İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

Sancar Maruflu- Bir İzmir gönüllüsü

 O yaptığı işi “İzmir’in ölüsüne de dirisine de sahip çıkıyoruz” diye özetlese de uzmanlık alanı olan halkla ilişkileri isminin önündeki unvan olmaktan öteye taşımış bir toplum gönüllüsü

Söyleşi: Derya Şahin

Ünlü işadamı Sakıp Sabancı boşuna dememiş, “Onu İzmir’in kedileri bile tanır” diye. İzmir’de hangi taşı kaldırsanız onunla karşılaşıyorsunuz. Düzenlediği anma etkinlikleri, kent gezileri, ağaçlandırma faaliyetleri bir yana, İzmir’in ihtiyaç sahiplerine yardım elini uzatıyor Sancar Maruflu. 45 yıllık meslek yaşamına pek çok başarıyı sığdıran Maruflu ile yaşamı, mesleği ve sitem etse de asla vazgeçemediği İzmir üzerine keyifli bir söyleşi yaptık.

Türkiye’nin ilk halkla ilişkiler uzmanlarından birisiniz. Mesleğe adım atışınızın öyküsünü bizlerle paylaşır mısınız?

MARUFLU: Yıl 1967, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Heykel Bölümü’nde öğrenim görüyorum. Memur çocuğuyum, İzmir’den İstanbul’a gitmişim. Başımı sokacak bir ev var ama imkanlar kısıtlı. Mecburen çalışma ihtiyacı duydum. Dönemin İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı İsmail Sivri aracılığıyla Milliyet Gazetesi’ne, Abdi İpekçi ile görüşmeye gittim. Abdi Bey beni polis ve adliye muhabiri olarak işe aldı. Kısa zamanda başarılarım ve çalışkanlığım sayesinde Abdi Bey’in gözüne girdim. Bir süre sonra Abdi Bey, beni o dönemin ünlü magazin yazarı Ümit Deniz’in yanında görevlendirdi. O yılarda Ümit Deniz aynı zamanda Murat Dalman tiplemesiyle Türkiye’nin ilk polisiye romanlarını yazan çok popüler bir gazeteciydi. Milliyet Gazetesi’nin halkla ilişkilerini de yapıyordu. Tüm iş dünyasının, sanatçıların yakın dostuydu. Onun yanında İstanbul’da gitmediğimiz mekan, tanışmadığımız ünlü neredeyse kalmadı. Vehbi Koç’tan Sakıp Sabancı’ya, Üzeyir Garih’ten Vitali Hakko’ya, Kadir Has’tan İshak Alaton’a kadar Türkiye’nin ünlü iş adamlarını yakından tanıma fırsatı yakaladım.

Gazetecilikten halkla ilişkiler alanına geçişiniz nasıl oldu peki?

MARUFLU: Günlerden bir gün Abdi İpekçi, beni odasına çağırdı. İkinci başkanı olduğu Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 20. yıldönümü etkinliğini benim organize etmemi istedi. Şaşırmıştım, “Efendim bu alanda hiç deneyimim yok, nasıl olur?” dedim. Abdi Beyin cevabı “Yaparsın” oldu. Beni Türkiye’nin ilk halkla ilişkiler uzmanlarından Alaaddin Asna’ya gönderdi. Onun bana verdiği şablonu ve bilgileri uygulayarak şu anda Basın Müzesi’nin olduğu binada olağanüstü bir organizasyon düzenlenmesini sağladım.

Ardından İstanbul’da düzenlenen, İran, Pakistan ve Türkiye’yi kapsayan ‘Kalkınma İçin Bölgesel İşbirliği Toplantısı’nın davetiyesinin basımından, davetlilerin tespitine kadar her şeyini üstlendim. Organizasyon katılımcıların büyük beğenisini topladı. Dönemin Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Burhan Felek, beni alnımdan öperek kutladı. Abdi Bey de beni tebrik edip, işimi bitirince benimle konuşmak istediğini söyledi. Kendisiyle o gün sabaha karşı yaptığımız konuşma, kaderimi değiştirdi. Çünkü Abdi Bey, Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki öğrenimimi yarıda bırakıp halkla ilişkiler eğitimine geçmemi önerdi. Onun sayesinde yatay geçiş yaparak, İstanbul Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Enstitüsü’nde öğrenim görmeye başladım. Ancak babamın rahatsızlanması üzerine İzmir’e dönmek zorunda kalınca öğrenimime Ege Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksekokulu’nda devam ettim.

