İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

Rıza Elibol

İzmirlilerin gönlünde ayrı bir yeri olan eskinin Büyük Efes’i şimdinin Swiss Otel’ini bir İzmirli yönetiyor. Rıza Elibol, 35 yıldır Türkiye ve dünyanın çeşitli kentlerinde, zincir otellerde görev aldıktan sonra memleketine hizmet etmenin mutluluğunu yaşıyor

 

Röportaj: Derya Şahin

Rıza Elibol, Mayıs 2008’de tamamen yenilenerek kapılarını açan Swiss Otel Grand Efes İzmir’in genel müdürlük koltuğunda oturuyor. Henüz üniversite öğrencisiyken İstanbul Etap Oteli’nin mutfak bölümünde adım attığı kariyerinde kendi deyimiyle merdivenleri yavaş yavaş tırmanmış. Dünyanın pek çok farklı ülkesindeki zincir otellerin bünyesinde uzun yıllar görev yapan Elibol’un İzmir’e gelmesinde biraz da memleket özlemi etkili olmuş aslında. Suyun karşı yakasından, Selanik’ten göç edip İzmir’e yerleşen bir ailenin çocuğu ne de olsa.

Söz İzmir’e geldiğinde Elibol, geçen yılların kentte pek çok şeyi “iyi yönde” değiştirdiğini söylüyor. “İzmir’in turizm potansiyelinin yeterince değerlendirilemediği”ne yönelik genel kanıyı hatırlattığımızda ise kısır tartışmalardan uzaklaşıp talebi artıracak önlemler alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Antalya’yı örnek gösterip sektörde teşvikin önemine değinen Elibol, teşvik verilirse İzmir’de patlama olacağı görüşünde.

 

Turizm kariyerinize ne zaman ve nasıl başladınız?

ELİBOL: İzmirliyim. Selanik’ten göç edip İzmir’e yerleşen bir ailenin çocuğuyum. Ancak ilkokula giderken İzmir’den İstanbul’a taşındık. Turizm sektöründeki kariyerime 1977 yılında, üniversitede okurken staj yaptığım İstanbul Etap Oteli’nde başladım. Ardından 1980 yılında turizm ve otelcilik eğitimi almak için İsviçre’ye gittim. Eğitimim bittiğinde çalışmaya başladım. Sırasıyla Kuveyt, Bahreyn, Nijerya, Abu Dabi, ardından tekrar Bahreyn’de görev yaptım. Oradan da Ankara Hilton’a transfer oldum. 15 yılı kapsayan bu süreçte mutfak departmanında başladığım kariyerimde bulaşıkhane şefliğinden restoran müdürlüğüne, yiyecek içecek müdür muavinliğinden müdürlüğüne kadar yükseldim. Intercontinental Grubu’ndan gelen teklifi değerlendirerek Kazakistan’ın yeni başkenti Astana’ya genel müdür olarak gittim. Üç buçuk yıllık zorlu bir sürecin ardından Hilton grubundan gelen teklif üzerine Konya Hilton’a genel müdür olarak atandım. 2002-2005 arasında orada çalıştım. Otel satılınca eski şirketim beni geri çağırdı. Önce Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te, ardından da Kazakistan’ın eski başkenti Almaata’da görev yaptım. Bu sırada İzmir’den, Swiss Otel Grubu’ndan bir teklif geldi. Yıllar sonra kendi memleketimde çalışacak olma düşüncesi beni heyecanlandırdı ve teklifi kabul ettim. Son 1 yıldır da İzmir’deyim.

 

Dünyanın farklı bölgelerinde, otelcilik sektöründe deneyimleriniz var. Hizmet anlayışı açısından Türkiye’yi nerede görüyorsunuz?

