İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

Elitis’in ilham perisi: Midilli

Bozulmamış doğası ve rengârenk ışığıyla şair Elitis gibi nice sanatçıya ilham vermiş bir ada Midilli. Karşı kıyımızda, bir kulaç atsak ulaşacakmışız hissi uyandıran Midilli Adası ile Anadolu’yu birleştiren o kadar çok ortaklık var ki, hani birilerinin dediği gibi “yaşlı doğunun kopan parmağı” tanımı ona pek yakışıyor…

Yazı– Fotoğraflar: Resmiye Dinlemez-Yusuf Aslan

Yazı/Article – Fotoğraflar/Photographs: Resmiye Dinlemez-Yusuf Aslan

 

Masmavi bir gökyüzü altında ılık bir Ege gününde hayal edin kendinizi. İster Karaburun’dan İzmir’e, isterseniz İzmir’den Assos’a doğru yolculuk ediyor olun, güneşin parlak ışıkları denizin üstünde gümüşi pırıltıları ile çocukluk oyunlarını oynamaya dalmış gün geçiriyor gibidirler. Havada nem yok, pusu yok! Güzelim Ege havasını içinize çekerken zaman zaman denizin içinde kocaman bir ada size eşlik eder. Yüzünü bir gösterir bir kaybolur. Ada hem çok yakın hem çok uzak görünür. Akşamüzerine doğru ise güneş artık mor ışıklarını gönderir, erguvan renkli çiçekler açılır görkemli Olympos Dağı görüntülerinde.

O adaya gitmek, görmek, tanımak için dayanılmaz bir istek duyarsınız…

Bu görüntülerin aktörü olan ada, Yunanistan’ın Girit ve Eğriboz’dan sonraki üçüncü büyük adası Midilli’dir. Bin 630 kilometre kare tutarındaki arazisi, kireçtaşı yükseltiler ve volkanik oluşumlarla belirlenmiştir. En kuzeydeki yükselti Karakaş Dağı/ Lapelymnos 836 metre, batıda Hypsilon/Skopos Dağı 542, Malya Yarımadası’ndaki Amali Dağı 530 metre ve güneydeki Olympos ise 940 metredir. Ada iki büyük körfeze (Yera ve Kalonya) sahiptir. Batı kesimi daha çorak, doğu kesimi ise zeytinlik ve çamlıktır. 12–13 milyon zeytin ağacından, yılda 50 bin ton civarında zeytinyağı üretilebilmektedir. Ada aynı zamanda Yunanistan’ın en güzel uzolarını üretir. Yerleşik nüfusu yüz bin civarında diye bilinir.


Pek çok kereler gittiğim Midilli Adası ile ilk buluşmam 2001 yılının Temmuz ayında idi. Henüz akın akın Türk gezginlerinin Yunan adalarına gitmediği günlerdi. Biraz ürkek biraz da gergindik. Ada halkı bizi nasıl karşılayacaktı? Midilli Adası’nda yeni Ayvalık’ı kurup yerleşen Ayvalıklıları ziyaret etmek, onları görmek tanımak da vardı gezi programımızda. Ayvalık’tan hareket eden feribotla yaklaşık 1,5 saatlik bir deniz yolculuğu ile Midilli Adası’na ulaştık.

Adada ilk yerleşimin Lesvos adında biri tarafından başlatıldığı rivayeti yaygın olsa da, bu toprakların İzmir’in de tarihinde önemli rol oynayan Aioller tarafından iskâna açıldığı bilinmektedir (İ.Ö.1100 civarı). Aiollerin, eski sakinler ile karışıp kendi uygarlıklarını ve dillerini yaymaları ile zaman içinde ada, Doğu Ege uygarlığının önemli bir merkezi olarak gelişti. MÖ 88 yılında Romalıların işgaline uğrayan Midilli, sonradan Roma Devleti’nin Doğu ve Batı olarak ikiye bölünmesiyle Doğu, yani Bizans Devleti’ne geçti.

MS 53 yılında Aziz Pavlos’un Hıristiyanlığı yaymak ve öğretmek üzere adaya geldiği biliniyor. 1086 yılında İzmir tarihinden de tanıdığımız bir Türk denizcisi olan Çakabey adaya hâkim olur. Bizans sarayında yetişmiş, çok iyi Yunanca bilen ve Ege’de denizci bir uygarlığın yaratılmasının önemini kavramış biri olarak, Sakız, Samos ve Midilli adalarını da içine alan bir beylik kurar. Ancak Anadolu Selçukluları tarafından öldürülmesi ile bu beylik son bulur.

