İzmir Dergisi, 8 terabytelık Dünyanın en büyük İzmir Arşivi

İzmir’in tacı: Kadifekale

Büyük İskender’in gördüğü rüya üzerine Kadifekale’ye taşınan Bayraklı Smyrnası’ndan ayrılmak istemeyenlere Klaros’un yanıtı açıktı: Kutsal Meles’in ötesindeki Pagos’ta oturacak olanlar eskisine göre üç kat, dört kat daha mutlu olacaklardır

Yrd. Doç. AKIN ERSOY / DEÜ Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü

DİJVAR TALUN / Talun, Smyrna Antik Kenti Kazı Üyesi

Fotoğraflar / Photographs: Ceyda Adar, Ferzan Yapkuöz, Kazı Arşivi

Antik kaynaklarda Pagos olarak adlandırılan, günümüzde Kadifekale olarak bilinen tepeye Türk döneminde Kadifekale adının verilmesi 17. yüzyılda Evliya Çelebi’nin kale için anlatmış olduğu hikayede geçen ve İzmir’in içinde bulunduğu bölgeye hükmeden Kraliçe Kaydafe’den kaynaklandığı ve zaman içinde bugünkü haline dönüştüğü genel kabul görmektedir. Kadifekale antik Smyrna’nın akropolü yani antik kentin en kutsal noktası ve savunma sisteminin merkezi durumunda idi. Tepe, deniz tarafında tüm İzmir Körfezi’ni, kara tarafında ise Yeşildere Vadisi ile Bornova Ovası’nı tümüyle görebilecek bir bakış açısına sahiptir.

Bugün için yeterli arkeolojik bilgilere sahip olunmasa da, yapılan kazı çalışmalarında ele geçen seramik örnekleri tepe üzerindeki ilk iskan izlerinin M.Ö. 6. yüzyıla kadar ulaştığına işaret etmektedir. Kadifekale’deki bu seramik örneklerinin işaret ettiği iskanın, İzmir’de ve Anadolu’da yaklaşık 200 yıllık Pers iktidarını yansıtan bir Pers kalesine ait olduğu düşünülmektedir. 

M.Ö. 334’te Büyük İskender’in Doğu Seferi’ne başlamasıyla birlikte Anadolu’da Pers egemenliği sona erdi. Bu tarihte Smyrnalılar Bayraklı-Tepekule merkez olmak üzere çevresindeki köylerde yaşamaktaydılar. Bayraklı-Tepekule’deki kentin ele geçirilmesinin İskender tarafından çok zor olmadığı, kısa bir muharebeden sonra kontrol altına alındığı anlaşılmaktadır. Deniz ve karayı bu kadar iyi konumda görebilen Kadifekale’nin Smyrna’nın ele geçirilmesi sırasında askerlerinin taktik hareketliliğini izlemek isteyecek olan Büyük İskender için uygun bir nokta olacağı açıktır. Kısa yaşamının sadece bir gününü veya birkaç saatini geçirdiği Smyrna’da, yorucu bir kara yolculuğu sonunda, bu tepe üzerinde dinlenen ve avlanan İskender ile ilgili Pausanias’ın (VII.5. 1) öyküsü şöyledir:

“Philippos oğlu Aleksandros, şimdiki kenti, uykusunda gördüğü bir düş yüzünden kurdu; Pagos Tepesi üzerinde avlanmaktayken, avdan dönüşünde, söylendiğine göre, Nemesisler’in tapınağının önüne gelmiş; burada tapınağın önünde bir kaynak ve onun suyu ile büyümüş bir çınar ağacı varmış. Çınar ağacının altında uyurken Nemesisler ona görünerek burada bir kent kurmasını ve İzmir halkını eski kentten çıkarıp oraya getirmesini buyurmuşlar.”

Uykusundan uyanan İskender’in düşünü çevresindekilerle paylaştığı ve gereğinin yapılmasını istediği anlaşılmaktadır. Sefer sırasında boş geçirecek zamanı olmayan İskender’in Smyrna’dan ayrılmasından sonra Bayraklı Smyrnası’ndaki ata yadigari mülklerinden ayrılmak pek de istemeyen Smyrnalıları ikna etmek için bölgenin en güçlü kehanet merkezi olan Klaros Apollon Kutsal Alanı’na gidilerek danışıldı. Nitekim Pausanias (VII.5.1) yukarıdaki öyküye devamla bu durumu şöyle anlatır: 

“Bunun üzerine İzmirliler Klaros’a (Apollon’a) elçiler göndererek durum hakkında fikrini sordular ve tanrı cevap verdi: Kutsal Meles’in ötesindeki Pagos’ta oturacak olanlar eskisine göre üç kat, dört kat daha mutlu olacaklardır.”