ELİBOL: Türkiye uluslararası otelcilikle yarışabilecek seviyede. Hatta eğitimli genç eleman kadrosu ve mevcut tesislerdeki modern teknoloji kullanımıyla pek çok Avrupa ve Ortadoğu ülkesini geçmiş durumda. Eleman sıkıntısı olmaması lazım ama hala var çünkü Türkiye’de yetişmiş eleman az. Üniversiteden mezun olan gençler “ne zaman müdür olacağım” düşüncesi içerisinde. Sektörde başarılı olabilmek için işin mutfağından gelmek ve merdivenleri yavaş yavaş çıkmak gerekiyor. Ayrıca sektörde çalışanlar sürekli kendilerini yenilemek ve geliştirmek zorunda. Bunu yapamazlarsa başarılı olamazlar.

 

Uzun yıllar sonra İzmir’desiniz. Neleri değişmiş buldunuz?

ELİBOL: İzmir’den İstanbul’a taşındığımızda çok küçüktüm. Saat Kulesi’nin önünde deniz olduğu zamanı hatırlıyorum. Sonraları arada sırada gelip gitsem de uzun süre kalmadım İzmir’de. Değişen çok şey var elbette, hem de iyi yönde. Düne kadar İzmir Körfezi kokuyordu örneğin. Bu durumun ortadan kaldırılması bile çok önemli bir gelişme. Sayıları gün geçtikçe çoğalan üniversitelerin de muhakkak ki İzmir’e katkısı büyük. Özellikle iki üniversitenin turizm ve otelcilik bölümünün olmasını çok önemli buluyorum. Kentimizde geleceğin turizmcileri yetişiyor.

 

İzmir’in turizm potansiyelinin yeterince değerlendirilemediği yönünde genel bir kanı var. Sizce bu konuda neler yapılmalı?

ELİBOL: İzmir’in muazzam bir turizm potansiyeli var. Sağımız solumuz tarihi eser; Efes, Bergama, Agora vb… Ancak İzmir’in içindeki turizm potansiyeli çok kısıtlı. Örneğin İzmir’deki müzeleri düşünün. Bu kadar çok tarihi eserin çıktığı bir bölgede daha kapsamlı ve uluslararası nitelikte bir arkeoloji müzesi olmalı. Öyle bir müze olmalı ki, insanlar İzmir’e geldiği zaman mutlaka gezmek istemeli ve ziyaretçilerini kendine hayran bırakmalı. Ancak maalesef şu anda turistler İzmir’in merkezinde bırakın konaklamayı, gezmiyor bile.

Eğer bu kentte turizmin gelişmesini istiyorsak daha fazla otelimiz olmalı. Otel sayısı ne kadar artarsa İzmir’e o kadar sinerji gelir. “İzmir neden bir kongre şehri olamıyor” sorusunun cevabı çok basit aslında. Çünkü şu anda İzmir’e bin 500 kişilik bir kongre gelse konaklama konusunda sıkıntı yaşanır. Fuar ve kongre merkezi projesi var ama sırf kongre merkezi yapmak da önemli değil. 10 bin kişilik kongre merkezi yapınca gelecek 10 bin kişiyi nerede yatıracaksınız İzmir’de? Bunun için talebi artırma yoluna gidilmeli. Önce talep mi artırılmalı yoksa otel mi yapılmalı kısır döngü şeklinde süre giden bir tartışmadır. Bana kalırsa önce bir otel yapılmalı. Çünkü otel muhakkak kendi talebini yaratacaktır. Tabii bu biraz yatırımcıyı zorlayacaktır ama devlet teşvik verirse neden olmasın? Antalya neden kalkındı örneğin? Teşvik var da ondan. Aynı destek İzmir’e, Çeşme’ye verilse İzmir’de de patlama olur.

 

Bu noktada tanıtım eksikliği söz konusu olabilir mi? Elimizdeki değerleri iyi tanıtabiliyor muyuz sizce?