Ardından, Midilli Adası Aleksios Kommenos (1204–1224) tarafından tekrar Bizans yönetimine alınır. 1354 yılında ada İmparator 5. İoannis Paleologos tarafından kız kardeşinin çeyizi olarak Cenevizli Francesco Gattelusi’ye verilir. Gattelusi Ailesi 107 yıl boyunca adayı yönetir. 1450 yılında Baltaoğlu Süleyman Paşa Kuşatmasıyla Gattelusi ailesi Osmanlılara vergi vermeyi kabul ederek, Osmanlı egemenliğini kabul etmiş olsa da, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u almasından sonra 1462 yılında Mahmut Paşa aracılığıyla ada kesin olarak Osmanlı hâkimiyetine girer. 451 yıllık Osmanlı hâkimiyeti sürecinde ada halkı ile Anadolu arasında yoğun ilişkiler yaşanır. Fatih döneminde İstanbul’un nüfusunun artırılması amacıyla ada halkının yarısı İstanbul’a göç ettirilmiş, onlardan boşalan yerlere yeniçeriler yerleştirilerek pek çok Türk köyü oluşturulmuş. 19. yüzyılda adada Türk nüfusun 18 binleri bulduğu biliniyor. Bu sayı ise neredeyse ada nüfusunun üçte birini oluşturmaktaydı.

1912 yılında yani 1. Dünya Savaşı sırasında Midilli Adası İngilizlerin kullandıkları bir üs konumundaydı. İngilizlerin İzmir’i bombaladıkları uçaklar, Midilli’den kalkmaktaydı. O günlerden pek çok acılı öykü her iki tarafta da anlatılmaktadır… O yıllarda Anadolu’dan gelen büyük göç dalgaları ile adanın nüfusu olağanüstü artmış ve pek çok Midillili yaşayabilmek için Almanya ve Avusturalya’ya göç etmek zorunda kalmış. Midilli adası 1941 yılında ise diğer Yunan adaları gibi Alman işgaline uğramış.

Bugün diğer Yunan adaları kadar (Santorini- Mykonos- Rodos- Girit) turistik olmamakla beraber yaz aylarında ve özellikle Ağustos ayında Midilli’den göç etmiş pek çok Yunanlı ailenin Avrupa ve Amerika’dan hem köklerini aramaya hem de tatile gelmesiyle hareketlenmekte. Özellikle son 2 yıldır Türkler de yoğun bir şekilde adaya gelmekteler… 

Mitilini

Evet, feribotumuz Midilli’ye yaklaşmakta. Adanın merkezi yerleşimi Mitilini neoklasik kimliğini her şeye rağmen koruyan şirin bir kent görünümünde. Beyaz boyalı, kırmızı çatılı evler, liman içinde sıralanmış yatlar- kayıklar ve katedrali ile güzel adanın başkenti Mitilini. 1852 yılında geçirdiği yangına, 1867 yılındaki depreme rağmen dokusunu korumayı başarmış.

Kastro bölgesindeki Gattelusi- Osmanlı Kalesi ile içindeki medrese ve çarşıdaki Yeni Cami

Osmanlı’dan izler taşımakta. 1825 yılında Nazır Mustafa Ağa Kulaksız tarafından yaptırılan camide dönemin barok rokoko etkilerini görmek mümkün. Etrafındaki mahallede de Osmanlı kentsoylu mimarlığının izleri görülebilir. Kentin kuzeyinde yer alan Valide Camii ise en eski Türk ibadethanesi olarak Türklerin eskiden oturduğu alanın sınırını belirlemekte önemli bir ayrıntı oluşturur.

Kent içindeki en önemli kilise, İtalyan etkileri taşıyan Hagios Therapondas Kilisesi’dir. 13-18 yüzyıla ait paha biçilmez ikonlar, dini eşya ve kıyafetler, tahta oyması işler, ender el yazmaları ve eski dini kitapların sergilendiği Bizans Müzesi, İzmirli mimar Vapheiadis’in yaptığı eski Arkeoloji Müzesi ile yakınında yer alan yeni Arkeoloji Müzesi’ni gezmelisiniz. Adanın kuzeybatı ucunda Aya Kriaki tepesinde antik tiyatro yer almaktadır.

Resim sanatına meraklıysanız Theophilos’un (1873-1934) naif resimlerini görmek için kentin üç kilometre kadar güneyindeki Theophilos Müzesi’ne mutlaka gitmelisiniz. Yerel kültürün önemli örnekleri açısından görülmeye değerdir. Aslında sadece resim sanatı değil ama adanın kültürel dokusunu, Ege’nin akrabalık duygusunu da izlersiniz Theophilos’un tablolarında.