İskender’in M.Ö. 323’de Babil’de ölmesinden sonra Smyrna ve çevresi kısa süreliğine Kleitios ve ardından da M.Ö. 301’e kadar Antigonos Monophtalmos, M.Ö. 281 yılına kadar da Lysimakhos’un kontrolünde kaldı. Smyrna’nın Bayraklı-Tepekule’den (Eski İzmir), şimdiki yerine, Kadifekale’den denize kadar olan yamaca taşınması Strabon’a göre Antigonos Monophtalmos ve Lysimakhos tarafından gerçekleştirilmiştir.

Bulunan seramik örnekleri Kadifekale’deki ilk surların bu taşınma aşamasında, M.Ö. 4. yüzyılın sonu - 3. yüzyılın başında inşa edildiğine işaret etmektedir. Kadifekale kentin en kutsal alanıydı. Benzeri tüm kentlerde olduğu gibi kentin ana tanrıçası için en uygun noktaydı. Yapılan kazı ve araştırmalar Athena kültünün varlığına ilişkin bilgilere henüz ışık tutmamış olsa da ele geçirilen bir kase üzerindeki Artemis yazısı bu kültün tepe üzerindeki varlığına işaret etmektedir.    

Son yıllarda güney surlarda yapılan kazılarla ortaya çıkan Helenistik surlar kentin ilk projelendirilen inşaat faaliyetlerinden biriydi. 3 m kalınlığındaki surlar içten ve dıştan bosajlı bloklarla doğrudan anakaya üzerine yapılmıştı. 600 x 210 metrekarelik yaklaşık bir alanı çevreleyen Kadifekale’deki surun Roma döneminde tümüyle gözden geçirildiği ve yeniden düzenlendiği anlaşılmaktadır.

İmparator Andronikos I Komnenos ile birlikte başlayan Bizans’taki taht kavgaları 1204’te 4. kez yola çıkan Haçlıların seferi Kudüs’e gitmek yerine İstanbul’a yönelerek kenti ele geçirip yağmalamaları ile son buldu. Devleti ayakta tutmaya çalışan ve Konstantinopolis’i terk etmek zorunda kalan Theodoros I Laskaris İznik merkezli olarak 100 yıl kadar Batı Anadolu’da ve Smyrna’da Bizans İmparatorluğu’nun etkin olmasını sağladı. Özellikle Ioannes III Vatatzes (1222-1254) zamanında Smyrna yakınındaki Nymphaion (Kemalpaşa) İznik-Bizans Devleti’nin idari merkezi olurken, Smyrna devletin en önemli ticaret ve askeri limanı ile tersanesi haline geldi. Yeni durumunda Bizans’in en önemli limanı haline gelen Smyrna’nın savunmasını güçlendirmek için uzun süredir ihmal edilen kent surları ile birlikte Kadifelale surları da esaslı bir onarımdan geçirilmiştir. Kadifekale surlarının bugünkü hali bu dönemden kalmadır. Kale içinde ise yine bugün görülebilen ve iyi durumda korunmuş olan sarnıç yapısı ile bir kilise (Olasılıkla Hagios Demetrios Kilisesi idi.) ve manastır da inşa edilmişti. Güçlendirilmiş surları, ibadet yapıları ve sarnıcı ile hem güvenlik hem de diğer temel ihtiyaçlara yönelik inşaat faaliyetleri kale içinde sivillere dönük konut gibi yaşam alanlarını da tetiklemiş ve böylece bir bölüm İzmirlinin yaşayabileceği ve sığınabileceği klasik bir kale kent haline dönüşmüştü. Kalenin kuzeybatı köşesi ise hem kalenin güvenliği hem de İzmir’in güvenliğine katkıda bulunacak bir hisara dönüştürüldü. Bugün surlar ve sarnıç dışında diğer yapı izlerine ilişkin arkeolojik bulgulardan yoksun veya eksik bulunmaktayız. 

Sarnıç, dönemin kale içindeki en önemli kamu yatırımlarından biri idi. Sarnıç hakkında ilk bilgileri günümüze aktaranlardan biri olan Katip Çelebi ondan “Eski kalenin 40 direkli ve yer altında sarnıcı vardır” diye söz etmektedir. Andezit ana kaya oyularak yapılan sarnıç 20 adet dörtgen planlı fil ayaklar tarafından taşınan kemerli ve haçvari tonozlu üst örtüye sahiptir.

