İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

Yorgun ama büyüleyici kent

Bir kenti sadece kelimelerle anlatmaya kalksanız, herhalde en fazla sözcük ve isim Moskova’nın ardına sıralanır. Hatta sadece yazar, şair ve müzisyen adları bile bu kentin kültür hazinesini ifade etmeye aday olabilir.

Yazı: Resmiye Dinlenmez

Fotoğraflar: Recep Alfatlı-Resmiye Dinlenmez

Unesco Dünya Mirası listesindeki Kızıl Meydan ve Kremlin Sarayı… Bir yandan Çarlar, bir yandan Çaykovski, Mayakovski, Nazım Hikmet ve tabii Lenin... Tolstoy, Dostoyevski, Puşkin, Şolohov, Çehov, Gorki, Troya Hazineleri, Bolsoy Balesi, Kızıl Ordu Korosu, votka, Matruşka bebekleri, Faberge yumurtaları, Arbat Sokağı, Devrim ve Tiyatro Meydanları…

Birden bu sözcüklerin ne kadar çok uzayıp gidebileceğini fark ediyorum… Bir kenti sadece kelimelerle anlatmaya kalksanız, herhalde en fazla sözcük ve isim Moskova’nın ardına sıralanır! Hatta sadece yazar, şair ve müzisyen adları bile bu kentin kültür hazinesini ifade etmeye aday olabilir. 

Girişlerin vizeli olduğu dönemde gitmiştim Moskova’ya. Görmeyi çok istediğim Sen Petersburg’dan sonra yer alıyordu sıralamamda. Her ikisini de gördükten sonra Moskova’ya haksızlık ettiğimi düşündüm.

Belki de rehberimiz Nina’ydı, bana Moskova’yı bu kadar sevdiren. Bir kenti, bir ülkeyi gezdiren –anlatan rehber o kadar önemli ki, ne kadar okumuş, ne kadar çok hazırlık yapmış olursanız olun, o kentin ruhunu yansıtan yerel rehberiniz oluyor.

Havaalanından otelimize doğru yolculuğumuzda gördüğümüz her yer şantiyeyi andırıyordu. Eski Sovyet Cumhuriyet başkentlerinin pek çoğundaki bu şantiye hali artık kimseyi şaşırtmıyordu. Devasa alışveriş merkezleri, otel inşaatları, yenilenen, temizlenen restore edilen eski binalar vs…

İlk dikkatimizi çeken şey, parkların, ağaçların bolluğu idi. Yeşil bir Moskova karşılıyordu bizi. Meydanlar, katedraller, geniş caddeler ve caddelerde çok yüksek ökçeli ayakkabılar giymiş mini etekli genç kızlar. Kızlar gözümüze çok güzel görünüyor ama erkekler nedense o kadar yakışıklı değil…

Nina bize anlatıyor; 10 milyonu geçkin nüfusu ile Moskova, İstanbul büyüklüğünde bir şehir. Kolay değil bu kadar büyük bir ülkenin başkenti olmak. Rusya, Türkiye’nin neredeyse 20 katı büyüklüğe sahip. 17 bin kilometrekare ile dünyanın yüz ölçüm olarak en büyük ülkesi. Bir o kadar da insan ve kültür çeşitliliği.
Yuvarlak yüzlü, simsiyah saçlı, çekik gözlü ya da sapsarı lepiska saçlı, uzun bacaklı kızlar, upuzun ya da kısa boylu insanlar... Burası için “megapol” tanımlamasını kullanmak doğru olur sanırım. Bir dergide okumuştum, “Moskova, Rusya’nın sadece en büyük şehri ve başkenti değil, aynı zamanda, minyatür Rusya demektir ” diye. Evet, gerçekten doğruymuş.

Barok, gotik, değişik kubbeli pek çok yapı arasından Oka Irmağı’nın kolu olan Moskova Irmağı, şehrin içinden kıvrıla kıvrıla akıyor. Üstünde mavnalar, şilepler…

Nazım Hikmet’in Vera’ya yazdığı şiir geliyor aklıma; 

“Moskova’nın 110 kilometre doğusunda / Oka ırmağından öğrendim gümüş türküsünü ırmakların / durup dinlemeden akıp gitmenin ululuğunu / ırmak gemilerinden suya düşen ışıkların çağrısını uzaklara / Oka ırmağından öğrendim hasretlerinin dalgın deliliğini.
Yaz geceleri Oka Irmağı / ince kumları ve sedefleriyle / ak bir kadını yıkayarak / aktı odamda kalın kütüklerin arasından / yaz geceleri düşmedi dallarından zamanların yaprakları /
gitmeden gittim, adını hala bilmediğim topraklara.”

DERGİ ARŞİVİNDEN