Otel, restoran ve eğlence açısından da yoğun bir gece hayatına sahip olan, düzenli ve canlı bir şehir Mitilini. Limanın ucundaki Özgürlük Heykeli, çevresinden başlayarak Sappho meydanına kadar, birbirinden keyifli pek çok kafe, bar taverna pastane, fırın bulabilirsiniz.

Ermou Caddesi, sahile paralel uzanan en eski caddelerden biri. Belediye bahçesinden başlar. Cadde üzerinde 1888–1890 yıllarında, mimar Argiris Adalis’in tasarımlarına dayanarak inşa edilmiş tarihi ortaokulu (bugünkü Deneme Lisesi) görebileceğiniz gibi irili ufaklı pek çok eski dükkân ile modern şık dükkânları bir arada bulabilirsiniz. 

Rıhtımın başında ise neo klasik tarzda inşa edilmiş Valilik binasını, Eski Belediye Sarayını, eski “Osmanlı Bankası”nı, Ermoo Caddesi’nin devamında Eski Çarşı içinde Osmanlı döneminde bölgeyi aydınlatan büyük bir fenerin yandığı “Baş Fener”i, Çarşı Hamamı‘nı, Belediye Resim Müzesi’nin olduğu Halim Bey Konağı’nı görebilirsiniz. Çarşılarda zeytinyağından, salamura balığa, kaşar peynirinden bala, dağ çaylarından her türlü içkiye, seramik eşyalar, kandiller, büyük çanlar, oymalı ahşap eşyalar ayrıca lezzetli fırın peksimetleri ve kuru pastalara kadar – ki ben tarçınlı kremalı böreği tavsiye ederim- alabileceğiniz pek çok şey var…

Mitilini merkezinde 3* standardında hemen limanda bulunan bir tek otel var. Ama şehir merkezinde 3* standardına yakın küçük butik oteller de bulmak mümkün. (Mutlaka 4* standardı istiyorum) derseniz biraz şehir dışına çıkmanız gerekiyor.

Yemek konusuna gelince pek çok taverna ve meyhane var tercih edebileceğiniz. Ege-Akdeniz mutfağına özgü hazırlanan mezeler genel olarak bizim damak zevkimize gayet uygun. Üstü kocaman bir dilim beyaz peynirli, bol domatesli, soğanlı, zeytinyağlı Grek salatayı her yerde rahatlıkla isteyebilirsiniz. Deniz ürünleri (ıspanaklı-pirinçli deniz tarağı, deniz minaresi, zeytinli ahtapot, kalamar dolması) mücver, kabak çiçeği dolması, kabak kızartması, favaya benzer bakla ezmesi ve süzme yoğurtlu caciki, kuru fasulye ve sardalye balığının her türlüsünü (turşusu – salamurası- ızgarası- tavası) bulmanız mümkün. Adada üretilen markalardan uzoların tadına bakmayı unutmayınız. (Barbayani en ünlüleri)

Nea Ayvalık

Ayvalık’ı karşıdan gören bir yamaçta kurulu Yeni Ayvalık var programımızda. Göç sonrası burada Yeni Ayvalık adıyla bir köy kurmuş bu insanları görmek-tanımak istedik. Asfalt olsa da adanın yolları dar ve çok dolambaçlı. Otobüs şoförümüz manevra alanı olmadığı için köye giremeyeceğini söyleyince, biraz buruk-biraz da kırgın acaba yürüsek mi diye düşünmeye başlamıştık ki, sürücümüz sayesinde çözüm bulundu. Yaklaşık 8 kilometrelik bir yolu otobüsle geri geri giderek köye ulaştık. Herhalde köyün tarihinde geri geri giden bir otobüsle gelen ilk ve belki de son turist kafilesi biz olmuşuzdur. Köy kahvesinde oturanlar tarafından çok sıcak karşılandık.

Çaylar geldi hemen. Ardından milli yemeğimiz (Midilli adasının!!!) diye alüminyum çanakların içinde keşkekler ikram edildi. Köyün çoğu Türkçe konuşuyordu. Çok hoş-sıcak sohbetlerin ardından bize kendi yaptıkları kaşar tekerlerini yolluk olarak hediye ettiler. O köydeki anılar, ilk gezimizin en güzel anıları arasında dağarcığımızda yerini aldı.