Türk egemenliği 

Türkler, 13. yüzyılın ikinci yarısında ve 14. yüzyılın başlarında Moğollardan kaçarak Anadolu’da Bizans ile Anadolu Selçukluları arasında doğal sınırı oluşturan Sakarya’dan Büyük Menderes’e uzanan hat boyuna yığılmışlardır. 1300 civarında artık hemen bütün Anadolu, Türklerin eline geçmiş, Nikaia, Sardeis, Philadelphia, Magnesia gibi kale kentler ile Phokaia ve Smyrna gibi birkaç liman kenti Türk seli ortasında birer adacık durumunda idiler. Bu dönemde en geç 1310’da Kadifekale’nin Aydınoğlu Mehmed Bey’in eline geçtiği, ancak Liman Kalesi ve limanının kontrolünün Cenevizlilerin elinde kaldığı bilinmektedir. Kadifekale, bu tarihten itibaren İzmir’in Türk sakinlerinin mekanı oldu. Mehmed Bey’in beylik topraklarını çocukları arasında paylaştırdığında İzmir Umur Bey’e verilmiştir. Umur Bey’in ısrarlı çabasıyla Liman Kalesi de 1326’da Cenevizlilerden alınmıştır. Böylece ilk kez İzmir’de aşağı ve yukarı kentte Türk hakimiyeti kurulmuş oldu. İzmir’deki tersanelerde inşa edilen donanma ile İstanbul’a kadar olan bölgede Umur Bey akınlar yapıyordu. İbni Batuta’ya göre bu akınlardan yılan Rumlar en sonunda Papa’ya başvurmuşlar ve 1344’de Kıbrıs, Cenova, Venedik ve Rhodos’un sağladığı gemilerden oluşan bir Haçlı donanması ani bir baskın ile Liman Kalesi’ni ve kale civarındaki şehri ele geçirmiş, Umur Bey’in donanması yakılmıştır. Umur Bey, ölümüne kadar kaleyi tekrar ele geçirmek için çaba gösterse de başarılı olamamış, 1348’de kaleden atılan bir okla sonunda bu uğurda ölmüştür.

 

1389’da Aydınoğullarının toprakları Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı egemenliğine girdi. Yıldırım Bayezid de çok uğraşmasına rağmen Aydınoğulları gibi Liman Kalesi’ni ele geçirememişse de “Türk İzmir” olarak ünlenen Kadifekale ve yamaçlarındaki Agora’ya kadar olan yerleşimi kontrol altına alınmıştır.

İlk Osmanlı egemenliğini takiben Moğollar İzmir’de görünmüştür. Daha önce Umur Bey zamanında kısa bir süre ele geçirilmesi dışında bir türlü Türkler tarafından ele geçirilemeyen liman kalesini (Hisar Cami ve Kızlarağası Hanı’nın bulunduğu yerdeydi) alarak kısa sürede İzmir’i terk eden Moğollar kentin yönetimini Aydınoğulları’nın mirasçısı Musa Bey’in kontrolüne verdiler. Böylece hem “Türk İzmiri” hem de bugün de söylene giden adıyla, liman kalesi ve çevresindeki yerleşim alanını ifade eden “Gavur İzmiri” ilk kez bir arada Türk kontrolü altına girmiş oldu. Musa Bey’in ardından Cüneyd Bey’in egemen olduğu kent 1415’te Çelebi Mehmed’in eline geçince Liman Kalesi gibi Kadifekale surları da bir daha mukavemet için kullanılmasın diye onun tarafından yıktırılmıştır. Yıktırılan surlar 15. yüzyılda Fatih zamanında yeniden onarılmış, güney surları bugün halen görülebileceği gibi üçgen ve dörtgen planlı payandalarla desteklenmiştir.

Türklerin Kadifekale’ye hakim olmasını takiben kale içindeki kilisenin Türkler tarafından bir kale camisine dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır. Son yıllarda yapılan kazı çalışmaları ile sonraki yüzyıllarda kente gelen seyyahlar ve araştırmacılar tarafından şapel ve mescit olarak tanımlanan yapının temellerine ulaşılmıştır. Bu kalıntıların tipik bir cami özellikleri gösterdiği görülmüştür.

18.yüzyıla gelindiğinde, yüzyılın ikinci yarısında kente gelen seyyahlardan Chandler, Kadifekale’nin harap durumda olduğundan bahsetmekte ve bu tanımlamadan kalenin tüm fonksiyonlarını kaybettiği ve tümüyle terk edildiği anlaşılmaktadır.

Uzun bir suskunluk sürecinden sonra 20. yüzyılda çevresi yapılarla dolan görünmez hale gelen kale son yıllarda yapılan kısmi onarımlar ve peyzaj çalışmaları ile İzmir’in en sakin ve en güzel göründüğü yer olma özelliğine sahiptir. İzmir Büyükşehir Belediyesi bir yandan Kadifekale surlarının onarımı ve sağlıklaştırılmasına dönük bir proje hazırlamakta diğer yandan da kale çevresindeki modern yapılara dönük istimlak ve yıkım çalışmalarını sürdürmektedir. Bu çalışmaların sonucunda Kadifekale hak ettiği itibara tekrar kavuşacaktır.

 

DERGİ ARŞİVİNDEN