ELİBOL: İzmir’in tanıtım eksiği çok fazla. Özellikle kongre turizminde İzmir’in varlığından kimsenin haberi yok. Yeni destinasyon aranıyor ancak İzmir seçenekler arasında düşünülmüyor bile. Biz Swiss Otel olarak hemen bütün uluslararası fuarlara katılıyoruz ve otelimizin yanı sıra İzmir’in de tanıtımını yapıyoruz. Örneğin bu yıl Temmuz ayında dünyaca ünlü 15 toplantı ve kongre organizatörünü otelimizde misafir ettik. Dört gün boyunca İzmir’de bulunan misafirlerimize kentimizin tarihi ve turistik mekânlarını gezdirdik. Aslında onlara İzmir’i tanıttık. Bu insanlar 2013’ün, 2014’ün kongre çalışmalarını yapıyorlar. Pek destek göremesek de biz elimizden gelen her şeyi yaptık. Ancak gelecekten umutluyum. Bu güne kadar var olan tanıtım eksikliğinin yeni dönemde Kültür ve Turizm Bakanımız Ertuğrul Günay’ın İzmir’den milletvekili olması dolayısıyla ortadan kalkacağını ve özelikle uluslararası fuarlarda İzmir’in tanıtımının çok daha iyi yapılacağını düşünüyorum. Bakanımız da bunun sözünü verdi.

İzmir’in EXPO 2020 adaylığı hakkında ne düşünüyorsunuz? Kazanma şansımız nedir sizce?

ELİBOL: EXPO’ya aday olmak bile muazzam bir fırsat. Adaylık sürecinin çok iyi ve planlı bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor. Geçen sefer Milano’ya kaybetmemizin sebepleri de araştırılmalı. EXPO 2015’i Milano’ya kaptırdık çünkü Milano hazırdı. Milano bugün hem fuar alanı hem de konaklama tesisleri açısından bu organizasyona hazır. Kentte EXPO için ekstra bir yatırım yapılacağını sanmıyorum. İzmir açısından baktığımızda aynı durumu söyleyemeyiz ama önemli olan delegelere “hazır olacağız” mesajını vermemiz. Bu güvenceyi de ancak devlet verebilir. Ben EXPO’nun İzmir için kırılma noktası olacağına inanıyorum. Çünkü EXPO, düzenlendiği kentlerin ekonomisini önemli derecede kalkındıran bir organizasyon. Ayrıca sadece İzmir’in değil, Türkiye’nin de buna ihtiyacı var. Türkiye’de artık İstanbul’a bir alternatif yaratmamız gerekiyor. EXPO bu anlamda önemli bir fırsat.

 

İzmir’de turizm hareketliliğini artırma noktasında önerileriniz neler?

ELİBOL: İzmir’in muazzam bir golf potansiyeli var ancak Türkiye’deki büyük kentler arasında imkânı olmasına rağmen golf sahası bulunmayan tek il İzmir. Düşünün ki, sadece kış aylarında golf oynanabilen Antalya bile golf turizminden önemli bir gelir elde ediyor, örneğin Belek’te insanlar 80 Euro konaklama ücreti öderken, 180 Euro’ya golf oynuyorlar. İzmir Antalya ile kıyaslandığında yılın 12 ayı golf oynamaya müsait bir kent. Bu potansiyel iyi değerlendirilmeli ve Çeşme Yarımadası, Selçuk çevresi gibi kalkınması istenilen bölgelere öncelik verilerek, golf sahaları yapılmalı. Çevrecilerin bu konudaki tereddütlerini anlayışla karşılıyorum. Nitekim ben de golf sahası için ağaçların kesilmesine karşıyım. Ancak bizim düz arazilerimiz de var. Su problemi de artık denizden arıtma yöntemiyle bile çözülüyor. İzmir’de özlenen paralı turistleri bu şekilde çekebiliriz.

Ayrıca İzmir’de hep konuşulan bir sağlık turizmi potansiyeli var ama bu alanda hizmet veren yeterli sayıda tesisimiz yok. Balçova Termal özellikle kuzey ülkelerinden yoğun ziyaretçi çekiyor. Bu potansiyelin daha iyi değerlendirilmesi için teşvik verilmeli ki, yatırımcı gelsin. Çünkü otel yatırımı yapmak sanıldığı kadar kolay değil. Devletin bunu da düşünmesi lazım.