Mantamados

Dini duyguların ve geleneksel kültürün korunduğu ve Taksiarkhis Manastırı’nın bulunduğu yer “Mantamados” kasabası. Taksiarkhes Manastırı’nın en önemli emaneti eşkıya baskını sırasında can veren rahiplerin kanı ve çamurla yapılmış olan üç boyutlu ikonası. 1661 yılından beri açık bulunan manastır 1879 yılında tümüyle yenilenmiş. Kutlamalarda halen keşkek yapmaya devam edilmesi bizim için ilginç bir deneyimdi. Kasabada halen geleneksel çömlek işçiliğini görmek mümkün.


Plomari

Yola devam ettiğimizde su kaynaklarının zenginliği nedeniyle en güzel uzoların burada yapıldığı söylenilen “Plomari” kasabasına ulaştık. Geleneksel evleri, taş döşeli yolları, sabun imalathanesi, Sanayi ve Deniz müzeleri, en önemlisi de “Uzo Müzesi” hepimiz için görülmeye değerdi. 

Midilli Adası gezisi için en az dört gün ayırmalısınız. Adayı yakından görüp tanıdıkça zamanınızın azlığına üzülüyorsunuz.

Kaloni

Kaloni Körfezi’ne doğru gittiğinizde Aioller tarafından MÖ.3’ncü yüzyılda kurulmuş antik Mesa Tapınağı kalıntılarını görebilirsiniz. Antik çağdan beri önemli bir ticaret merkezi olan Kaloni yöresi, adanın en büyük ovasında bulunuyor. Deniz ürünlerinin zenginliği her dönem yaşam bölgesi olmasını sağlamış. Osmanlı döneminde ise Ortadoksluğun merkezi haline dönüşmüş.

Petra

Küçük bir ovada, tepesinde Panagia Glykophyloussa’nın (1742) inşa edildiği bir kayanın çevresinde kurulmuş büyüleyici bir kasaba Petra. Adanın en önemli turistik merkezlerinden biri. “Panagia Glykophyloussa” Tatlı Öpücüklü Meryem anlamına geliyor. Üzerine kurulduğu kayanın yüksekliği 40 metre ve 114 adet basamakla çıkılmakta. Panagia Glykophyloussa, Midilli’nin önemli hac yerlerinden biri. Adeta bir adak mekânı! Derdi olan herkes buraya koşup Meryem Ana’nın şefkatine sığınıyor. Evlenmek isteyenler, evlat isteyenler, sakatlıklarının geçmesi için dua edenler kiliseye mektup niteliğinde birer oyma bırakıyorlar. Panagia Glykophyloussa’nın yerinde 15. yüzyıla kadar başka bir kilisenin olduğu, 17. yüzyılda yenisinin yapıldığı, 1840 yılında da esaslı bir onarımla günümüzdeki biçimini aldığı biliniyor. Özellikle ahşap oyma mihrabı ile meşhur.  

Midilli Adası’nın en ilginç yanlarından biri, geçmişteki siyasi yapısı ile sol oyların adası olarak bilinmesine rağmen Yunan adaları içinde en fazla sayıda kilise- manastır barındıran adalardan biri olması.

Vareltzidaina Konağı Petra’da 18. yüzyılda yaşamış varlıklı bir ailenin evi. Voyvodalık ya da ayanlık yapmış olduğu tahmin edilen Vareltzidaina, tıpkı Ege’deki ayanlar gibi evinin alt katını güvenli, kale benzeri bir tarzda inşa ettirmiş. Ege’de pek çok eski camide –Çakırağa Konağı’nda- gördüğümüz gibi aynı dönemin geleneği olarak evi İstanbul-Boğaziçi manzarası başta olmak üzere resimlerle donattırmış.

Mithimna

Petra’dan sonra adanın en turistik kenti ve aynı zamanda Akdeniz’in en iyi korunmuş Ortaçağ kasabalarından biri olan ‘’Mithimna” ya da “Molivos”a geliyoruz. Taş döşeli yollar, eski taş evler bir ortaçağ dekoru içinde Osmanlı çeşmeleri, kiliseler ve şirin bir liman. Anadolu’da pek çok yerden görülebilen (Müsellim Geçidi – hatta Edremit’ten bile) bir sırta yerleşmiş olan Molovo/Molova kalesinin tarihi eski Methymna Kenti’ne kadar iniyor. 1373 yılında Francesko Gattelusi tarafından yenilenen kale, 1462’den 1912 yılına değin Türkler tarafından kullanılmış. Uzun bir restorasyon sürecinden sonra günümüzde festival mekanı olarak kullanılmakta. 

