarımızı orada tanıdım. Bunlar sanki önemsizmiş gibi gözüken ama bir toplumun aslında kültürel hayatında ve gelişmesinde inanılmaz olumlu rol oynayan şeyler.Şu anda bunu sağlayacak aracı kurumlar malesef yok! Onun için halk evlerinden bahsediyorum; bu evler faydalı bir aracı kurumdu, ama politize edildi, amacından saptırıldı.

DERGİ ARŞİVİNDEN