 

Büyük Efes Oteli’nin İzmirlilerin gönlünde ayrı bir yeri vardı. Swiss Otel olarak değişmesi başlangıçta İzmirlilerin tepkisine neden olmuştu. Ancak siz “İzmir’i ve İzmirlileri kucaklamaya geldik” dediniz. İzmirliler de sizi kucakladı mı peki?

ELİBOL: İlk başta bir önyargı oluştuğu doğru. Bunu yok etmeye ve Efes’in o eski muhteşem günlerini geri getirmeye çalışıyoruz. Çabalarımızın sonucunu 2010-2011’deki konaklama sayımız ve misafir memnuniyetimizdeki artışla aldık. Bu anlamda personelimizin katkısı büyük. Biz hizmetin en iyisini vermeye devam ettikçe düşünce de değişecektir. Elbette ki geçmişe önem veriyoruz ancak sırf eski Büyük Efes olmakla olmuyor, hizmet de çok önemli.

 

İçindeki sanat eserleriyle adeta bir galeriyi andıran otelde düzenlediğiniz sanat turları devam ediyor mu?

ELİBOL: Mal sahibimiz Murat Vargı’nın sanata inanılmaz bir ilgisi var. Kendisi otelimize özel koleksiyonundan çok sayıda sanat eseri bağışladı. Fernando Botero’nun atlı adam eseri ya da Rabarama’nın Giyotin heykeli gibi. Artemis heykeli ve Attila Galatalı’nın mozaikleri de Büyük Efes döneminden kalıp otelimizde yerini alan eserler arasında. Odalarımızda Devrim Erbil’in resimleri bulunuyor. Ayrıca Zeynep Eren, Kemal Önsoy, Mike Berg, Mithat Şen, Serdar Arat, Gültekin Çizgen, Erdoğan Ersen, Levent Morgök, Alev Gözonar, Ceylan İnsel, Suha Özkan, Nasip İyem, Seçkin Pirim, Fuat Ezer, Melek Mazıcı’nın da çalışmalarıyla koleksiyonun sayısı bini aştı. Otel yönetimimiz, bu değerli sanat eserlerini herkesle paylaşmak için özel çalışma başlattı ve bir gezi parkuru hazırlandı. Otelin kurulduğu günden itibaren geçirdiği evreleri gösteren fotoğrafların yer aldığı ‘’Zaman Tüneli’’ de bu parkura dahil edildi. İki danışman eşliğinde gerçekleşen sanat turu için ise otelimizin müşterisi olmak gerekmiyor, sadece randevu alınması yeterli. Bu çalışmalarda editörlüğünü İzzettin Çalışlar’ın üstlendiği ‘’Grand Efes; Çağdaş Mekanda Sanat’’ isimli bir de kitap hazırlandı.

 

Yeni yıla dair projeleriniz var mı?

ELİBOL: Swiss Otel Grubu’nda standart kalite anlayışı çok önemli. En çok değer verdiğimiz şeylerden biri bu. Bunun yanı sıra son yıllarda çevreyi korumak anlamında önemli adımlar attık. Örneğin havuzlarımızdaki klor kullanımına son verip ozon sistemini kullanmaya başladık. Ayrıca önümüzdeki günlerde devreye girecek trijenerasyon sistemiyle de karbon ayak izimizi önemli ölçüde azaltacağız. Tek bir enerji kaynağından hareketle elektrik, ısı ve soğutma enerjilerinin eş zamanlı olarak üretilmesine dayanan bu sistem için 1 milyon Euro’luk bir yatırım yapıyoruz. Trijenerasyon sistemi devreye girdiğinde kendi elektriğimizi kendimiz üreteceğiz. Hizmet kalitemizle birlikte çevreye olan duyarlılığımız ve sanata olan katkımızın da ön plana çıkmasını istiyoruz.

Bunların yanı sıra ISO çalışmalarımız devam ediyor. Mart ayında tamamlanacak bu sürecin sonunda İzmir’de ilk kez uluslararası ISO sertifikası alan kurum olacağız. Personele yönelik eğitimlerimiz ve yenileme projelerimiz de sürecek.

DERGİ ARŞİVİNDEN