Sigri

Doğa turlarına meraklıysanız, fosiller ve taşlar ilginizi çekiyorsa muhakkak ki adanın en batısına Sigri‘ye gitmelisiniz. Sigri’deki kale 1757 yılında Türkler tarafından yapılmış. Ege-Akdeniz ile Çanakkale Boğazı arasındaki ticaret yolunun önemli bir koruyucusu olan kale, II. Mahmud döneminde onarılarak hapishane olarak kullanılmış. Dört köşesindeki kuleleri ile düzgün kare biçimi veren kalede, Türk stili duvarcılık örnekleri görülebilir. Sigri’de İpsilo Manastırı ziyaret edildikten sonra “Fosilleşmiş Orman”, gezinin “bis”i oluyor. 15-20 milyon yıl önce bu bölgede dev sekoya ağaçlarından bir orman bulunuyormuş. Volkanik küllerle kaplanan ağaçlar, zaman içinde taşa dönüşmüş. Bir nevi akik görüntüsü alan bu taş ağaçları açık alanda geziyor ve gayet iyi düzenlenmiş Sigri Müzesi’nde bilgileniyorsunuz.

Eressos

Sigri ‘den sonra antik dönemin kadın şairi Sappho’nun ve Theofrastos’un doğum yeri olan, Eressos kasabasına gidiyoruz. Lezbiyen şair ve Lesbos adının ondan geldiğine kadar Sappho hakkında o kadar çok yanlış bilgi var ki…Saphho tarzı denilen müzik eşliğindeki lirik şiirleriyle tanınıp bu tarza adını veren antik çağın bilinen ilk kadın şairi tanımındansa Saphho’yu lezbiyen olarak nitelemek daha enteresan gelmiş birilerine… MÖ.612 yılında, Lesbos’ta doğan Sappho, ailesiyle birlikte İtalya’ya sürülmüş. Ancak, o evlenmek ve çocuk sahibi olmak üzere adaya dönmüş. Sappho’yu dilimize ilk kazandıran Azra Erhat, lezbiyen söylemine karşı çıkar. Bugün dünya edebiyat çevrelerinde de Sappho’nun lezbiyen olduğu söylemi artık kabul görmemektedir.

Yunanlı aydınların “Lesvos İlkbaharı”


Seni arkamızda bırakıp Anadolu’ya dönerken Antik Yunan’ın şairlerinden Alcaeus’u, tarihçi Pittakos’u, Aristoteles’in halefi sayılan Eresoslu Theofrastos’u unutmamalıyım. Theofrastas toplam 240 kitabından geriye kalan iki tanesiyle (“Bitkilerin tarihi hakkında” ve “Bitkilerin sebepleri hakkında”) çağdaş bitki biliminin temellerini Midilli Adası’nda atmış. Barbaros Hayrettin Paşa 1467 yılında Midilli’de doğmuş. Büyük Rönesansçı Benyamin 1812’de Plomari’de doğmuş ve Ayvalık’ta eğitim vermiş. 

Yunanistan ve Midilli Adası için sanat ve edebiyattaki gerçek patlama ise İzmir göçünden sonra gelir diyor Yunanlı Aydınlar. Mirivilis’in deyimiyle “Lesvos İlkbaharını” getirir. Dimitrios ve Grigorios Vernardakis, Argiris Eftaliotis, Stratis Mirivilis, İlias Venezis, Stratis Doukas, Fotis Kontoğlu, Antonis Protopatsis, Asimakis Panselinos, Kostas Kontos, Giannis Kontos, Orestis Kanellis, Takis Eleftheriadis, Terpandros Anastasiadis, Stratis Papanikolas Midilli Adası’na sığınan 1930 neslinin aydınlarından sadece bazılarıdır. Yunanistan’ın en önemli şairlerinden, Nobel ödüllü Odisseas Elitis’in kökleri de Midilli’ye dayanır. Adanın atmosferi ve ışığı onun için sürekli ilham kaynağı olmuştur. Ve daha pek çok sanatçı, şair, ressam yaşamış ya da yaşamının bir yerlerinde Midilli Adası’nda bulunmuş…

Anadolu ile Midilli Adasını birleştiren o kadar çok ortak anı, şahsiyet, mimari, yemek var ki, hani birilerinin dediği gibi “yaşlı doğunun kopan parmağı” tanımı ona pek yakışıyor…

*Kaynak: Ebruli Turizm / Şükrü Tül

DERGİ ARŞİVİNDEN