İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

İmece Evi

Başka bir dünya mümkün” diyenlerin ortak düşü İmece Evi. Onlar, dünyada hızla yayılan ekolojik köylerin yitirilen geleneksel, kendine yeten modelini İzmir’in kıyısında cennet bir köşede oluşturmak için var güçleriyle çalışıyor

 Yazı: Derya ŞAHİN

Fotoğraflar: İmece Evi Arşivi

Yaşamdan beklentilerimizi ne kadar paramız olduğuna ve satın alabildiklerimize indirgediğimiz için belki de, ne kazanma hırsımızın ne de rekabet duygumuzun sonu geliyor. Hal böyleyken hayat bir yarış, çevremizdeki herkes de rakip oluveriyor. Gün gelip de bu yarış sahasının dışında, samimi yaşamlarla karşılaşınca içinde sıkışıp kaldığımız çemberin farkına varıyoruz. İşte o zaman yaşamın büyüsünü yitirdiğimiz ve hayatı ıskaladığımız gerçeği bir tokat gibi çarpıyor yüzümüze.

“Başka bir dünya mümkün” diyenlerin ortak düşü olan İmece Evi de, bu etkiyi yaratıyor sunduğu felsefeyle. “Böyle gelmiş böyle gider”ciliğe inat, alternatif yaşam biçimlerinin olabileceğini de uygulamalı olarak gözler önüne seriyor. İmece Evi’nin öyküsünü öğrenmek için 2007 yılına dönmek gerekiyor. Sayıları bir elin parmaklarını geçmese de kendi kendine yeten, doğayla uyumlu ve kolektif bir yaşam kurma özlemi ile bir araya gelmişler. Kaz Dağları’nın yeşili ile Edremit Körfezi’nin büyüleyici maviliği arasında, deniz kenarında kiraladıkları bir kampı çiftliğe çevirerek atmışlar ilk adımı. Düşleri, İmece Evi Yaşam Kolektifi ve İmece Evi adıyla ete kemiğe bürünmüş. İnsanların barış içerisinde, doğayı kirletmeden yaşamalarını mümkün kılmak için ihtiyaç duydukları her şeyi üretmeyi öğrenerek başlamışlar işe. Kısa sürede öğrenme merkezine dönüşmüş İmece Evi. Bilgilerini, deneyimlerini, tohumlarını ve belki de en önemlisi heyecanlarını paylaşmışlar.

Üretiyor, satın almıyorlar

10 kişiyle çıktıkları bu yolda sayıları gün geçtikçe artmış, dünyanın her yerinden pek çok insan gelmiş. İmece Evi’’ne gönül verenlerin sayısı arttıkça evi genişletmek de şart olmuş. Kiralık alanda daha fazla genişleyemeyip, çoğalamayınca kendi arazilerine geçmeye karar vermişler. Bu düşünce onları Kaz Dağları’ndan İzmir’e getirmiş. Nasıl mı? İmece Evi için toprağı, suyu ve havası kirlenmemiş bir yer ararken, Menemen’de, Dumanlıdağ’ın içerisinde 30 yıl önce terk edilmiş bir köyün varlığından haber almışlar. Eski adı Dutlar yeni adı Turgutlar olan bu köy, İmece Evi Doğal Yaşam ve Ekolojik Çözümler Çiftliği’nin yeni adresi olmuş.

Hiç elektrikli alet kullanmadan, tamamen insan gücüyle inşa edilen İmece Evi, doğayla uyum içinde bir yaşam alanı. İmece Evi Yaşam Kolektifi, kadim, yerel, geleneksel yöntemleri modern bilimle harmanlayıp doğal üretim yaparak, bunları dostlarıyla paylaşıyor. Enerjilerinin bir kısmını kendileri üretiyorlar, neredeyse hiç atık bırakmıyorlar. Ekonomik ihtiyaçlarını az sayıda ürettikleri zeytin, zeytin yağı, peynir, salça, şarap gibi ürünleri ve kendileri gibi üretmesi için cesaretlendirdikleri köylülerin ürünlerini, çalışmalarına katılan “imecan”larla paylaşarak karşılıyorlar. Yani onlar üretiyor, satın almıyorlar.

