İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

Uluslararası turizmin kesişme noktası: Londra

İngiltere’nin başkenti Londra, önemli bir iş, finans, kültür ve sanat merkezidir. Dünyanın en kalabalık hava trafiğini idare etmesiyle de uluslararası turizmin kesiştiği noktadır.

Fotoğraflar: İnan AKSOY

Birleşik Krallık, şüphe yok ki dünya tarihini belirleyen önemli devletlerden. Galler, İngiltere, İskoçya ve Kuzey İrlanda’dan oluşan Birleşik Krallığın en gelişmiş ve kalabalık ülkesi ise İngiltere. Her milletten insanı etkileyen, pek çok kültüre sahip bu ülkenin başkentine, Londra’ya yolcuyuz bu sayımızda. İstedik ki, İzmir’in tarihi, kültürel, turistik değerlerine yer verdiğimiz sayfalarımızda, bir de dünyaya açılalım ve bir başkente uzanalım.

Bavulunuzu hazırlarken, bir şemsiye ve yağmurluğun mutlaka bulunması gereken Londra’ya, dünyanın en kalabalık hava trafiğine sahip Heatrow’un yanı sıra 5 havalimanından da ulaşabilirsiniz. Dünyanın en işlek ikinci havalimanı Heatrow’a indiğinizde, kendinizi uluslararası turizmin kesişme noktasında bulacaksınız. Buralardan kentin istediğiniz bölgesine ulaşım sorun değil. Dünyanın en eski sistemlerinden olan Londra Metrosu, 2 dakikada bir gelen trenleri ve kentin büyük kısmını kapsayan demiryolu ağı ile ulaşım sorununu çözmede önemli alternatif. Filmlerde gördüğünüz iki katlı kırmızı otobüsler de farklı ulaşım isteğiniz için hizmetinizde.

Londra, dünyanın en önemli iş ve finans merkezi. Aynı zamanda tam anlamıyla bir kültür, tarih ve sanat kenti. Etnik olarak dünyanın en multikültürel şehirlerinden birisi olan ve yaklaşık 300 farklı dilin konuşulduğu Londra, yaşam tarzı ve yemek kültürü ile Avrupa’nın kozmopolit başkentlerinden. 8 milyon nüfusuyla AB’nin en kalabalık kentleri arasında yer alan Londra, Avrupa’da en fazla beyaz ırk harici insanı da barındırmaktadır. 

İngiliz Kraliyet ailesine de ev sahipliği yapan kentte, kraliyet hazinelerinin sergilendiği müzeler, saraylar ve galerilere de rastlamak mümkün. Önemli turistik mekânları arasında Buckingham Sarayı da yer alır. İngiliz Kraliyet Ailesi’nin Londra’da oturduğu mekân olan bu saray, adını 18. yüzyıl başlarında Buckingham dükleri için yapılan evlerden alır. 602 odalı sarayın bugün en ilgi çekici yanı, 5 muhafız piyade alayına ait askerlerin her gün saat 11.00 ile 11.30 arasında yaptıkları nöbet teslim törenidir. 

Kentin simgesi sayılan ve gezi güzergâhında mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında London Eye (Londra’nın Gözü) gelir. 135 metre yüksekliğindeki devasa dönme dolap London Eye’da 30 dakika boyunca yavaşça dönerek yaklaşık 40 kilometrelik görüş açısıyla 7 değişik yer görmek ve Thames Nehri’nin büyüleyici görüntüsünü izlemek mümkün.

Birleşik Krallık’ta Avam ve Lordlar kamaralarından oluşan ve İngiltere’nin yönetildiği yer olan Parlamento Binası ya da Westminister Sarayı, Thames Nehri’nin kuzey yakasında yer alır. Mimari yapısı oldukça karmaşık olan sarayın 1100 odası, 4.8 kilometreyi bulan uzun koridorları vardır. Yapının büyük bölümünün 19. yüzyılda yapılmış olmasına karşın, bugün katafalk törenleri gibi bazı etkinliklerin düzenlendiği Westminster Hall ve Jewel Kulesi gibi tarihî bölümleri hâlâ ayaktadır.

 

 

Parlamento binasının bir başka özelliği ise sağ tarafındaki ünlü Big Ben’dir. Her yıl milyonlarca kişiyi Londra’ya çeken Big Ben Saat Kulesi’nde 3 tonluk bir çan bulunur. Dört tarafı saat olan ve Victoria gotik stilinde tasarlanan Big Ben, 1834’te çıkan yangında büyük hasar gören Parlamento Binası’na ek olarak İngiliz mimar Charles Barry tarafından tasarlanmış.