Öğrenciliğim sırasında bir yandan da İzmir Enternasyonal Fuarı’nda çalışmaya başladım. 1971 Akdeniz Olimpiyatları’nda yönetici olarak görevlendirildim. Dönemin İzmir Belediye Başkanı Osman Kibar ve Fuar ve Turizm Müdürü Arkeolog Ahmet Dönmez ile birlikte çalışarak, 19 ülkeden 2 bin 600 sporcunun katıldığı, Türkiye’nin ilk uluslararası spor organizasyonunda olağanüstü bilgi ve tecrübe kazandım. 11 ay sonra tekrar İzmir Enternasyonal Fuarı’ndaki görevime dönerek, tam iki kez Uluslararası Fuarlar Birliği Kongresi organizasyonuna katkıda bulunma şansını yakaladım. Dönemin Belediye Başkanı İhsan Alyanak’ın desteğiyle E.Ü. Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’ndaki öğreniminden sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulu’nda yüksek lisans yaptım. Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde de öğrenim görerek, “Stratejik İletişim ve Organizasyon Sistem Uzmanı” unvanını kazandım. 1975 yılında yine İhsan Alyanak’ın desteğiyle Milano’daki Fuarcılık Enstitüsü’nde 3,5 ay EXPO Fuarları organizatörlük eğitimi gördüm. İzmir Enternasyonal Eğitimi bünyesinde tam 28 uluslararası fuarın organizasyonunda yönetici olarak görev aldım. Bu süreçte 14 uluslararası festivalin ve etkinliğin sorumluluğunu yaptım. 1983 yılında İzmir Belediyesinde Halkla İlişkiler ve Tanıtımdan Sorumlu Başkan Yardımcısı iken kendi arzumla bu görevden ayrılıp, Türkiye’nin ikinci halkla ilişkiler firması olan Hisdaş Medyapol’ü kurdum.

Türkiye’de siyasi propaganda çalışmalarında halkla ilişkiler mesleği uygulamasını 1974 yılında ben başlattım. Bu kapsamda Bülent Ecevit, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Kenan Evren, İsmet İnönü, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, İsmet Sezgin, Hikmet Çetin, Erdal İnönü, Murat Karayalçın, Deniz Baykal ve daha pek çok siyasi ile yakın çalışmalarım oldu.

1967’den bugüne kadar geçen 45 yıllık meslek yaşamımda 334’ü uluslararası, 2 bin 66’sı ulusal ve yerel olmak üzere tam 2 bin 400 organizasyon düzenledim. Yerli ve yabancı, özel ve resmi toplam bin 368 kuruluşa hizmet verdim.

İzmir’de 18 tane derneğe başkanlık yapıyorsunuz, ağaçlandırma faaliyetleri, kent gezileri, yardım faaliyetleri düzenliyorsunuz. Bunların hepsine nasıl zaman ayırıyorsunuz?

MARUFLU: Az uyuyorum, çok çalışıyorum, çok da okuyorum. Kendimi devamlı yeniliyorum. İnsanın kendini yenilemesinin sonu yok. Okullardan mezun olursunuz size bir anahtar verirler. Bu anahtarı kullanmak size bağlıdır, bu da kendinizi yenilemenizle mümkün. Tüm gençlere tavsiyem bu.

Sakıp Sabancı sizin için “Onu İzmir’in kedileri bile tanır” demişti. Hakikaten neye borçlusunuz bunu?

MARUFLU: İzmir’de herkes beni tanır evet. Neden? Çünkü Sancar Maruflu belediye otobüsleri ile seyahat eder, mütevazı yaşar, geçimini kendi imkanları ile sağlar, hak etmediği parayı almaz. Sancar Maruflu bir toplum gönüllüsüdür. Öyle siyah plakalı araçlara binmekle sivil toplum örgütü temsilcisi olunmaz. Bu mesele gönüllülük gerektirir.

İzmir’de bir anma etkinliği düzenlenecekse ilk akla gelen kişi yine sizsiniz.

MARUFLU: Evet, benim en önemli özelliğim İzmir’in ölüsüne de dirisine de sahip çıkmak zaten. İzmir’in, Türkiye’nin anılması gereken değerlerini, ülkeye bilim, kültür anlamında katkıda bulananları yaşatıyoruz. Bu arada hayatta olanları da unutmuyoruz tabii. Doktor Behçet Uz ile kurduğumuz ve şu anda Süleyman Demirel’in onursal başkanı olduğu Türk Başarı Ödülleri Kurulu çatısı altında hayatta olup da başarı gösteren insanlarımızı ödüllendiriyoruz. Yani sadece ölülerle değil dirilerle de ilgileniyoruz. Sadece kişileri değil önemli değerleri de ele alıyoruz. Bazen İzmir’in Saat Kulesini bazen de Gazi Heykelini ele alıyoruz.

Bir söyleşinizde “İzmir bana yalnızca plaket verdi” demiştiniz. İzmirlilerden yeterince destek görmediğinizi mi düşünüyorsunuz?

MARUFLU: Ben mesleğimle ilgili tercihimi İzmir’den yana kullandım. İstanbul’da olsaydım, zirvede olurdum ve eminim daha çok para kazanırdım. Bu güne kadar İzmir’e büyük hizmetlerim oldu ama hep aracılarla. İzmirli firmalar İzmir ile ilgili işlerini İstanbul’daki firmalara veriyor. O firmalar da bu işleri bana yaptırıyor çünkü. İzmir bana çok güzel ödüller verdi. Ölmeden adımın bir sokağa verildiğini gördüm örneğin, bundan onur duyuyorum. İzmir’de çok az kişinin aldığı ödülleri aldım. Ama bunların yerine bana daha iyi bir ekonomik zemin hazırlansaydı belki kentime daha çok katkım olurdu. Herkes şunu bilmelidir ki, bana sağlanacak ekonomik katkı bu kente döner, ben bu parayı fakire fukaraya harcarım. Şimdi ise başkanlığını yaptığım İzmir İl Fakirlerine Yardım Derneği bünyesinde fakir fukaraya dağıtmak için zenginlerden para istiyorum.

DERGİ ARŞİVİNDEN