Gün erken başlıyor İmece Evi’nde. Kapılarının çoğu ve ana cephenin doğuya baktığı evde genellikle güneşi doğuruyorlar. Meyvelerini yiyip sindirim sistemlerini güne hazırlıyorlar. Sonra günün planını yapıp gönüllü oldukları işleri akşama kadar yemek, çay molaları eşliğinde yapıyorlar. Şu aralar zeytin hasadı bitmek üzere. Foça’da yeni kurulmakta olan taş değirmende sıkacaklar zeytinlerini; geleneksel, doğal yöntemle ve soğuk olarak, yani tüm şifasını koruyarak! Akşamları güneşten ürettikleri elektrikle aydınlanıyorlar.

 

 “Son yıllarda şehir yaşantısından kaçıp bir köye yerleşme ve çiftçilik yapma fikrini çok sık duyar olduk. Bu hayali gerçeğe dönüştürmek sanıldığı kadar zor mu?” diye soruyoruz İmece Evi Kolektifine. Bunun beklentiye hazır olmaya bağlı olduğu cevabını alıyoruz. Onlara göre çiftçilik ve doğada yaşam öğrenilebilen bir şey. Ancak bir yandan bu hayali kurup, diğer yandan bunu gerçekleştirmek için yeterince istekli, sabırlı ve öğrenmeye açık değilseniz, işi eğlence olarak görmüyorsanız, üstelik şehir alışkanlığını doğaya taşıdıysanız, buzdolabını ambalajlı ürünlerle doldurup, ‘neden burada kalorifer yok ki’ diye hayıflanıyorsanız, doğada yaşamın hayalinizdeki gibi olmadığını fark edip satıp savıp şehre geri dönmeniz an meselesi. Bu nedenle kolektif, bir arazi almadan önce çok beğendiğiniz yerde bir ev kiralamanızı hatta yapabiliyorsanız bu yaşamı başarıyla uygulayan İmece Evi gibi çiftlikleri ziyaret etmenizi, gözlem yapmanızı öneriyor. Zaten İmece Evi’nin kapıları doğal yaşama meraklı herkese açık; düzenledikleri kamplara, aktivitelere her yaştan, herkes katılabiliyor.

İmece Evi, herkesin kendi gıdasını, yiyeceğini, evini, elektriğini, deterjanını, boyasını ve ihtiyaç duyduğu pek çok şeyi üretmesinin mümkün olduğunun kanıtı aslında. Bu alanda atılacak her adıma da destek olmaya hazırlar.

Amaçları Dutlar’ı ekolojik köy haline getirmek. Dileyen doğa dostunun gelip arsasını, arazisini alıp, ortak üretim gerçekleştirmesini planlıyorlar. Dünyada hızla yayılan ekolojik köylerin yitirilen geleneksel, kendine yeten modelini İzmir’in kıyısında cennet bir köşede oluşturmak için var güçleriyle çalışıyorlar. Uzun lafın kısası pek çoğumuzun aksine dayatılan sistemi eleştirmekle yetinmiyor, barışçıl, kolektif ve ekolojik bir yaşam özlemiyle ona karşı çıkıyorlar.    

Çağrıları da sade ve ekolojik yaşama yüzü dönük olanlara, insanın doğanın bir parçası olduğuna inanan, doğa ile uyumlu yaşamaya istekli olanlara, evrensel değerlere, iletişime, dinlenmeye, öğrenmeye ve öğretmeye, dayanışmaya öncelik verenlere. Bu çağrıya kulak vermek ise niyetiniz “ben de varım” demeniz yeterli…

DERGİ ARŞİVİNDEN