Londra’nın merkezinde ünlü National Art Gallery’nin ana giriş kapısı yönünde bulunan Trafalgar Meydanı ise bir başka görülecek bölgedir. Adını Amiral Horatio Nelson komutasındaki İngiliz donanmasının, Fransız ve İspanyol donanmalarını yendiği 1805 tarihli Trafalgar Savaşı’ndan alan meydanın bugünkü haline ulaşmasında, 1845 yılındaki çalışmalarıyla yine Charles Barry’nin imzası var. 

Thames Nehri üzerinde yer alan Kule Köprüsü (Tower Bridge) ise, 1894’te kullanıma açıldı. Baskül köprü türünün en ünlülerinden olan Tower Bridge, yüksek seviyeden iki yatay yürüyüş yolu ve aşağıdan bir araba yoluyla birbirine bağlanmış iki kuleden oluşuyor. 

Nehrin kuzey kıyısında tarihi bir yapı olan Londra Kulesi (Tower of London), yıllar önce krala karşı gelenlere işkenceler yapılan bir zindan olarak kullanılmış. Günümüzde kraliyet ailesinin korunduğu bir yer olması ve çeşitli mücevher sergileri ile ünlenmiş. 1078 yılında dönemin İngiltere Kralı I. William’ın, Thames kıyısında şehir surlarının içinde bir kale yapılması emriyle kurulmasına başlanan kulenin, şehri yabancı istilalardan koruma amaçlı inşa edildiği de söyleniyor.

Birçok ünlü politikacı ve sanatçının yanı sıra Mustafa Kemal Atatürk’ün mumya heykellerinin bulunduğu Madame Tussauds Müzesi ile başlangıç meridyeninin geçtiği yer olarak kabul edilen ve meridyenin sembolik çizgisinin izlenebileceği Greenwich Gözlemevi de kenti gezenlerin görmeleri gereken yerlerin başında geliyor.

Müzeler 

Söz Madam Tussauds’dan açılmışken, Londra’nın dünyadaki en etkileyici sanat koleksiyonlarına ve müzelere ev sahipliği yaptığı söylenebilir. Bunlar arasında dünyadaki en eskilerden olan İngiliz Müzesi (British Museum), dünya tarihinin öyküsünün izlenebileceği Doğal Tarih Müzesi (Natural History Museum), 18. yüzyıldan bugüne bilimsel konuları içeren Bilim Müzesi (Science Museum) ile İngiltere’nin denizcilik tarihini betimleyen Milli Denizcilik Müzesi (National Maritime Museum) sayılabilir. 1230’dan 1900 yılına kadar 2300’ün üzerindeki resim ile Milli Galeri (National Gallery) Avrupa’daki tüm önemli resim okullarının çalışmalarını kapsarken, birçok sanatçının başyapıtlarını barındırır. Dali ve Picasso’nun çalışmalarının bulunduğu Tate Modern de gezilmesi gereken bir başka yer. 

Londra’ya gitmişken, birbirine yakın konumdaki St Paul's Katedralini ve Nelson sütununu ziyaret etmeyi unutmayın. 

Yeşili bol olan Londra’da kayıtlı 143 adet park ve bahçe bulunur. 8 kraliyet parkının bulunduğu başkentte 5 bin dönümlük alanı kapsayan Greenwich Parkı, kentin ve Thames Nehri’nin muhteşem görüntüsünü sunar.

Londra’nın içinden geçerek Kuzey Denizi’ne dökülen Thames Nehri’nde bir motor gezisi, ayrı bir keyif olacaktır. Bir başka gezinti seçeneği de iki katlı kırmızı otobüslerle şehir turu. Dünyanın en eski metrosu olan ve 1863 yılında açılan Londra Metrosu da, 274 istasyonu ile bir başka ulaşım seçeneği sunar. Metro, Underground (yer altı) adıyla da anılır.

Ne yenir? 

Kentte yemek yenilebilecek ve dünya mutfaklarının her çeşidinin bulunacağı yüzlerce mekan var. İngilizlerin yeme alışkanlıklarını bilmek istiyorsanız, ekmek tüketmeyen, ancak sofradan haşlanmış sebzeyi ihmal etmeyen bir millet olduğunu unutmayın. Fish&chips, yani balık ve patates kızartması da favori yemekler arasındadır. İngilizlerin bir de özellikle Pazar günleri geleneksel olarak sundukları ‘roast beef’var. Bu geleneğe katılmak isterseniz pahalı bir restoranda ya da küçük bir büfede bir pazar günü biftek tercihinde bulunun Bir başka ünlü gelenek olan 5 çayını ise Thames kenarında porselen fincanlardan içmeyi mutlaka deneyin.

DERGİ ARŞİVİNDEN